May 25, 2010

Yazan Kategori Genel | Yorum Yok

Otomobil blogları

Otomobil blogları

Pit Café, henüz sekiz aylık bir blog. Fırsat buldukça yeni otomobil teknolojilerinden, lüks otomobillerden, ille de motor sporlarından bahsediyor, düşüncelerimi yazıyorum. Sizin de fark ettiğiniz gibi öyle iddialı, “70 milyon bizi izliyor” havasında bir site değil burası. Yine de siteyi açarken tahmin ettiğimin birkaç kat üzerinde takipçisi var ve bu da beni mutlu etmesi için yeterli oluyor.

Üstelik sitenin piyasada da biraz değer kazanmaya başladığını fark ettim. İki firma lansman ve araç testine davet etti, birkaç kez de pay per post yazı teklifi aldım. Son olarak da laf olsun diye katıldığım 2010 Blog Ödülleri’nin FIAT Otomobil Blogları kategorisinde 2. oldu Pit Café.

Elim değmişken bu durumu açıklayayım, sosyal medyanın reelde sosyalleşme ortamlarına pek katılmıyorum. O nedenle lansman ve araç testi davetlerini reddetmek zorunda kaldım. Blog Ödülleri törenine gitmeyi planlıyordum ama oraya da işlerimin yoğunluğu nedeniyle gidemedim.

Bununla birlikte, pay per post işinden de pek hoşlandığımı söyleyemem. Eğer bir firmanın ürünlerini veya yaptığı işleri takdir ediyorsam, bunu zaten anlatıyorum. Ancak beğenmiyorsam, 3-5 dolarlık ödeme için yalan söyleyemem. (Birkaç milyon olursa iş değişebilir.) Tabi ki bir firmanın pay per post teklifini kabul etmediysem, onu da burada ilan ederek firmanın imajını tekmelemem.

Bu blogun bana faydası sadece aklıma esenleri yazmamı sağlaması değil, çok güzel insanlarla da tanışmamı sağlaması oldu. Otomobil bloglarını eskiden de takip ederdim ama siteyi açınca daha dikkatli incelemeye başladım diğer blogları. Özellikle Blog Ödülleri yarışması çok yararlı oldu ve Mali Selışık’ın eğlenceli sitesini, Pit Girişi’ni, Geçiş Lastiği’ni tanımış oldum.

En başarılı bulduğum iki blog ise, Ali Ünal’ın Formula 1 hakkındaki derin analizlerini hayranlıkla okuduğum efBir ile, Yalçın Pembecioğlu’nun geçtiğimiz yıl Blog Ödülleri’nde en iyi otomobil blogu seçilen carluvr adlı sitesi oldu.

Türk medyası motor sporlarından anlamaz ve ilgilenmez. Motor sporlarında oldukça geri kalmış bir ülke olduğumuz için, konu hakkında kitaplar bulmak da oldukça zordur. Fazla ilgilenen olmadığı için Türkçeye tercüme edilmiş kitapların fazla satılmayacağını bilen yayıncılar, tercüme işine de sıcak bakmazlar. İngilizce bilenler için sıkıntı yok ancak motor sporlarının Türkiye’de yaygınlaşabilmesi, İngilizce bilmeyenlere de ulaşabilmesine bağlıdır.

Tüm bunları düşününce motor sporları hakkında analizler, kritikler ve makaleler için Türkçe kaynak olarak elimizde TürkiyeF1, TRF1 gibi siteler ve bloglar kalıyor. Akşam sabah Türk televizyonlarında konuşulan futbol gibi bir spor değil, haftada bir kez yarış özeti görünce şükrettiğimiz bir konumda motor sporları. Popüler konularda blog yazanlar da elbette emek veriyorlar işlerine ancak motor sporları ve otomotiv gibi Türkiye’de sıkıntı yaşayan konularda blog yazmak gerçekten emek ister.

Bununla birlikte, motor sporları konusunda belli bir kamuoyu gücü de yok. Bu konuda yapılan haksızlıklara, yaşananlara medya pek pas vermediği için, isteyen istediği gibi at koşturabiliyor. İzmit Körfez Pisti “çevredekiler gürültüden rahatsız oluyor diye” mühürleneli neredeyse bir yıl oldu ve bir tane gazeteci kalkıp madalyonun diğer yüzünü araştırmadı. Yarışanların her biri ayrı dedikodudan bahsederken, doğruyu bilen kişi sayısı yok denecek kadar az.

Kazanç peşinde olmayan, kimseye yaranma sevdası gütmeyen bloglar, bu konularda bir medya gücü oluşturabilir. Birlik olmaktan hiç anlamayan Türkiye’de, otomobil ve motor sporları blogları bazı konularda tek ses olmayı başarırsa, bazı şeyleri değiştirecek güce ulaşabilirler.

Motor sporları ve otomotiv hakkında emek veren, blog yazan tüm bloggerlara teşekkür ediyorum buradan.

Yorumlara kapımız açık