Sep 16, 2009

Yazan Kategori Genel, Konu Dışı Mevzular | Yorum Yok

Limonata savaşı

Limonata savaşı

Yeni pazarlar açan firmaları seviyorum. Açacağı yeni yolun tüm riskini üstlenen bu girişimciler başarısız olduklarında kimseye dertlerini anlatamazlar, tüketiciden ve rakiplerinden yedikleri beceriksiz yaftasıyla köşelerine çekilmek zorunda kalırlar. Ancak başarılı olurlarsa rakipler anında taklit ederler.

Yıllardır pastanelerde, büfelerde satılan limonatayı şişelemek Uludağ’ın fikri sanıyordum, değilmiş. Cappy 2001 yılında denemiş bunu, başaramayınca bir daha denememiş.

Fakat Uludağ geçen yıl o kadar başarılı bir deneme yaptı ki, büfelerde ayaküstü atıştırırken içtiğimiz limonata bir anda en popüler şişe içeceklerden biri haline geldi.

Ev limonatasına benzemeyecek tabi ki, Domino’s da Roma cafelerinde yediğimiz pizzalara benzemiyor. Seri üretimle satışa sunulan bir ürün mecburen uzaklaşır orijinalinden. Önemli olan, kendine has lezzeti yakalamasıdır.

Uludağ Limonata bunu başardı. Evde yaptığımız limonataya benzemiyor belki ama, kendine has lezzetli bir tat buldu. Bu sayede %693 ciro artışı sağladı, marka bilinirliğini belki de birkaç kat yükseltti. (Kesin sonuçlar, firmanın çalıştığı ajans olan İletişim Reklam‘dan elde edilebilir sanırım.)

Diğer içecek firmaları önce hiç kımıldayamadılar. Çünkü tam yaz mevsimine girerken piyasaya aniden dalan Uludağ, diğerlerinin o pazara girmesine bile fırsat vermemişti. Fakat sezon bitince, “takdir edilen, takdir edilir” atasözünden ilham alan iki firma daha dalıverdi limonata pazarına: Doğanay ve Cappy.

Bu firmalar kadar agresif reklam kampanyalarıyla girmemiş olsalar da, Aroma Limonata, Chat Limonata, Exotic Limonata, Ülker Limonata ve Pınar Limonata da çıkıverdi piyasaya. Bunca yıldır elini taşın altına sokup da piyasaya bir yenilik getirmeyi düşünmemiş birçok şirket Uludağ’ın açtığı limonata pazarına doluşuverdiler.

Sunpride’ın ardından en leziz meyve nektarlarını ürettiğini düşündüğüm Aroma’nın limonatası, beklediğim kadar başarılı değildi.

Cappy de “baştan denedik beceremedik; moda olmuşken bi’ daha deneyelim,” diyerek girdi sanırım, herhangi bir yenilik getirmedi.

Chat Limonata’yı hiç denemedim.

Yıllardır sadece şalgam suyuyla ismini duyduğum Doğanay, pazarda kendine yer bulabilmek için naneli limonata fikrini takip etti. Uludağ Limonata’yı iyice soğuttuktan sonra içine nane atmak yerine Doğanay’ın naneli limonatasını almak daha rahat oldu.

Exotic Limonata ise piyasadaki en iyi limonata oluverdi. Açıkçası limonatayı şişeleme fikrini de Türkiye’de sıkma meyve suyu üreten tek firma olan Exotic’den beklerdim. Geç kalsalar da tahmin ettiğim kalitede, çok başarılı bir ürün çıkardılar.

Pınar Limonata’nın da tadı gayet nefisti ancak o tada sadece satış noktalarını bulabilenler ulaşabildi. Sadece birkaç kez deneyebildim.

Ülker, “kambersiz düğün olmaz,” düşüncesiyle piyasaya girerken limon kolonyasıyla limonatanın formüllerini karıştırdı sanırım, birkaç yudum denemek uzak durmam için yeterli oldu.

Tüm bu firmalar piyasaya girip pazarını zorlarken, Uludağ da boş durmadı ve kendi ürününde bir geliştirmeye giderek şekersiz limonata çıkardı. Ve Uludağ Şekersiz Limonata bu yaz favori içeceğim oldu.

Elbette bu kadar firmanın sadece pazara girmesi değildir önemli olan, lezzetin yanında pazarlama ağı da çok önemliydi. Gözlemlediğim kadarıyla pazarlama konusunda Uludağ ve Doğanay çok başarılı oldular, diğerlerini birçok yerde bulamadım. Exotic nev-i şahsına münhasır bir firma zaten, her yerde ürünlerini aramak firmaya hakaret olur fakat Aroma ve Pınar dağıtım ağlarına göre çok yetersiz kaldılar.

Sonuçta, Uludağ’ın yüzlerce yıllık limonatayı şişeleyip satma başarısı, yedi farklı firmaya daha bu krizde pazar imkanı verdi. Benim hoşuma giden de bu. Krizde oturup ağlamak veya devleti suçlamak yerine yeni fikirler ortaya koymak.

Tebrikler Uludağ.

Yorumlara kapımız açık