May 8, 2010

Yazan Kategori Genel | 2 Yorum

Vergilendirilmiş MPV kutsaldır

Vergilendirilmiş MPV kutsaldır

Türkiye, İstanbul Boğazı’nın üzerine üç tane köprü yapmayı düşünecek kadar girişimci, hangi arabanın hangi köprüden geçeceğine karar veremeyecek kadar da kafası karışık bir ülke.

Birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de ticari ve hususi araçlar arasında çeşitli farklar var. Ancak bizi o ülkelerden ayıran bir özelliğimiz var, o da İstanbul Boğazı’nın üzerini süsleyen köprülerimiz.

Devlet baba köprülerimizden birini çok sevdiği için, her aracın geçmesine izin vermiyor. Ticari araçları halk arasında ikinci köprü olarak bilinen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden, hususi araçları da köprü olarak bilinen Boğaziçi Köprüsü’nden geçiriyor.

Ticari araçların Boğaziçi Köprüsü’nden geçmemesinin başlıca iki nedeni var. Biri şehir içi trafiğini rahatlatmak, diğeriyse güvenlik.

İstanbul’un Los Angeles’la yarışacak hale gelmiş trafik karmaşası, kamyonların ikinci köprüye kışkışlanması sayesinde biraz nefes alıyor. Üçüncü köprü yapıldığında, kamyonların ikinci köprüden geçişi de yasaklanacakmış.

Buraya kadar gayet iyi, boğaz hattını zaten transit geçecek olan kamyonların şehir içinden Boğaziçi Köprüsü’ne salınmaması doğru bir düşünce.

Güvenlik açısından bakarsak da iyi, kamyonları kontrol etmek için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü daha uygun.

Ancak tüm ticari araçları kamyon olarak kabul edip ikinci köprüye kışkışlayınca, işin rengi değişiyor.

Reklam ajanslarından çiçek satıcılarına kadar yüzlerce şirketin tercih ettiği bir araç sınıfı var. Bu sınıfta geçen seneye kadar Fiat Doblo, Volkswagen Caddy, Opel Combo, Renault Kangoo, Peugeot Partner gibi “kamyonet”ler vardı. Bir süre önce daha küçük boyutlardaki Fiat Fiorino, Peugeot Bipper ve Citroën Nemo ile zenginleşti bu sınıf.

Doblo ve arkadaşları fazla büyüktü, Fiorino ve arkadaşlarıysa hem küçük, hem daha şık. Böylece sürekli kargo ihtiyacı olmayan firmalar için de kullanışlı bir seçim oluyorlar.

Aslında Fiorino, Bipper ve Nemo, Fiat Grande Punto platformu kullanılarak üretilen kardeş araçlar. Kalite açısından üçü de birbirine yakın. Fakat ilginçtir ki, piyasaya sürülmüş olan bu MPV’lerden Citroën Nemo, moose testi geçemedi.

Ben de şirket işleri için bir Fiat Fiorino almaya karar verip, bir Fiat bayisine gittim dün. Niyetim koltuklu bir araç alarak, ürün taşımak gerektiğinde koltukları katlamak ve köprüde sorun yaşamamaktı.

Çünkü küçük veya büyük tüm ticari araçların, van oldukları müddetçe ruhsatta kamyonet olarak, koltuklu ve camlı olmaları durumunda otomobil olarak göründüklerini zannediyordum.

Bayi yetkilileri sağ olsunlar, bu sınıftaki tüm araçların ruhsata kamyonet olarak işlendiğini söyleyerek aydınlattılar beni.

Yani bu araçlar koltuklu da olsalar, van da olsalar, ruhsatta kamyonet olarak göründükleri için Boğaziçi Köprüsü’nü kullanamıyorlar. Bu araçların koltuklu versiyonları, Avrupa’da MPV (Multi-purpose vehicle – çok amaçlı araç) olarak biliniyorlar. Yani ticari olarak da kullanılır, balığa gitmek için de. Ama Türkiye’de sadece ticari ve hususi ayrımı olduğundan, MPV, SUV gibi segmentleri henüz kafamız almıyor ve ruhsata işletemiyoruz.

Bu araçlar geçemezken, onlardan daha büyük boyutlarda, tamamen ticari amaçlarla kullanılan minibüsler, otobüsler istedikleri gibi kullanabiliyorlar köprüyü.

Köprüde bu araçlardan sürekli gördüğümü, onların nasıl geçtiğini sorduğumda aldığım yanıt ilginçti, “ruhsata ticari olarak işlenmezse geçebilir.”

Eğer MPV alan birisi %17 yerine %37 ÖTV verirse, ruhsata kamyonet olarak işlenmezmiş. Teknik açıdan ikisi de aynı olan araçları sadece vergiyle birbirinden ayırmak, %17 ÖTV verene kamyonet, %37 ÖTV verene otomobil demek gibi saçma sapan bir kanun dünyanın başka neresinde vardır bilmiyorum.

Bir aracın köprüden geçip geçemeyeceği sadece ruhsatından belli olacaksa, kaçak geçişlerin önüne geçmeye imkân kalmaz. Polisin köprü yoluna giren MPV tipi tüm araçları durdurup ruhsatı kontrol etme şansı yok. İkisi ticari, üçü hususi beş Fiorino Combi arka arkaya köprü yoluna girse, polis ticarilerden birini durdurup ceza yazsa haksızlık yapmış olur.

Sadece ticari maksatla kullanılabilen van tipi araçların köprüye sokulmamasını anlarım da, camlı, koltuklu, bariz otomobil tipinde minivan ve MPV tipi araçların köprüye sokulmaması, kesinlikle adil bir davranış değil.

Neresinde adalet var ki otomobil ruhsatlarında olsun dersen doğru, sen de haklısın.

Türkiye, İstanbul Boğazı’nın üzerine üç tane köprü yapmayı düşünecek kadar girişimci, hangi arabanın hangi köprüden geçeceğine karar veremeyecek kadar da kafası karışık bir ülke.

Birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de ticari ve hususi araçlar arasında çeşitli farklar var. Ancak bizi birçok ülkeden ayıran bir özelliğimiz var, o da İstanbul Boğazı’nın üzerini süsleyen köprülerimiz.

Devlet baba köprülerimizden birini çok sevdiği için, her aracın geçmesine izin vermiyor. Ticari araçları halk arasında ikinci köprü olarak bilinen Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden, hususi araçları da köprü olarak bilinen Boğaziçi Köprüsü’nden geçiriyor.

Ticari araçların Boğaziçi Köprüsü’nden geçmemesinin başlıca iki nedeni var. Biri şehir içi trafiğini rahatlatmak, diğeriyse güvenlik.

İstanbul’un Los Angeles’la yarışacak hale gelmiş trafik karmaşası, kamyonların ikinci köprüye kışkışlanması sayesinde biraz nefes alıyor. Üçüncü köprü yapıldığında, kamyonların ikinci köprüden geçişi de yasaklanacakmış.

Buraya kadar gayet iyi, boğaz hattını zaten transit geçecek olan kamyonların şehir içinden Boğaziçi Köprüsü’ne salınmaması doğru bir düşünce.

Güvenlik açısından bakarsak da iyi, kamyonları kontrol etmek için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü daha uygun.

Ancak tüm ticari araçları kamyon olarak kabul edip ikinci köprüye kışkışlayınca, işin rengi değişiyor.

Reklam ajanslarından çiçek satıcılarına kadar yüzlerce şirketin tercih ettiği bir araç sınıfı var. Bu sınıfta geçen seneye kadar Fiat Doblo, Volkswagen Caddy, Opel Combo, Renault Kangoo, Peugeot Partner gibi “kamyonet”ler vardı. Bir süre önce daha küçük boyutlardaki Fiat Fiorino, Peugeot Bipper ve Citroën Nemo ile zenginleşti bu sınıf.

Doblo ve arkadaşları fazla büyüktü, Fiorino ve arkadaşlarıysa hem küçük, hem daha şık. Böylece sürekli kargo ihtiyacı olmayan firmalar için de kullanışlı bir seçim oluyorlar.

Aslında Fiorino, Bipper ve Nemo, Fiat Grande Punto platformu kullanılarak üretilen kardeş araçlar. Fakat ilginçtir ki, piyasaya sürülmüş olan bu otomobillerden Peugeot Bipper, moose testi geçemedi.

Ben de şirket işleri için bir Fiat Fiorino almaya karar verip, bir Fiat bayisine gittim dün. Niyetim koltuklu bir araç alarak, ürün taşımak gerektiğinde koltukları katlamak ve köprüde sorun yaşamamaktı.

Çünkü küçük veya büyük tüm ticari araçların, van oldukları müddetçe ruhsatta kamyonet olarak, koltuklu ve camlı olmaları durumunda otomobil olarak göründüklerini zannediyordum.

Bayi yetkilileri sağ olsunlar, bu sınıftaki tüm araçların ruhsata kamyonet olarak işlendiğini söyleyerek aydınlattılar beni.

Yani bu araçlar koltuklu da olsalar, van da olsalar, ruhsatta kamyonet olarak göründükleri için Boğaziçi Köprüsü’nü kullanamıyorlar.

Bu araçlar geçemezken, onlardan daha büyük boyutlarda, tamamen ticari amaçlarla kullanılan minibüsler, otobüsler istedikleri gibi kullanabiliyorlar köprüyü.

Köprüde bu araçlardan sürekli gördüğümü, onların nasıl geçtiğini sorduğumda aldığım yanıt ilginçti, “ruhsata ticari olarak işlenmezse geçebilir.”

Bu araçlar, Avrupa’da MPV (Multi-purpose vehicle – çok amaçlı araç) olarak biliniyorlar. Yani ticari olarak da kullanılır, balığa gitmek için de.

Ama Türkiye’de sadece ticari ve hususi ayrımı olduğundan, MPV, SUV gibi segmentleri henüz kafamız almıyor ve ruhsata işletemiyoruz.

http://en.wikipedia.org/wiki/Compact_MPV

  1. Ruhsattan aynen yazıyorum
    Markası : Ford
    Tipi : Connect K 210 S PT2
    CİNSİ : KAMYONET
    KULLANIM AMACI : HUSİSİ-YOLCU NAKLİ

    Yani araç yolcu nakli için kullanılır! Yük taşısan onada ceza yazabilirler ancak KAMYONET

    Bunlar bizim çocuklarımızı YÜK mü zannediyor ? Kamyonetle yolcu taşınır mı ?

  2. bunu öğrendiğim iyi oldu. sağalun.ayrıca bunun saçma olduğunu düşünüyorum.

Yorumlara kapımız açık