Dec 2, 2008

Yazan Kategori Dünden Bugüne Hikayeler, Genel, Konu Dışı Mevzular | Yorum Yok

Somali’nin kara belası ABD

Somali’nin kara belası ABD

Somalili korsanların patırtısı üzerine korsanlara ilgimiz arttı bu sıralar. Ama bugün konu başka. Hükümetlere bağlı çalışan korsanların arkasında belli bir güç olurdu eskiden. Somali korsanlarında o güç yok. Somali’nin hiçbir yanında dünyaya kafa tutacak bir güç yok.

Osmanlı’dan arta kalan topraklara mal bulmuş mağribi gibi yığılan Avrupalıların sayesinde, diğer Afrika toprakları gibi Somali de Avrupa ülkelerine peşkeş çekildi. Kuzeyi İngiliz Somalisi, güneyi İtalyan Somalisi olmak üzere iki parça olarak yönetilen ülke, 1960 yılında birleşerek Somali adını aldı.

Aslında tarım ve hayvancılık sayesinde gayet iyi gidiyorlar, kendilerine yetiyorlardı. Bir Afrika ülkesi için kendine yetebilmek, açlıktan ölmemek ne demektir, bunu Afrika’yı görmemiş olan anlayamaz. Somali ülke coğrafyasında sadece %2′lik bir yeri olan tarım alanlarını kullanarak üretebildiği tarım ürünlerini sadece iç ticaretinde kullanmakla kalmıyor, aynı zamanda gayet iyi ihracat yaparak gelen parayla sanayiye yatırım yapıyordu. Üstelik uranyum, petrol, boksit, demir, kalay gibi önemli madenleri de vardı Somali’nin.

Ancak özgür ve birleşik Somali, 1980′lerin başında ABD destekli Muhammed Siyad Barre iktidarıyla tanıştı. Uygulanan IMF politikalarıyla yeni gelişmekte olan sanayi yok edildi, kamu kurumlarının ABD şirketlerine satılması olarak yapılan özelleştirmeler serbest girişimi yavaşlattı ve tarım ürünlerini ihraç eden bir ülke, ithalatçı konumuna düştü. (Tanıdık geliyor mu bu kısım?)

Ülkede başlayan iç karışıklık ticareti ve iş dünyasını karmakarışık bir hale soktu, yerli sermaye canını kurtarmakla meşgulken piyasa sadece çok uluslu şirketlere kaldı. Yok olan tarımın yerine Avrupa ve ABD şirketlerinin ithalatı girdi ülkeye.

1991 yılında, kötü giden gidişi durdurmaya çabalayan Muhammed Farah Aidid bir darbe girişiminde bulundu, yönetimi ele geçirse de darbe başarılı olamadı ve ülkede büyük bir kaos başladı. BM’nin ağababası konumundaki ABD, 1992 yılında restore hope adlı operasyonla Siyad Barre’yi geri getirmek istedi ancak başaramadı ve ülkedeki kargaşa daha da büyüdü.

(Restore hope operasyonlar zinciri bir yıldan fazla sürdü. Hatta bu operasyonlar esnasında iki tane Black Hawk helikopterinin düşmesi ve 18 Amerikan askerinin kurtarılması için 1.000 Somalili’nin öldürülmesi 2002 yılında Black Hawk Down adlı filmle Hollywood tarafından pazarlanmıştır. Amerika’nın geri çekilmek suretiyle yenilgiyi kabullendiği son çatışma olarak kabul edilir. Ancak bu operasyon o kadar iyi pazarlandı ki, Somali’nin adını bile bilmeyen dünya gençliği bir yandan Black Hawk Down adlı filmi izledi, bir yandan da filmden aldığı gazla Delta Force: Black Hawk Down ile “teröristleri” öldürerek oyunda ilerlemeye çalıştı. [Ben de yaptım bunu, Call of Duty ve Medal of Honor ile 2. Dünya Savaşı’nda Almanlarla, Delta Force ile Irak, Afganistan ve Somali’de Müslümanlarla çarpıştım. Bu apayrı bir pazarlama stratejisidir, emperyalizm bunu gerektirir.])

Farah Aidid’in milislerine karşı mücadeleyi kaybeden ABD, Somali’den kısa süreli çekilerek sadece arka plandan iş yönetti, halkı birbirine düşürmeye devam etti.

Gariban ve çaresiz halkı yaşamak için ekmek bulamazken, Etiyopya’nın savaş ilanına aynı şekilde karşılık verdi Somali. Hıristiyan Etiyopya, Somali’deki laik hükümete destek veriyor ve bir İslam devleti kurulmasına karşı çıkıyordu. Etiyopya’nın özellikle Mogadişu ve çevresinde sivil – asker demeden (zaten resmi bir ordu bile yok, her yer cephe, herkes gerilla) her yeri bombaladığı ülkede; İslam adına savaştığını iddia eden gerillalar Mogadişu ve çevresinde etkiliyken, ülkenin bir başka kısmı ABD destekçilerinin, bir kısmı İtalya taraftarlarının, bir kısmı da demokrasi isteyenlerin elinde kaldı. Ve bu ülkede bir hükümet de vardı, insanlar birbirini canlı canlı keserken kime ne diyeceğini şaşıran ve polisine, askerine söz geçiremeyen, yapabildiği tek şey ABD ve İngiltere şirketlerine ihalelerde “yabancı sermaye desteği” sağlamak olan bir hükümet…

Yani görüntüde Hıristiyan – Müslüman çatışması var ortada, ancak biraz derine inildiğinde asıl kazancı konuyla resmi olarak hiçbir bağlantısı olmayanların elinde olduğunu görmek hiç zor değil. Somali halkı laik, demokratik veya seküler bir devlet peşinde değil, Somali halkı sadece karnını doyurmak istiyor. Ama birileri o kadar dayatıyor ki, ülke iki parça halinde İslam ve Hıristiyanlık adına birbirini parçalıyor. Elbette ki İsrail menşeli silah ve cephanelerle?

Rusya’da üretimi durmasına rağmen Afrika’nın neredeyse tüm ülkelerinde üretilmeye devam eden AK–47, AK–74 gibi silahlarla birlikte, M4, M16, M203 gibi ünlü modelleri olan Amerikan Colt markasının envai çeşit üretimi yıllardır Somali’de kullanılmaya devam ediyor.

Etiyopya’nın Somali’ye savaş açması onu güçlü bir ülke gibi gösterse de, orası da Somali’den çok farklı değil. Halkı açlıktan kırılmakta olan Etiyopya’nın tek amacı ABD’nin gözüne girebilmekti.

ABD 1960 yılından beri çabalamasına rağmen tam olarak kontrol altına alamadı Somali’yi. Çok farklı stratejiler denediler, son olarak da Etiyopya ile ortak bir denemeye giriştiler. Somali toprakları, Etiyopya’nın denize açılabilmesi için önemli. Kızıldeniz’e inişi Eritre ve Cibuti adlı iki ABD dostu ülke tarafından engellenen Etiyopya’nın tek çaresi Somali’den kurtulup Aden Körfezi’ne veya direk Hint Okyanusu’na açılmak. ABD’nin derdi ise bir Somali kenti olan Berbera’da (Aden Körfezi sahili) bir üs açarak Afrika’daki sesini yükseltmek.

Yani ABD’nin Etiyopya’ya silah ve taktik yardımı yapması son derece anlamlı oluyor.

Somali’de on binlerce insan öldü, yüz binlerce insan evsiz kaldı. Her bölgede ayrı bir milis grubu hüküm sürdü, bir gün dost olanlar ertesi gün kanlı bıçaklı oldular. Kazanan her zamanki gibi ABD olacak derken…

2008 yılında ABD ve Etiyopya destekli hükümet yenilgiyi kabul etti. İslami milisler iktidara geldiler ve her ne kadar tam anlamıyla bir iktidar olmamış olsa da, 1 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığı Somali’de ölümler, iç çatışmalar kısmen durdu.

1991′den beri adam gibi bir hükümetin olmadığı Somali’de, düzenin adı anarşi oldu. Devlet olmasa da ihtiyaçların karşılanmasının gerekliliği çeşitli milis kuvvetlerinin yurtdışından uçak alıp havaalanları yaparak 15′den fazla havayolu kurmasına, herkesin kendine göre okul, hastane vs. yapmasına sebep oldu.

2008′in başından beri hiç sesi çıkmayan, ABD belasından kurtulmuş olan Somali’ye ne oldu da dünya gündemine pat diye oturdu peki korsan hikâyeleriyle?

Onu da daha sonra inceleyelim.

Yorumlara kapımız açık