Aug 20, 2007

Yazan Kategori Genel, Konu Dışı Mevzular | Yorum Yok

Aslan gibi adamsın gidip dilensene

Aslan gibi adamsın gidip dilensene

Bedevinin biri, yakıcı güneşin altında, çölde yolculuk yaparken, üstü başı perişan, yürüyecek mecali kalmadığından sürünen, yorgunluk ve susuzluktan ölmek üzere olan birini görüyor. Adamın bu perişan haline üzülen bedevi, hemen devesinden inip su ve yiyecek vererek adama yardımcı olmaya çalışıyor. Karnı doyan ve suyu içen adam, bedevinin dikkatsizliğinden ve ona olan güveninden de yararlanarak bir anda deveye atlayıp kaçmaya başlıyor.

Elindeki her şeyi kaçıran ve çölün ortasında ölüme terk edilen bedevi, adamın arkasından sesleniyor: “Tamam her şeyimi al git ama bu yaptığını kimseye söyleme!”

Bu sözlere şaşıran hırsız deveyi durduruyor ve soruyor: “Neden kimseye söylemeyeyim?”

Bedevi yine aynı ses tonuyla yanıtlıyor: “Çünkü sen bu yaptığını birilerine anlatırsan, bu hikâye her yere yayılır ve çölden geçen yolcular, rastladıkları zor durumda kalan insanlardan korkarak onlara asla yardım etmezler.”

Bugün içinde bulunduğumuz duruma bakıyorum da, sanırım o deveyi çalan hırsız çenesini tutamamış. Bedeviyi ölüme terk ettiği gibi, onun son arzusunu da yerine getirmemiş. Çünkü bunu anlatmamış olsaydı, bugün ne çevremizde onun gibi milyonlarca hırsız yaşardı ne de çöllerde ve şehirlerde insanlar açlıktan kırılırlardı.

Yolda gördüğüm insanlara acımaktan vazgeçtim artık. Yakalanan her dilencinin banka hesabından binlerce lira, müstakil evinin garajından lüks arabaların çıktığını görünce, hangisine güvenebilir ki insan?

Devletin bu işe çözüm bulmaya niyeti yok. Göz boyamak için arada bir toplayıp götürseler de, aynı dilenci ertesi gün yine işinin başına dönüyor ve aynı noktalarda dilenmeye devam ediyor. Bu soruna gerçekten çözüm bulmak isteseler, aynı kişi yıllar boyu aynı trafik ışıklarında dilenir mi?

İsterseniz her gün geçtiğiniz yoldaki sabit dilencilerden birinin günlük hasılatını hesaplamayı deneyin. Her kırmızı ışıkta ortalama ne kadar “kazandığını” ve kırmızı ışığın günde kaç kez yandığını hesaplayın. Aranızda istifasını verip kendine güzel bir kavşak bulmaya çalışanlar olmaz umarım. Eğer niyetlenirseniz bir de kavşakların hava parasını ödemek zorunda kalırsınız. Çünkü özellikle büyük şehirlerin işlek caddelerinde, her kavşağın sahibi belli. Öyle kolay kolay dükkân açamazsınız.

Çevremde “hırsızlık yapmasından iyidir” diyerek bunlara para verenleri de görüyorum. Eğer para vermezsek hırsızlığa teşvik edermişiz onları. Peki, para vermediğimizde neden hırsızlığa niyetleniyorlar? Karınlarını doyurmak için ellerinden gelen tek şey hırsızlık veya dilencilik mi? Başka bir seçenekleri yok mu?

Para bulamadığı takdirde hırsızlık yapacak olan adamın ruhunda zaten hırsızlık vardır. Para kimseye yetmez. Kendi hayalindeki zenginlik sınırı bankadaki 200.000 dolar olan bir insan, o hedefe ulaştığında 500.000, onu geçtiğinde 1.000.000 doların peşine düşer. Bu insanların kimisini kazandığı parayla birlikte yükselen yaşam standartları, kimisini de yaşam standardı değişmemiş olsa bile, biriktirme hırsı buna zorlar. Ve siz bu adamlara para vermeye devam ettikçe, onlar asla doymayacak ve hep daha fazlasını isteyeceklerdir.

Biraz acımasız mı oldu? Evet, ben de bedeviye inandım ve yardıma muhtaç görünen birçok insanın aslında yalan söylediğini fark ettim.

İşte bu şekilde alıyorlar insanın içindeki güzel duyguları. Öyle bir toplum haline geldik ki, ağız tadıyla birbirimizin ihtiyaçlarını bile karşılamaya çekinir olduk. Dilencilikle köşeyi dönmeyi planlayan bu hayvanlar yüzünden, gerçekten ihtiyacı olanlar da ihtiyaçlarını gideremiyorlar ya, sadece onlara üzülüyorum.

Yorumlara kapımız açık