Sep 8, 2007

Yazan Kategori Genel, Konu Dışı Mevzular | Yorum Yok

Sanal gerçeklik ve hologram

Sanal gerçeklik ve hologram

Üniversite yıllarındayken ev arkadaşımla birlikte bilgisayar oyunları ve bilim kurguyla kafayı çizmiştik. Akşam sabah bilgisayarda oyun oynar, bilim kurgu filmleri seyreder, video oyunlarının geleceğin dünyasını nasıl etkileyeceğine dair yorumlarda bulunurduk. Laptop teknolojisi çok yaygın değildi o dönemin üniversite gençliğinde, PC’lerini kucaklayan arkadaşların eve doluşmasıyla sabahlara kadar süren Blood, Delta Force turnuvaları yapardık. Ardından Quake ve Unreal piyasaya girerek Blood’un kurşun kalem endamlı Caleb’ini mezarına geri gömdü.

Silahlar elimizde ormanların içinde gezip düşman avlamaya çalışırken, aklımıza sürekli aynı şey gelirdi:

Bu oyunları gerçekten enerji sarf ederek, hissederek oynayabilmek için tek çaremiz Riva’ya gidip paintball oynamak mı? Oyun teknolojisi hayallerin oyunlara, oyunların filmlere, filmlerin gerçek yaşama geçme sürecinin temel taşı mı, yoksa ekran kartı üreticilerinin pazarlama tuzağı mı?

Askerlerin savaş simülasyonlarında kullandığı gözlükler gibi bir gözlük çıksa, delilerin kapatıldığı yumuşak odalar gibi bir odaya kapansak, yapmamız gereken her hareketi sandalyede oturup fareyi oynatarak yapmak yerine yumuşak odada gerçekten yapsak… Neden olmasın ki?

Bunları düşündüğümüz günlerde hologram teknolojisinden haberimiz yoktu tabi, nerden olacak? İzlediğimiz bilim kurgu filmlerinden gördüğümüz kadarıyla biliyorduk biz hologramı. İçinde gezebileceğimiz bir dünya haline gelmesi fikri o zaman düşük voltajlı bir ampul olarak bile yanmamıştı tepemizde.

Ama bugün o dünya yavaş yavaş gerçeğe dönüyor. Bir yandan hologram televizyonlar, bir yandan hologram gösterileri derken, bu ilkel Matrix yavaş yavaş bizi sarmaya başladı.

Yine aynı yumuşak odaya dönelim, deliyiz nasıl olsa. Zifiri karanlık bir yumuşak oda… Hologram teknolojisi her yeri donatmış, monitörde gördüğümüz tüm oyun haritası lazer dalgalarıyla buraya yansıtılmış. İşte oyunun içindeyiz. Kullanacağımız silahların hepsinin maketi elimizde. Çevremize baktığımızda oyunun diğer kahramanlarını, arabaları, binaları görüyoruz. İçinde bulunduğumuz sanal dünya 5 duyu organımızdan 3 tanesini rahatça karşılayacak seviyede. Sadece tat alamıyor ve dokunamıyoruz, oyun içinde kimseyi yalamaya niyetimiz yoksa tatmaya da ihtiyacımız olmaz zaten.

İşte oyun dünyasının sanal gerçekliği. Yalın gerçeklik kadar somut olmasa bile, rüya kadar soyut da değil.

Elbette insanoğlu bu teknolojiyi sadece bilgisayar oyunlarında kullanacak kadar saf değil. Her bilim kurgu ürünü gibi, oyun ve sinema dünyasındaki gelişim evresini tamamladı ve günlük yaşamın kapılarını tıklatmaya başladı hologram.

Günlük Yaşamda Hologram

Kapısını tıklatan hologramı içeri buyur ettiğinde, insanoğlu dünyanın en büyük buluşunu yapmış olacak. Bu ne internet gibi, ne televizyon gibi, ne de gereksiz icat ginger gibi bir buluş olacak. Ve bu yeni buluş internetle el ele verdiğinde, o zaman karşılaşacak insanoğlu sanal gerçeklikle; çevresindeki nesne ve kişilerin gerçek olup olmadığını anlamak için o zaman çaba sarf edecek. Ortaçağ büyücülerinin insanları korkutmak için kullandığı bu sihirli dünya, bilimin gücüyle geçecek sıradan insanların eline.

– Vefat eden babanı karşında mı görmek istiyorsun? Sisteme yükle ve karşına gelsin.

– Hayranı olduğun şarkıcıya ulaşamıyor musun? Sisteme yükle ve birlikte fotoğraf çektir.

– Uzak ülkelere iş seyahatine mi gitti sevgilin? Sisteme yükle ve sohbet et.

– Patronun sana bağırdı ve susmak zorunda mı kaldın? Sisteme yükle ve ağzına geleni söyle.

Yapay zeka + Hologram = Sanal İnsan.

Belki bir sanal kimlik oluşturup yumuşak odasından çıkmayan insanlara rastlayacağız. Sanal dünyasında kendi hayatını yaşayan, sevdiği konu ve hobilerle ilgilenen sanal karakterler oluşturup onlarla sohbet eden…

Ölenle ölmeyen, ancak öleni de sanal dünyasında yaşatmaya devam eden insanlar… Yıllar önce ölmüş karısını her akşam yemeğinde aynı sandalyeye oturtup izleyen insanlar… Gerçekle sanalı, geçmişle bugünü hologramlar sayesinde aynı anda yaşamaya başlayan teknolojik insan ırkı, birgün sanalı ve gerçeği birbirine karıştırmaya başladığında kopacak asıl fırtına.

“Hologram lazer dalgalarının genlikleri ve fazlarıyla oynanarak elde edilen bir ışık oyunu sonuçta. Işığa dokunma şansım da olmadığına göre, dokunamadığım bir dünya benim neyime yarar?” diyenler olacak. Peki basit bir kaplamayla bu ışığa dokunma hissi verilirse neler olur?

Hologramıyla görülebilen, yapay zekasıyla konuşabilen, kaplamasıyla dokunulabilen bir sanal gerçeklik, insanoğlunun yaşamında ne gibi değişiklikler sağlar?

Bunların hepsini sayabilmek için ilkel ancak öğrenmeye açık ve çok hızlı öğrenebilen bir insanın neler yapabileceğini düşünmek yeter.

Reklam ve moda sektörleri, sinema dünyası, savaş taktikleri, casusluk taktikleri, güvenlik sistemleri… Her şeyin yeniden şekillendirilmesine ihtiyaç duyacağımız bir dünya çıkacak karşımıza.

Güzelliğiyle aptallığı doğru orantılı “insan” mankenlere podyumda nasıl yürüyeceğini anlatmak için uzun dersler vermek ve onların kaprislerini çekmek yerine sadece birkaç kod eklentisiyle istediği yürüyüş şeklini verebileceği ve istediği kıyafeti taşıtabileceği “sanal” mankenlere sahip olacak modacılar.

Simone filmindeki Al Pacino’nun dramatik günlerini yaşamadan, sanal olduğu herkes tarafından bilinen aktör ve aktrisler, hatta setler yer alacak sinema dünyasında. Belki set bile kurmaya gerek kalmadan, en dandik romantik komedilerden en karmaşık bilim kurgulara kadar tüm sinema sektörü birkaç GB’lık sabit disklere girecek.

Saruman’ın orduları gibi kalabalık ve şamatacı ordular üzerine gelirken cephedekilerin, belki de o saldıranlar arasında sadece birkaç tane gerçek asker olacak. Uçaksavarlar mevzi alıp beklerken gökyüzünü karartacak kadar kalabalık bir bombardıman uçağı filosu görecekler tepelerinde. Binlerce uçaktan hangisinin gerçek olduğunu anladıklarında belki çok geç olacak. Veya bu uçakların arasındaki birkaç uçağın pilotu, aşağıdaki yüzlerce hedeften hangisini vuracağını şaşırırken termal sistemlere yakalanarak düşecek aşağıdaki sanal cephelere.

İnsanoğlu binlerce yıldır gizlilik üzerine kurdu savaş taktiklerini. Kamuflaj sistemleri geliştirdi, saklananları bulmak için radarlar geliştirdi. Şimdi terse dönüyor iş. Artık kalabalıklar içine saklananları bulmak gerekecek. Ve bu arazide saklananları bulmaktan daha zor olacak.

Reklam ajanslarında hologram tasarımcıları da çalışmaya başlar artık. 3D modellemeciler, müşterilerin kendi evlerinde, salonun ortasında test edebilecekleri otomobiller, beyaz eşyalar tasarlamaya başlarlar.

Kısacası bu teknoloji, insan yaşamını kökünden değiştirebilir.

Neler olacağını yakında hep birlikte göreceğiz.

Yorumlara kapımız açık