Sep 15, 2007

Yazan Kategori Dünden Bugüne Hikayeler, Formula 1, Genel | Yorum Yok

Casusluğun bedeli

Casusluğun bedeli

Bruce McLaren 1966 elleriyle yaptığı ve ismini verdiği McLaren Ford M2B ile 1966 Monaco Grand Prix’sinde ilk ciddi yarışına çıktığında Formula 1 dünyasının gelecekte nasıl şekilleneceğini hiç düşünmüş müydü acaba…

McLaren oyuna dahil olduğunda Formula 1 henüz 16 yaşındaydı. Başlarda Ford motoru kullandılar, sonra bir süre Alfa Romeo ve yeniden Ford. Sonra bir süre TAG, onun ardından Honda ile nefes kesen bir efsane yıllar süreci, sonra Mercedes ile inişli çıkışlı bir McLaren klasiği…

McLaren Ford ve ardından McLaren TAG ismiyle Formula 1′in zirvesini iki yılda bir ziyaret ediyorlardı. Emerson Fittipaldi, James Hunt, Niki Lauda, Alain Prost, Keke Rosberg… Büyük pilotlarla kaliteli yarışlar çıkarıyordu McLaren.

1988 sezonu başladığında yeni bir efsanenin doğduğunu kimse bilmiyordu belki. Ancak McLaren Honda doğmuş ve Ayrton Senna adında bir Brezilyalı da bu otomobilin sürücü koltuğuna oturmuştu. 1988, 1989, 1990, 1991 yıllarında şampiyonluk şampanyasını patlatan hep Ayrton Senna, onu kürsüye getiren de hep McLaren Honda olmuştu.

Senna ve Honda ile zirveye yerleşen McLaren, Honda’nın Formula 1′i, kısa süre sonra da Senna’nın bu dünyayı bırakmasıyla bir sezon Ford, bir sezon Peugeot ile çalıştı ve en sonunda Mercedes’te karar kıldı. Sıcak ülkelerin Senna’sı mezarında dinlenirken, McLaren soğuk ülkelerden Hakkinen ile anlaştı.

2000’li yıllara pistlerde rüzgâr gibi esen buz adam Hakkinen ile girdi McLaren Mercedes. Şampiyonluklar birbirini kovalarken bir süre sonra yeşil bir Benetton Renault’un içinde sürekli sırıtan, koca çeneli bir Alman, McLaren efsanesini yavaşlatmaya başladı. Ardından Ferrari’ye geçen sevimli Alman ve Finlandiya’nın buz adamı arasındaki mücadeleler, bir zamanların Senna & Prost mücadeleleri gibi dişliydi.

Senna & McLaren ortaklığının bir benzeri olan Schumacher & Ferrari ortaklığı, modern Formula 1 dünyasının kupalarını başka takımlara kaptırmamayı kafaya koymuşlardı.

Rakiplerin ilerlemesi karşısında gerilemeye başlayan McLaren, bir zamanlar Lauda, Prost, Rosberg, Senna gibi pilotlarla yarışan kendisi değilmiş gibi, Montoya, Wurz, De la Rosa gibi isimleri piste sürmeye başlamıştı. Evet, yeni bir buz adam keşfetmişlerdi, bu yeni buz adam gerçekten buzdu üstelik, Hakkinen gibi gülümsediğini görmek bile zordu. Sadece yarışırken değil, podyumda kupasını kaldırırken bile gülmüyor, gülemiyordu. Gülmemeyi ilke edinmiş Raikkonen’e McLaren de yardımcı oldu ve yarışları yarım bırakmayı ilke edinmiş bir otomobil verdi.

Raikkonen en iyi yarışını da çıkarsa, motor ya yandı, ya stop etti; ya lastik patladı ya da süspansiyon kırıldı. Şanssız Kimi Raikkonen otomobilin dertleriyle uğraşırken İspanya’dan kopup gelmiş bir genç, altındaki Renault ile toplamaya başladı bütün kupaları. Yılların McLaren’i, Ferrari’si, Honda’sı seyrederken Renault, Alonso ile bütün yarışlarda kürsüye çıkıyor, bir değil ikinci şampiyonluğunu alıyordu.

Ancak geçmişi başarılarla dolu olan McLaren’da yeni başarılar aramak, Renault ile dünya şampiyonu olmaktan daha çekici geldi Alonso’ya. Geleceğin şampiyonu olarak görülen Kimi Raikkonen’in McLaren’dan Ferrari’ye, son iki yılın şampiyonu Alonso’nun da Renault’dan McLaren’a geçmesiyle 2007 Formula 1 sezonu başladı.

Sezon başladı başlamasına ama ortada bir gariplik vardı. 2–3 sezondan beri yarış tamamlama kapasitesine sahip bir otomobil üretememiş olan McLaren, çok hızlı, çok sağlam, asla motor arızası çıkarmayan bir otomobille pistlerdeydi. Bu sezona kadar Michelin kullanan bütün takımlar yeni Bridgestone’lara alışmaya çalışırken, McLaren yıllardır Bridgestone kullanan Ferrari’ye çaylak pilotu Hamilton’la tur bindiriyordu.

İlk yorumlar, Renault’un medyatik patronu Flavio Briatore’den geldi: “Biz daha lastiklere alışıp yükseklik ayarlarını tutturamadık, bu adamlar 40 yıllık Bridgestone kullanıcısı gibi sürüyorlar, bunda bir iş var.”

Flavio Briatore’de her konuya burnunu sokma hastalığı olduğu için FIA gülüp geçti, medya “Briatore Renault’un başarısızlığının acısını McLaren’a sataşarak çıkarmaya çalışıyor” dedi.

Ferrari teknik menajeri Nigel Stepney, o günlerde yaptığı açıklamada Ross Brawn’ın ayrılmasından sonra takımın tadının kaçtığını, kendisinin de ayrılmak istediğini ve tekliflere açık olduğunu söyledi.

2008 için Honda ve McLaren ile çeşitli görüşmeler yapan Stepney, daha sonra yaz tatili için İtalya’dan ayrıldı. Tam o günlerde Ferrari’den yapılan açıklama, ortalığı karıştırdı. Yarış sonrası yapılan rutin kontrollerde Raikkonen’in otomobilinin benzin deposunda beyaz bir toz bulunduğu, yapılan teknik incelemenin ardından bu tozun depoya otomobilin performansını düşürmek için atıldığı tespit edildi.

Olayın baş şüphelisi Nigel Stepney’di ve o henüz tatildeyken, 21 Haziran 2007′de henüz istifa etmemiş olduğu takımı Ferrari, kendisini casusluk ve sabotajla suçlayarak İtalya’da dava açtı. Tatilini yarıda kesen ve İtalya’ya dönen Stepney, şahsını küçük düşürdükleri iddiasıyla Ferrari’ye karşı dava açtı.

Biz daha “n’oluyor ya?” diye düşünürken, Ferrari’nin ihbarıyla McLaren baş tasarımcısı Mike Coughlan’ın evinde polis tarafından arama yapıldı ve Ferrari’ye ait 780 sayfalık AR-GE belgesi bulundu. Bu teknik belgelerin bulunmasının ardından, McLaren da baş tasarımcısı Mike Coughlan’ın görevine son verdi ancak olaylar büyümeye başlamıştı.

FIA, McLaren araçları üzerinde teknik inceleme yapmaya karar verdi, McLaren da Mike Coughlan’ın evinde bulunan belgelerin asla kullanılmadığını, takım yönetiminin bu belgelerden haberi olmadığını açıkladı.

McLaren patronu Ron Dennis, sürekli bunun bireysel bir hırsızlık olduğunu, takıma mal edilmemesi gerektiğini, Mike Coughlan’a gereken cezayı verdiklerini ve takımdan da kovduklarını anlatıp durdu.

Bu esnada Stepney ve Coughlan’ın 2008 sezonu için Honda ile ön görüşme yaptığı söylentileri ortaya çıktı, Honda patronu Nick Fry bu söylentileri doğruladı ancak bu kadar karanlık işlere bulaşmış isimlerin Honda’da yer alamayacağını söyleyerek takımını bu karmaşanın içine düşmekten kurtardı.

Bu esnada Londra Yüksek Mahkemesi’nin Coughlan’ı, Roma Yüksek Mahkemesi’nin Stepney’i ifade vermeye çağırması ve McLaren ile Ferrari’nin sürekli birbirlerini tehdit etmesi, Renault patronu Flavio Briatore’nin de olmadık yerde lafa karışarak işi magazinleştirmesi, tehlikeli okların Honda’nın üzerinden uzaklaşmasını sağladı.

21 Temmuz’da FIA’nın McLaren otomobilleri ve çalınan belgeler üzerindeki incelemeleri tamamlandı ve McLaren’ın korktuğu başına geldi: İfade vermek üzere Dünya Motor Sporları Konseyi’ne (WSMC) çağrıldılar.

Paçaları tutuşan McLaren açıklama üstüne açıklama yayınlayarak takımdan kimsenin Coughlan’ın elindeki belgelerden haberdar olmadığını söyledi. Ron Dennis’in açıklamaları kısmen de olsa işe yaradı, WSMC duruşmasında Ferrari’ye ait gizli belgeleri bulundurmaktan suçlu bulundular ancak bu bilgilerin otomobillerde kullanıldığında dair bir kanıt bulunamadığından ceza almadılar. Takımın gözaltında tutulacağı ve gelecekte bu yönde bir kanıt bulunursa şampiyonadan ihraç edileceği de McLaren’a bildirildi.

McLaren’ın soğuk terler dökerek ve gizliden gizliye sevinerek çıktığı duruşmadan, Ferrari sinirden köpürerek çıktı ve Ferrari’yle birlikte İtalya federasyonu da kararı protesto edince, WSMC kararı FIA tarafından temyize götürüldü.

Ron Dennis “biz bir şey bilmiyoruz, her şey Coughlan’ın bok yemesi” şeklinde açıklamalar yapmaya devam ederken FIA; Pedro de la Rosa, Fernando Alonso ve Mike Coughlan arasındaki mail muhabbetlerinin tüm kayıtlarını ortaya döküverdi.

FIA, bu görüşme kayıtlarının açığa çıkmasının ardından pilotlara bu skandalla ilgili herhangi bir bilgileri varsa bunu en kısa sürede federasyona bildirmelerini, aksi takdirde ağır yaptırımlarla karşılaşacaklarını ifade etti. Ancak pilotlar konu hakkında bir bilgileri olmadığını söyleyerek gizli belgelerle ilgili bir açıklama yapmadılar.

McLaren ekibi, yöneticisinden mekanikerine kadar bu pislikten haberdardı ancak inatla yalan söylemeye devam ediyorlardı.

Bunun üzerine WSMC davayı temyizden çekti, olaylar kızışmaya ve yeniden mahkeme hazırlıkları yapılmaya başlandı. 7–8–9 Eylül 2007 İtalya Grand Prix esnasında İtalyan hakimler McLaren yetkililerini padokta ziyaret ederek soruşturma altında olduklarını bildirdiler.

FIA, 13 Eylül’de yapılması planlanan temyiz duruşmasını iptal ettiğini, o gün WSMC duruşması olacağını duyurdu.

WSMC toplantısı gerçekleştirildi ve bu kez toplantıdan gülerek çıkan taraf Ferrari oldu. WSMC, dünya motorsporları tarihinin en büyük cezasını vermişti:

“Vodafone McLaren Mercedes Formula 1 Takımı’nın 2007 Formula 1 Dünya Şampiyonası’nda aldığı tüm puanlar silinmiştir ve sezonun geri kalanında puan alamayacaktır. Takım ayrıca 100 milyon dolar para cezası ödeyecek ve takımlar klasmanında puan sahibi olmadığı için FOM tarafından da desteklenmeyecektir.

Yeterli kanıt sunulması üzerine pilotlara dokunulmazlık sağlanmış ve puanları silinmemiştir. Ancak McLaren pilotlarından biri herhangi bir yarışta kürsüye çıkarsa, takımın temsil edilmesine izin verilmeyecektir.

WSMC, McLaren Mercedes takımının 2008 yılında kullanacağı otomobilin detaylı teknik raporunu inceleyecek ve 2008 sezonu’nda takımın şampiyonadan ihraç edilme ihtimali veya herhangi bir ceza verilip verilmeyeceği bu incelemenin sonucunda belli olacaktır.”

1966’dan beri yarışan, hemen her sezonu ilk 3 sırada tamamlayan ve efsane şampiyonluklara imza atmış olan bu eski ve köklü takımı beceriksizce yönetmek Ron Dennis’in yüzünü de kızartmadı hiç. Çünkü cezanın açıklanmasının ardından bile “pilotlarımız yarışacak, McLaren seneye yine pistlerde olacak” diyerek sırıtmaya devam etti. Üstelik duruşmada her şeyi itiraf etti ve Mart ayından beri belgelerin Coughlan’da olduğunu bildiğini söyledi.

Rakibi Briatore’nin bile “Ohha! O kadar ağır ceza mı olur!?” diyerek FIA’yı eleştirdiği cezanın ardından Ron Dennis’in saçma sapan açıklamalar yapmaya devam etmesi, şoktan çıkamamasından kaynaklanıyor sanırım. Böylesine prestijli bir spora bu kadar basiretsizce davranan yöneticileri yakıştıramıyorum.

McLaren taraftarı değilim, hatta Honda’nın bir gün podyumlara geri döneceğine inananlardanım. Ancak taraftarı olmasam da böylesine büyük bir takımın bu kadar çirkefe batırılması hoş değil.

Bu adamlar kürsüye koşarak mı çıktılar? WSMC kararı da ayrı komedi. Takımın puanları siliniyor ama pilotların puanları silinmiyor çünkü onların suçu yokmuş. Pedro de la Rosa, Fernando Alonso ve Mike Coughlan arasındaki mesajlaşmalar duruşmada okunmasına rağmen böyle bir karar alınıyor üstelik. Bu adamlar bundan sonraki yarışlarını bisikletle mi kazanacaklar? Madem bu otomobil sanayi casusluğu sonucunda üretildi, o zaman bu otomobille alınan tüm puanlar silinmeli. Yasadışı otomobille yasal yarış kazanmak sadece McLaren için geçerlidir umarım.

Sonuç itibariyle alınan karar Ferrari’nin bu yıl mahkeme kararıyla şampiyon olmasına, McLaren’ın oturup biraz düşünmesine, seneye diskalifiye olmaları halinde Alonso’nun kendine yeni takım bulmasına ve Formula 1′in imajının ciddi şekilde zedelenmesine neden olacak. Ama olaylar ortaya çıkmasaydı da Nigel Stepney ve Mike Coughlan seneye Honda’da buluşmayı başarsaydı o zaman cümbüşü görecektiniz siz.

Yorumlara kapımız açık