Nov 13, 2009

Yazan Kategori Genel, Konu Dışı Mevzular | Yorum Yok

Sağlık sektörüne para lazım

Sağlık sektörüne para lazım

Ben küçükken Şile’ye pikniğe giderdik. Ümraniye yolları stabilizeydi, Ümraniye Sondurak dediğimiz yer gerçekten de son duraktı. Daha ileri gitmezdi otobüsler. Ümraniye’yi geçtikten yol kenarında kızarmış piliç satan dükkânlar olurdu. Biraz daha gidip Ömerli’yi de geçince mevsimine göre mısırcılar, gözlemeciler, meyve sebze satanlar da olurdu.

Acarkent falan yoktu o zamanlar, Beykoz Konakları da yoktu. Bugün villaların cirit attığı yerlerde çakalların gezdiği ormanlar vardı. Bunları hatırlıyorum diye 100 yaşında zannetmeyin beni, sadece 15–16 sene öncesinden bahsediyorum.

Çevresindeki ormanları kemire kemire Şile’ye kadar dayanan İstanbul sadece ormanları değil, orman köylüsünü, bir şekilde yaşamaya devam eden o sakin kasaba yaşamını da yok etti.

“Eski günler ne güzeldi üf yaa,” diye ağlayacak değilim, böyle olması gerektiği için böyle oldu. Son 50 yılda milyonlarca insanın koşarak gelip doluştuğu bir şehirden bahsediyoruz, daha farklısı beklenemezdi.

Ben “Ümraniye köydü,” diyorum, babam “Maslak’ta çakallar gezerdi,” diye anlatıyor. Eğer dönüp gelir de İstanbul’da yaşarsam çocuklarım Ömerli’deki, Şile’deki gökdelenleri, iş merkezlerini gösterip “eskiden ormandı buralar” diyecekler. Göç engellenmedikçe, normal gelişmeler bunlar.

Aslında kafama takılan başka bir şey bugün.

Bütün dünya aylardır Domuz Gribi tantanasıyla yatıp kalkıyor. Aşılar, ilaçlar, maskeler yok satıyor. Türkiye’de Sağlık Bakanı “herkes aşı olsun,” derken Başbakan kalkıyor, “bana ne ben aşı olmam, gerek yok,” diyor.

Plan basit. Eğer salgından ölürseniz Sağlık Bakanı diyecek ki, “size grip aşısı olun dedik, olmadınız. Müstahak size!”

Eğer aşının yan etkileri yüzünden sakata gelirseniz de Başbakan diyecek ki, “ben olmadım, size de olmayın dedim, müstahak size.” Ne güzel proje, öyle değil mi?

Bundan önce de Kuş Gribi diye bir tantana olmuştu.

Kuş Gribi dönemi bana çok ilginç gelmişti. Çünkü medyanın Kuş Gribi’yle yatıp kalktığı günlerde ben Ankara’da askerlik yapıyordum.

Askerlik yaptığım kışlanın yemekhanesi 600 kişilikti. Dört kişilik masalarda bir kâse içinde dilimlenmiş ekmekler olur, yemeğini alan masaya kurulurdu. Klasik tabldot sistemi işte. Burada ilginç olan ise şuydu:

Biz yemeğimizi alıp masaya oturmadan önce, ekmeklerimizi kuşlar didiklerdi. Yemekhanede uçuşan onlarca serçe ve bir dünya güvercin ekmekleri yeterince didikledikten sonra biz de masaya oturur, o ekmeklerle birlikte yemeğimizi yerdik.

Yemek sonrası gazinoda sigara çay muhabbeti yaparken televizyonda haberler dönerdi:

“Kuş Gribi yine can aldı sayın seyirciler. Ankara’da şu kadar kişi öldü, önlem için şu kadar ördek itlaf edildi.”

Sonra reklamlar başlardı. Kuş Gribi’ne karşı birleşen tavuk üreticilerinin Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu adıyla bir birlik kurduğu, köy tavuklarının tehlikesine karşı çiftlik tavuklarının ne kadar sağlıklı olduğu anlatılırdı reklamlarda. (Bu birliğin adı Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği de olabilir, tam hatırlamıyorum. )

Böcek kovalayarak ilerlediği kariyerinde cahil halkın güvenine bol bol mazhar olan Uğur Dündar da bunların reklamlarında galoşla, boneyle fabrika gezer, “evet, fabrika davuu süper bişiy, köy davuu pis bişiy” diye lak lak konuşurdu.

Askerlik öncesi Şile’ye gider, yumruk kadar köy yumurtaları, kocaman ve leziz tavuklar alabilirdim. Askerden dönünce güvercin yumurtası kadar yumurtalara, kayış gibi tavuk etine mecbur kaldım. Çünkü Kuş Gribi bahane edilerek, kümes hayvancılığı bitirilmişti bu ülkede. Köylünün elindeki tavuk itlaf edilmiş, köyünde yaşayan adam bile Banvit’e, Bey Piliç’e muhtaç olmuştu.

Şile yollarındaki kızarmış piliççiler birer birer kapandılar, kızarmış piliç satan dükkânlarda 45 günde tavukluğa erişmiş acayip mahlûklar satılmaya başlandı. Yapay ışıklarla aldatılıp günde iki kez yumurtlatılan tavukların götü daraldı anasını satayım, güvercin yumurtası gibi yumurtalara talim eder olduk.

Köy tavukçuluğu sağlıklı ve lezzetli tavuk üretimini de beraberinde götürdü ölürken. Her zaman söylerim, sağlık sektörü gıda sektörüyle el ele çalışır. Gıda sektörü size sağlıklı besinler sunarsa sağlık sektörünün işi bozulur. O nedenle sürekli saçmalamak zorundadır bilim adamları ve gıda sektörünün üreticileri. Bugün ak dediklerine yarın kara diyebilirler, çünkü ilaç firmaları öyle ister.

Lamı cimi yok, eğer Kuş Gribi şişirme değil de gerçekten var olan bir salgın olsaydı, Ankara’daki bütün askerler telef olurdu. Kuş Gribi’nin Türkiye’deki en önemli etkisi tavuk sektöründeki firmalara oldu. Yok edilen köy tavukçuluğundan boşalan pazara da onlar çöreklendiler.

Peki, sadece tavuk firmaları mı oldu bu işten nemalanan? Hayır.

Her yıl iki milyon insanın ishalden öldüğü bir dünyada, Kuş Gribi’nden ölen insan sayısı birkaç yüzü bile zor geçerken bütün dünyanın “Kuş Gribi geldi, hepimiz ölcez ühüh” diye sızlanmasının, medyanın sürekli insanlara gaz vermesinin arkasındaki sebep sizin pek kıymetli sağlığınız değil.

Deli Dana, Kuş Gribi, Kene, Domuz Gribi derken seneye gelecek olan hastalık bile belli: At Gribi. Yakında o da çıkar.

İlaç firmaları güzel kâr ettiler bu salgından. Aşılar, maskeler, ilaçlar gırla gitti, milyarlarca dolarlık bir pazar açtılar kendilerine.

Birkaç gündür Perulu bir doktorun yazdığı iddia edilen bir e-posta dolanıyordu internette. Üşenmedim, Carlos Alberto Morales Paitán adlı bu doktorun yazdığı blogu buldum. Evet o yazmış, buradan görebilirsiniz.

Yazı Portekizce, eğer İspanyolcanız varsa da az çok anlarsınız ne demek istediğini. Teyit ettiğim için forward maillerde gezen Türkçe tercümesini de ekliyorum:

(Bush’un çevresindeki adamların ortak oldukları şirketleri araştırırken denk gelmiştim bu yazıda geçen bilgilerden birine. Donald Rumsfeld denen dallama gerçekten de Gilead Sciences adlı firmanın yöneticisi ve ortağı. Irak’a saldıracak yürek var ama şirketin halka açık belgelerinde ismini gösterecek göt yok kendisinde. Her yerde var böyle tipler.)

Dünyada 2000 kişi domuz gribine yakalandı; tüm dünya maske takma yarışında. 25 milyon insan AIDS’e yakalandı; kimse prezervatif kullanmak istemiyor. Domuz gribinin arkasındaki ekonomik çıkarlar nelerdir? Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan ölüyor. Oysa basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Dünyada her sene 2 milyon çocuk ishalden ölüyor. Oysa 23 cm’lik bir serum onları kurtarabilir. Gazeteler bundan bahsetmiyor! Kızamık ve zatürree ve diğer hastalıklardan her sene 10 milyon insan ölüyor. Tüm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Gazeteler bunlarda da bahsetmiyor!

Bundan yaklaşık 10 yıl önce kuş gribi çıktığında bütün gazeteler bizi bilgiye boğdu. Gazeteler bütün dünyayı tehdit eden sadece bu tavukların korkunç hastalığından bahsediyordu. O diğer salgınlardan daha tehlikeliydi. Buna rağmen toplam insan kaybı 10 senede 250. Yani senede 25! Normal grip senede yarım milyon can alıyor. 25′e karşı yarım milyon!

Sadece bir saniye: Niçin kuş gribinden bu kadar bahsedildi?

Çünkü bu tavukların arkasında bir “horoz” vardı, büyük ibikli bir horoz.

Uluslararası Roche ilaç grubu Asya ülkelerine milyonlarca doz Tamiflu sattı, İngiltere hükümeti halkını korumak için 14 milyon doz satın aldı. Kuş gribi sayesinde Roche ve Relenza, iki büyük ilaç grubu milyonlarca dolar kar ettiler. Dün tavuklarla, bugün domuzlarla…

Evet, bugün domuz gribi psikozu başlatıldı. Tüm dünya medyası sadece bundan bahsediyor.

Ekonomik global krizden bahseden, Guantanamo’daki işkencelerden bahseden yok!

Sadece domuz gribinden ve domuzlardan bahsediliyor.

Kendi kendime soruyorum: Eğer tavukların arkasında bir “horoz” varsa, domuz gribinin arkasında neden büyük bir domuz olmasın?

Kuzey Amerikalı Gilead Sciences Tamiflu’nun sahibi. Bu işletmenin en büyük hissedarıysa tam bir kişilik: Donald Rumsfeld! George Bush dönemi savunma bakanı, Irak savaşının stratejisti!

Roche ve Relenza hissedarları milyonlarca dolarlık Tamiflu satışı nedeniyle ellerini ovuşturuyorlardır. Gerçek “epidemi” çıkar salgınıdır, sağlık paralı askerlerinin çıkarları.

Çeşitli ülkelerin aldığı önlemleri inkâr etmiyorum.

Eğer domuz gribi söylendiği gibi gerçekten dünyayı tehdit eden büyük bir salgınsa, Dünya Sağlık Örgütü’nün başındaki Çinli Margaret Chan bu hastalıktan o kadar tedirgin oluyorsa neden o zaman bu hastalığı dünya sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak ilan edip, hastalığa karşı savaşmak için jenerik türevlerinin üretilmesini önermiyor?

Roche ve Relenza’nın ruhsatlarının iptalini isteyip yerine her ülkenin kendi üreteceği jenerik türevlerini üretmiyorlar?

Forward emaillerde gezen yazılardan alıntı yapmak pek adetim değildir ama bu yazının kaynağını bulduğum ve ilginç geldiği için eklemek istedim. Üzerimizde ne oyunlar oynanıyor, uyanın!!!11!1! demiyorum, bilin yeter. Uyanmanıza gerek yok, çünkü değiştirebileceğiniz hiçbir şey yok.

Şunu bilin sadece: Medya bir konuyu uzun süre gündem malzemesi yapıyorsa, o işin arkasında bir pislik vardır. Bütün medya bir kişiye yüklendiyse, o kişi haklıdır. Bütün medya bir kişiyi yüceltiyorsa, o kişide bir yamukluk vardır. Medya kim kemik verirse onun ayağını yalar. Medyayı doyuracak paranız varsa ABD’ye komünist rejim, Çin’e İslami rejim getirebilirsiniz.

Yorumlara kapımız açık