Apr 18, 2008

Yazan Kategori Genel, Konu Dışı Mevzular | Yorum Yok

Once upon a time Claudia Cardinale

Once upon a time Claudia Cardinale

Claudia Cardinale 27. Uluslararası Film Festivali’nin konuğu olarak İstanbul’a gelmiş. Görmeyi hem istedim hem istemedim. Filmlerini hayranlıkla izlediğim bir aktristi Türkiye’ye gelmişken görmeyi isterdim elbette, ama siyah beyaz günlerin o eşsiz güzelliği artık 70 yaşında bir teyze. Kozmetik teknolojisinin tüm nimetlerinden yararlanmaya çalışsa da, C’era una volta il West‘teki o şeker Jill değil artık kendisi.

Claudia Cardinale tüm ekran güzelleri gibi, sadece güzellik olarak kaldı aklımızda. Belki de o nedenle yalnız kalıyor yaşlanan güzeller. Ekranda hayranlıkla izlediği güzelliğin değiştiğini görmek istemez insanlar. Bodrum’un eski güzelliğini bilenlerin artık Bodrum’u görmek istememesi, Ağva’nın eski güzelliğini bilenlerin artık Ağva’ya adım atmaması gibi bir şey bu da… Çektiğiniz fotoğraflarla, beyninizin bir köşesine yerleşmiş hatıralarla yetinirsiniz. Görmek istemezsiniz o halini. Çünkü sizin için güzellik sözcüğünü karşılayandır o; değiştiğini görmek üzer.

Dünyanın doğası gereğidir bu değişim. Eski güzellikler kaybolur, yerine yenileri gelir ama gelen gideni her zaman aratır. Yavaş değişimlere alışır insanoğlu ama bir nesilde gerçekleşen hızlı değişimlere alışmak zor olur. Prost’un yakıp parçalayarak caddelerle doldurduğu İstanbul’un eski halini bilmediğiniz için yeni halini kabullenebilirsiniz, ama Acarlar’ın ormanları yakarak villa tarlasına çevirdiği Kavacık tepelerini görmek içinizi acıtır.

Karşı çıkmayın buna, çabalamayın. Tıpkı Claudia Cardinale’nin doğanın kanunlarına karşı çıkamayarak 70′lik teyze haline gelmesi gibi, Acarlar’ın önderliğinde yok edilen Kavacık’tan sonra Çavuşbaşı da bir başkasının elinde yok olur, topluca katlettiğimiz Bodrum’dan sonra MNG’nin önderliğinde Milas da yok olur. Doğmak, yaşamak, yaşlanmak ve ölmek değil mi bu evrenin kaderi, kendisinden en küçük üyesine kadar?

Keşke doğal güzelliklerin de Claudia Cardinale gibi kendi kendine yaşlanmasını bekleyebilseydik. Ama yaşlanmayı hızlandıran virüsler gibi, insanoğlu da dünyanın yaşlanmasını ve bozulmasını görev edinmiş bir virüs türü olarak, sadece görevini yerine getiriyor.

Sophia Loren, Ursula Andress gibi yıldızların döneminden kalan en parlak isimdir benim için Claudia Cardinale. Güzelliğinden ziyade, oynadığı kült olmuş filmler ve bendeki spaghetti western sevgisi ondan bu kadar etkilenmemi sağladı. (Kült filmler açısından bakınca, ilk olarak Once Upon a Time in America‘da daha bacak kadar kızken kamera karşısına geçen ve daha sonra oynadığı birçok film kült olan Jennifer Connelly‘nin de onun yolunu takip ettiğini görüyorum. [Benim ülkemin aktristi Müjde Ar onun makyajını taklit etmekle övünür, başkası da tarzını kopyalayarak başarıya ulaşır. Adamlarla aramızdaki fark bu kadar açık işte. {O değil de bizim anlı şanlı ünlülerimiz de hep taklit ha, aklıma geldi şimdi bak. Zamanının en popüler mankenlerinden biri olan Deniz Akkaya da Liv Tyler taklidi değil miydi?}])

Arşivimdeki en önemli filmlere bakıyorum da; Luchino Visconti Il Gattopardo‘yu, Sergio Leone C’era una volta il West‘i, Federico Fellini Otto e Mezo‘yu, Richard Brooks The Professionals‘ı hep onunla “renklendirmişler”. Bugün de kozmetik teknolojisi onu renklendirmeye çalışıyor. Eski günlerine geri dönüp baktığında neler düşünüyor acaba, çok merak ediyorum. Doyabildi mi bu dünyaya? Hayranlarına, güzelliğine, şöhrete, başarıya? Bugün aynaya baktığında 30 yıl önceki halini hatırlayıp da içleniyor mudur? “Gurur duyuyorum yaptıklarımla, rahatça ölebilirim” mi diyordur, “bu yaşlı halime bile razıyım, güzelliğim geride kaldı ama yine de ölmek istemiyorum” mu diyordur, yoksa geçen yıllara lanet okuyup eski günlerini özleyerek bunalımdan bunalıma mı koşuyordur?

Merak… Güzelliği nedeniyle el üstünde tutulan bir kadın güzelliğinden uzaklaştıkça neler düşünür? Kozmetik ve estetik teknolojisinin yetersiz kaldığı Ajda Pekkan son çare olarak duvar boyası üreten Polisan’a tutundu mesela, Polisan da yetersiz kalınca nereye tutunur bu insanlar? Dünyaya ve güzelliğine doyabilen kimse var mı Marilyn Monroe’dan başka?

Yaşlılığı kabullenmek neden bu kadar zor?

Yorumlara kapımız açık