Yazan Akay Kategori Genel | 5 Yorum
İstanbul rüyasının ardından
ÇarÅŸamba günü Reina’daki F1 party ile baÅŸlayan rüyamız, Pazar akÅŸam saatlerinde McLaren motorhome’unun önündeki kutlamayla birlikte sona erdi. Takvimin en sıkıcı pistlerinden biri olan İstanbul Park, bu sezon en heyecanlı yarışlardan birine sahne oldu.
Yalçın’ın jestinden geçen hafta bahsetmiÅŸtim. Yalçın PembecioÄŸlu, Ali Ünal ve bendeniz, bütün haftasonunu Bridgestone’un davetlisi olarak İstanbul Park’ın Bridgestone locasında, pit alanında, garajlarda, motorhomelarda, teraslarda ve kulelerde geçirdik.
Macera, Cumartesi sabahı Kadıköy’de buluÅŸarak Bridgestone servisiyle yola çıktığımızda baÅŸladı. Pazar gününe üç kiÅŸilik kontenjan ayıran Bridgestone’un Cumartesi için 15 kiÅŸilik kontenjanı vardı. Sosyal medyada sosyalleÅŸmeyi pek sevmeyen biri olsam da, Ömer Suner, Aykut İbriÅŸim, Sadi Tekin gibi isimleri yakındığıma memnun oldum.
Yalçın, yarışı Bridgestone locasından takip edeceÄŸimizi söylemiÅŸti ama Cumartesi günü yola çıkarken locada bize biraz daha mütevazı bir köşe ayrılacağını düşünüyordum. Aslına bakarsanız Paddock Club’a özel davetle girmek benim için gayet yeterliydi ve bulunacağımız köşe, ikramlar, yemekler veya diÄŸer hizmetler umurumda bile deÄŸildi.
Fakat piste vardığımızda, Bridgestone’un bizi diÄŸer padok misafirlerinden farklı görmediÄŸini anladım. Paddock Club otoparkında Bridgestone çalışanlarından Nihan tarafından karşılandık, pass cardlarımızı teslim aldık ve Nihan’ın önderliÄŸinde Bridgestone locasına ulaÅŸtık.
HoÅŸgeldiniz ikramları ve kahve keyfinin ardından yaptığımız ilk iÅŸ, Virgin Racing garajını ziyaret etmek oldu. Hep merak ettiÄŸim lastik battaniyelerine dokunup sıcaklığını hissetmek de burada nasip oldu. Virgin Racing, imaj olarak Red Bull Racing’in ilk dönemlerini anımsatıyor bana. Adrian Newey transferinden ve podyum baÅŸarılarından önce sürekli imaj peÅŸinde koÅŸan, “pistlerdeki en yetenekli pilotlar yerine en yakışıklı pilotlarla yarışan”, Formula Una kızlarıyla, padok alanının tek süreli yayını olan Red Bulletin ile ve türlü eÄŸlenceleriyle podyuma çıkamasa da bir ÅŸekilde isminden bahsettirmeyi baÅŸaran tek takımdı Red Bull.
Henüz hazırlık sezonunu geçiren Virgin Racing de Red Bull’un yolunu takip ediyor. En takdir ettiÄŸim iÅŸadamlarından biri olan Richard Branson’ı birazcık tanıyorsam, Virgin Racing’in birkaç sezon içinde yapacağı yatırım ve transferlerle podyuma talip olacağına emin olurum. BaÅŸladığı hiçbir iÅŸi yarıda bırakmayan, en iddialı projeleri bile tek tek baÅŸaran bir ÅŸirketten bahsediyoruz. İş dünyasında rakiplerine tur bindiren, uçak kaçırınca uçak ÅŸirketi kuran (Virgin Atlantic), uzaya turist götürmek için uzay havayolu ÅŸirketi kuran (Virgin Galactic), Karayip Denizi’ndeki Virgin Adaları’nı su altından dolaÅŸmak için denizaltıyla turist gezdiren, havayolu ÅŸirketindeki hostesleri bile bizzat seçen bir iÅŸadamı Richard Branson. GeçtiÄŸimiz sene Brawn GP’ye herkes çekimser yaklaşırken ışığı görüp sponsor olan tek ÅŸirketti Virgin. Richard Branson Brawn GP ile ÅŸampiyon olduktan sonra bu iÅŸi o kadar sevdi ki, kendi takımıyla girmeye karar verdi. Sadece yarışmakla kalmayıp, podyuma ulaÅŸmak için elinden geleni yapacaktır.
Bize Virgin Racing garajında rehberlik yapan yetkilinin ismini unuttuÄŸum için çok utanıyorum. Garaja girdiÄŸimizde sadece bir halkla iliÅŸkiler personeli olduÄŸunu düşünmüştüm ancak 1988′de Williams ile baÅŸladığı kariyerinde McLaren ve Honda ile çalıştığını, Honda’dan sonra Brawn GP’ye ve bu sezon Virgin Racing’e transfer olduÄŸunu, görevinin ise takıma sponsor bulmak olduÄŸunu garaj gezimiz biterken öğrendim.
Rusların milli supercar projesi Marussia’nın Formula 1′a gireceÄŸini biliyordum. Renault pilotu Vitaly Petrov’a sponsor olarak Formula 1′a girecek olan Marussia’yı ayartıp safkan İngiliz takımı olan Virgin Racing’e sponsor olmalarını saÄŸlamak, iÅŸte bu arkadaşın baÅŸarısıydı. Hafife alınamayacak kadar büyük bir baÅŸarıdan bahsediyorum.
Virgin Racing garajını gezip ekibe kolaylıklar diledikten sonra, yeniden locaya çıktık. Bir yere ilk kez giden bir grupta, çevreyi en önce keÅŸfedenler genellikle sigara tiryakileri olur. DiÄŸer arkadaÅŸlar locada içeceklerini yudumlarken, ben İstanbul Park’ta Paddock Club ve A Kule’den sorumlu arkadaşım Ozan Yılmaz ile birlikte padok alanını gezmeye çıktım. Terası, kuleleri dolaşıp, pit kızlarının odasına nasıl gireceÄŸimin hesabını yaparken, Bernie Ecclestone’a rezil olmayı baÅŸardım.
İstanbul Park locasının önünde Ozan ile konuÅŸurken, kısa boylu bir ihtiyarın hızlı hızlı bize doÄŸru yürüdüğünü gördüm. Hani bazen olur ya, sürekli gördüğünüz biridir ama ismi o anda uçuverir aklınızdan. Ecclestone bize doÄŸru yaklaşırken bir yandan dik dik yüzüne bakıyor, bir yandan da ismini hatırlamaya çalışıyordum. Ecclestone ise uzun süre yüzüne bakmamdan huylanmış olacak ki, gözlerimin içine bakarak yaklaÅŸtı ve ben aynı ÅŸekilde bakmaya devam edince dayanamayarak selam verdi. O esnada ÅŸimÅŸek çaktı ve tokalaşıp selam vererek sırıtmayı baÅŸardım. İkiÅŸer cümlelik diyalogumuzun ardından Ferrari locasına doÄŸru ilerleyen Ecclestone bir an arkasına dönüp baktığında, yüzündeki ifade “beni tanımayan adamın ne iÅŸi var la padokta?” diyordu. Tanıdım dayı, tanıdım da ismini unuttum, basiretim baÄŸlanıverdi bir an.
Ecclestone komedisinden sonra, pit kızlarının odasına giden yolu bulmaya adadım kendimi. Çünkü sorun çok büyüktü ve 10 dakikada bir çalan telefonum eğer o odayı bulamazsam pistten bekâr döneceğimi haber veriyordu.
Yarışa aslında kız arkadaşımla gitmeyi planlıyordum. Fakat yarışı padokta takip etme teklifi gelince kız arkadaşım “ben tribüne yalnız gitmem, padoka girmemi saÄŸla” diyerek ültimatomu çakmıştı. Yaptığım araÅŸtırmalar sonucunda padoka misafir sokmanın imkânsız olduÄŸunu öğrenince, son çare olarak pit kızları arasındaki arkadaÅŸlarıma baÅŸvurdum. Kadro seçimi çoktan tamamlanmış olsa da yaptığımız kulis çalışmaları baÅŸarıya ulaÅŸtı ve pistte bir ÅŸekilde buluÅŸma ümidiyle kız arkadaşımı da kadroya sokmayı baÅŸardık.
Fakat bizimki yüzünden kadro dışı kalan kızın ahını mı aldık nedir, pit kızlarını pistte görevli oldukları vakitler haricinde penceresi bile olmayan bir odaya kapattıklarını biraz geç öğrendik. Böylece hem pistte buluşma planlarımız, hem de bizimkinin yarışı izleme ihtimali suya düştü. Dışarıda yarışan araçların sesini duyup çıldırdıkça beni aradı, çıtırdayan ilişkimiz çatırdamaya başladı.
Aslında burada ciddi bir organizasyon bozukluğu söz konusu. Pistte görevli olan herkes yarışı bir şekilde takip edebilirken, pit kızlarını pisti göremeyecekleri bir odaya hapsetmek çok yanlış bir davranış. O kızların bir çoğunun para için değil, motorsporlarına olan sevgileri nedeniyle pit kızı olduklarına adım gibi eminim. Yarışı izlemelerine izin vermemek ne disiplinle, ne de başka şeyle açıklanacak bir durum değil.
Pit kızlarının odasını Pazar günü bulsam da, grid girl yazan pass cardların Paddock Club’a giremeyeceÄŸini öğrendim ve O’nu aÄŸrıyan ayaklarıyla baÅŸbaÅŸa bırakıp padoka kaçtım. Çünkü Michael Schumacher Bridgestone locasına geliyordu ve terk edilmek Schumacher’in röportajını kaçırmak kadar çok acı vermezdi. Kız arkadaşım yarışı izleyemediÄŸi için iki gündür benimle konuÅŸmuyor ama bir gün sakinleÅŸeceÄŸine inanıyorum.
Cumartesi gününe dönelim…
Ecclestone ile selamlaÅŸtıktan ve pistin sigara içilebilecek noktalarını keÅŸfettikten sonra locaya geri döndüm. GittiÄŸimde açık büfe kullanıma açılmış ve çeÅŸitli lezzetleri bizlere sunmaya baÅŸlamıştı. Dana fileto, kuzu biftek, levrek, fener balığı, patlıcanlı cannelloni, sabayon soslu bezelye, mousseline soslu trüf mantarı, kuÅŸkonmaz ızgara, ıstakoz ve zeytin soslu pappardelle ve peynir çeÅŸitlerinin devamında çikolatalı sufle, vanilyalı parfe, limon köpüğü, ÅŸeftali tatlısı gibi lezzetler, “rejime iki günlüğüne ara versem bir ÅŸey olmaz” diye düşündürdü bana. Kırmızı Pascal Jolivet ve beyaz Sarafin Merlot ile birlikte, podyuma çıkan pilotların ödülü Mumm ile de karaciÄŸerler ÅŸenlendi.
Bu kadar yiyip içtikten sonra oturmaya devam etmek olmazdı. Artık aÅŸağıya inme ve pit alanını gezme vaktiydi. Biz pit alanını gezerken, takımlar farklı hedefler peÅŸinde hummalı bir ÅŸekilde çalışmaya devam ediyorlardı. Farklı hedefler diyorum, çünkü Formula 1′da birçok takımın hedefi farklıdır. Red Bull, McLaren gibi takımlar Pazar günü zafere ulaÅŸmanın planını yaparken Mercedes GP onlara yetiÅŸmenin, Virgin ve Lotus gibi takımlar da yarışı bitirmenin peÅŸinde koÅŸuyorlar.
Gridin arkasındaki takımlar “zaten arkadayız” diye bırakmak yerine daha iyiye ulaÅŸmak için çabalar, öndeki takımlar da biraz boÅŸladıkları anda arkadakilere yakalanacaklarını bilerek en iyiye ulaÅŸmak için çabalar. Fabrikalarda, rüzgar tünellerinde çalışan temizlikçilerden CFD mühendislerine kadar herkes sürekli bir çalışmanın ardından geliÅŸtirdikleri otomobili, emeklerinin karşılığını bekleyerek teslim ederler pilota.
Biz garajları gezerken karınca sürüsü gibi çalışanların kısa vadedeki en büyük hedefi ertesi gün gülebilmekti. Pazar akşamını neşeyle kapatabilmek için Cumartesi gününü terleyerek geçirmeye devam edeceklerdi.
Popüler takımların ayrı bir havası var pit alanında. Misal Lotus, Virgin, HRT gibi takımlar sessiz sakin çalışırken, en çok ziyaretçi Ferrari’nin başına toplanıp fotoÄŸraf çekiyor, en cool personel McLaren’da çabalıyor ve müzik sadece Red Bull’da çalıyordu. Pit stop antrenmanlarını müzik eÅŸliÄŸinde yapan, yaptığı iÅŸten zevk aldığını ve zaferden emin olduÄŸunu bütün davranışlarıyla ifade eden bir takımdı Red Bull. Onların garajında kesin kabul ettikleri zaferin gururu varken Ferrari garajına endiÅŸe, McLaren garajına ümit hakimdi.
Cumartesi günü Paddock Club ile tanışmanın keyfi, garajlara ve motorhomelara bu kadar yakın olmanın verdiği inanılmaz zevk ve ertesi gün olacakları düşünmenin heyecanıyla tamamlandı.
Akşam Bridgestone servisiyle eve döndükten sonra, ağrıyan ayaklarıma ve GP2 yarışlarını bile izleyememiş olmanın siniriyle başımın etini yiyen kız arkadaşıma rağmen beni uyutmayan tek şey ertesi günün heyecanı oldu.
PAZAR
İstanbul Park’a 15 kiÅŸilik kalabalık bir ekip olarak gittiÄŸimiz Cumartesi gününden farklı olarak, motorsporları aşığı üç kiÅŸi olarak gittik Pazar günü. Paddock Club’a pazar günü gelenlerin biraz daha farklı karşılandığını, locaya girince fark ettim. Önceki gün masalarda boÅŸ bulduÄŸumuz yere oturmuÅŸtuk ancak bugün masalara isimlikler yerleÅŸtirilmiÅŸ, daha bir ihtimam gösterilmiÅŸti.
Cumartesi gününün yarış bazında en önemli olayı sıralama turları olduğundan boş vaktimiz çoktu ve gezilerimize daha kolay adapte olabiliyorduk. Ancak pazar günü ne yapıyor olursak olalım, birazdan başlayacak olan yarışın heyecanını yaşıyorduk. Acaba ne olacaktı, verilen bunca emek, harcanan bunca zaman kimleri güldürecek, kimleri hayal kırıklığına uğratacaktı, şahsen aklımdaki tek şey buydu. Takımlara daha yakın olunca iş televizyonda yarış izlemekten çok farklı bir hale geliyor. En arka planda görevli personelden pilota kadar herkesin yüzündeki endişeyi, heyecanı, ümidi, aşkı bizzat görmek, nasıl çalıştıklarına şahit olmak, onların bir parçası gibi hissetmek çok farklı bir duygu.
Kimi zaman izleyici, kimi zaman menajer olarak, kimi zaman da bizzat yarışarak motorsporlarının içinde bulundum. Ancak benim için her zaman hobi olarak kalacak olan bu sporun zirvesini bu kadar yakından tetkik edebilmek, inanın başımı döndürüyor.
Pazar gününü McLaren ve Lotus garajlarını ziyaret edip, pit yolunda yeni geziler yaparak geçirdik.
İsmi ve renkleri dışında aslında bir Malezya takımı olan Lotus, her ÅŸeye raÄŸmen hatıraları olan bir takım. Garajda rehberliÄŸimizi üstlenen Lotus yetkilisinin “biz yeni bir takımız ve önceliÄŸimiz iki otomobille de yarış bitirmeyi baÅŸarabilmek” ÅŸeklindeki cümlesi, Ayrton Senna’yı McLaren’a taşıyan John Player Lotus’u anımsattı, efkârlandım hafiften. 1980 öncesinde Jim Clark, Stirling Moss, Emerson Fittipaldi, Nelson Piquet ve daha birçok pilotla baÅŸarıdan baÅŸarıya koÅŸan Lotus, 2010 yılında “yarış bitirmeyi baÅŸarmalıyız,” diyordu. Elbette ki bu Lotus o Lotus deÄŸil ancak renkleri ve ismini görmek o günleri yad etmek için yeterli oluyor.
McLaren garajı, beklediÄŸimiz gibi İngiliz azametini sunuyordu ziyaretçilerine. Sıralama turları sonrasında Jenson Button ve Lewis Hamilton bilgisayarlardaki verileri inceleyip mühendislerle Red Bull’u nasıl alt edebileceklerini tartışırken orada olmak farklı duygular yaÅŸatıyor insana. Büyük bir güven vardı üstlerinde, Red Bull’ları yakalayabileceklerini fark etmiÅŸ gibiydiler.
McLaren garajındaki yetkilinin misafirperverliÄŸi, garajını ziyaret ettiÄŸimiz diÄŸer takımların yapmadıklarını yapmasıyla ve motorhome’un kapılarını bize açmasıyla devam etti. Sürekli dışarıdan bakıp hayranlıkla izlediÄŸimiz McLaren motorhome’una girmek harika bir duyguydu. İçeride sadece birkaç dakika geçirebilsek de benim için gayet yeterli oldu. Jenson Button’ın babası yine pembe gömleÄŸini giymiÅŸ, ortalıkta dolaşıyordu.
Garaj gezileri bitip, yarışın baÅŸlama saati yaklaÅŸtığında, önümüzdeki bir saati deÄŸerlendirip, biraz alışveriÅŸ yapmak için F1 Village’a gittik Ali ve Yalçın’la birlikte. İşte bu giriÅŸimimizde, Paddock Club ne kadar lüks olursa olsun, Türklerin bazı iÅŸlerin tadını kaçırmakta ne kadar usta olduklarını gördük.
Paddock Club localarının sonunda bir tünel var ve o tünelden doÄŸruca F1 Village’a geçilebiliyor. Son locayla tünel arasında en fazla 30 metrelik boÅŸ bir alan var ve bu alanı yönetmek İstanbul Park yönetimine zor geldiÄŸinden, giriÅŸ – çıkışına birer güvenlik koyarak tünele geçiÅŸi engellemiÅŸler. F1 Village’a gitmek isteyenler ya padok alanında kamyonların bulunduÄŸu yerin arkasından dolaşıp tünele ulaÅŸarak, ya da padok otoparkından çıkıp gold tribünün arkasından dolaÅŸarak F1 Village’a gidebiliyorlar. Bu da kapalı alanda yürünecek olan 4-5 dakikalık yolu güneÅŸin altında 15 dakika yürünmesi gereken bir yol haline getiriyor. Yalçın’ın “okullar olmasa maarifi ne güzel idare ederdim,” örneÄŸini dinleyip, genlerimizdeki “en kolay yönetim yasaklamaktır” ÅŸiarını nasıl anacağımıza karar vermeye çalışarak ulaÅŸtık F1 Village’a.
Burada amacımız hem ortalığı kolaçan etmek, hem de biraz alışveriÅŸ yapmaktı. Bu sezon sevgi duyduÄŸum pilot ve takımlar olsa da, önceki sezonlarda olduÄŸu gibi can-ı gönülden desteklediÄŸim bir takım yok. Zaten hiçbir zaman bir takımın fanatiÄŸi de olmadım. Sadece bir yıllık Formula 1 yaÅŸamında tarih yazan Brawn GP’ye olan saygımdan dolayı hatıra niyetine bir gömlek satın almayı planlıyordum.
Ancak F1 Village tam bir hayal kırıklığıydı. Ne sponsor firmalar, ne de F1 izleyicilerini hedef kitle kabul eden firmalar yoktu ortalıkta. Takımlar bile stand açmamışlardı. Resmi Formula 1 malzemeleri satan iki büyük stand, içinde zenne kılıklı birkaç dansçının anlamsız dans gösterileriyle önlerindeki kalabalığı eğlendirdiği bir Vodafone standı, bomboş bir Coca Cola standı ve her zamanki sıkıcı TRT standından başka bir şey yoktu ortalıkta.
Takımların resmi ürünleri de Formula 1 standında satılıyordu ancak McLaren ve Ferrari’den baÅŸka hiçbir takımın ele avuca gelir, hoÅŸ tasarımlı bir ürününü bulamadım. Brawn GP’nin de basit bir bisiklet yaka t-shirt’ünden baÅŸka bir ürünü yoktu. KeÅŸke geçtiÄŸimiz sezon gördüğüm gömleÄŸi sitelerinden sipariÅŸ etseydim, diye hayıflanarak terk ettim alışveriÅŸ ortamını.
Dönerken yaptığımız en iyi ÅŸey ise, geldiÄŸimiz yol yerine tüneli tercih etmek oldu. Bu kez pistin diÄŸer tarafından dolaÅŸarak padok ve ana tribün çevresinde tam bir daire çizmiÅŸ olacaktık. Ancak ana tribünün altında pit kızlarının odasına rastlamak, deniz gözlü sevdiceÄŸi kucaklayıp biraz hasret gidermek F1 Village’daki hayal kırıklığını bir süreliÄŸine unutturdu bana. Önceki gün locada hediye edilen Bridgestone podyum ÅŸapkasına el koydu ama olsun, Bridgestone bir tane daha verirdi. AkÅŸam olacakları bilmediÄŸimden, sevdicekle barışmış olmanın heyecanıyla tünelden çıkıp yemek yemeye koÅŸtuk Ali ve Yalçın’la beraber.
Locamızdaki Pazar sürprizi büyüktü. Gerçi bunu sabah dağıtılan günün programı kartlarından da öğrenmiştik ama vaktin geldiğini bilmek heyecanlandırıyordu hepimizi.
Locada bize tahsis edilen masa, pencereden oldukça uzakta, giriş kapısına yakın bir masaydı. Diğer masalardaki Sabancı ailesini, Bridgestone Japonya ve Türkiye yönetimlerini vs görünce, biz beleşçilerin masasının locanın içinde bulunduğuna şükretmiştim. Fakat locamızın özel misafirinin gelişi de en çok bize yaradı çünkü konuşma yapacağı bölge bizim masamızın bir metre ötesindeydi. Diğer masalar 5-6 metre geriden bakarken, biz yüzündeki mimiklerden bugün neler düşündüğünü öğrenecek kadar yakındık.
Sonunda beklenen an geldi ve Almanya’nın gururu, Formula 1 efsanesi Michael Schumacher locaya girdi. İşte bu gerçekten günün en özel anıydı. Yedi dakikalık konuÅŸmasında kariyerinden ve Mercedes GP’nin hedeflerinden bahseden, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan Schumacher, “yaşım 41 olsa da dikiz aynanızda beni görünce titreyeceksiniz” diyordu kendine olan güveniyle.
Schumacher’i burada anlatmaya çalışmak yersiz ve yetersiz olacaktır, o nedenle hiç girmiyorum.
Schumacher’in ziyaretinden sonra pit alanını bir kez daha ziyaret ettik ve chill out lounge’a geçerek Mumm eÅŸliÄŸinde yarış saatini beklemeye baÅŸladık. Karar verilmiÅŸti. Startı ve ilk turları terastan, yarışın devamınıysa chill out lounge pencerelerinden ve ekranlarından izleyecektik. Terasta zaman ekranlarını takip edebileceÄŸimiz bir ekipman yoktu çünkü.
Fakat yarışın baÅŸlamasına birkaç dakika kala B Kulesi’nin kapılarının açılması, bütün planlarımızı deÄŸiÅŸtirdi. DiÄŸer arkadaÅŸlar ne yaptı bilmiyorum, ben startı ve ilk dört turu terastan izledikten sonra B Kule’ye çıkarak 37. tura kadar kuleden takip ettim yarışı. Zaman tablolarını büyük bir TV yerine küçücük iPhone ekranından takip etmiÅŸ olsam da, kulede dört dönüp terasta koÅŸturarak pistin neredeyse her yerini görmek mutlu olmak için yeterliydi.
Bir ara gelen bulutlar havayı karartıp hafif bir yaÄŸmurla bizi heyecanlandırsa da beklenen olmadı ve kuru bir zeminde izledik McLaren – Red Bull mücadelesini.
Yarış analizi bu yazının konusu deÄŸil, zaten uzattıkça uzattım. McLaren’ların hızlandığını görmek sevindirici, Red Bull’un iki pilotunun Senna – Prost günlerini anımsatan bir mücadeleye giriÅŸerek kaza yapmaları hüzünlü, Hamilton’ın Button’a yaptığı tehlikeli atağı Button’ın asaletle yanıtlaması takdire ÅŸayan.
Sıkıcı geçeceÄŸine emin olduÄŸum yarış, hızlanan McLaren’lar ve birbiriyle didiÅŸen Red Bull’lar sayesinde heyecanlı geçti, Hamilton 2010 siftahını İstanbul Park’ta yaptı.
Yarış sonrasında turuncu zafer t-shirtlerini giymiÅŸ personelin McLaren motorhome’unda gurur ve sevinçle eÄŸlendiÄŸini görmek güzel, iki gün boyunca kendinden emin bir ÅŸekilde çalıştığına ÅŸahit olduÄŸumuz Red Bull’un emeklerinin basit bir hata yüzünden heba olduÄŸunu görmek düşündürücü.
AkÅŸam olduÄŸunda Paddock Club’ı ve Bridgestone locasını terk etmek zorunda kalmak ise üzücü. Formula 1′daki en büyük hayallerimden birine Bridgestone sayesinde ulaÅŸtım. Bizi davet edenlere, keyif almamız için elinden gelen her ÅŸeyi yapan Bridgestone yetkililerine, pit alanlarında, garajlarda ve motorhomelarda bize rehberlik eden Bridgestone ve takım personellerine, çalışırken yorulsa da gözlerinin içi gülerek hizmet eden garson kızlara ve elbette ki Yalçın PembecioÄŸlu’na can-ı gönülden teÅŸekkür ediyorum.
Darısı Monaco’nun başına.
Çektiğim fotoğraflardan bazıları aşağıda:
Güvenlik aracına fazla iş düşmedi.
İlk yardım aracına hiç iş düşmediğini görmek sevindirici.
Paddock Club girişinden motorhome ve TIR manzaraları. Virgin gecekondu kurarken McLaren apartman dikiyor.
Ezeli rakipler McLaren ve Ferrari, motorhome komşuları.
Birileri bu boş tribünlerin hesabını vermeli.
Locanın balkonundan kırmızı halı töreni.
Yarışın başlamasına dakikalar kala, son hazırlıklar tamamlanıyor.
B Kule’den start düzlüğü. Alonso önde görünse de Ferrari’nin sıkıntıları devam ediyor.
Yorumlara kapımız açık
Additional comments powered by BackType








Tecrubelerinizi cok guzel aktarmissiniz. Gercekten de Paddock Club Formula 1′in bambaska muhtesem bir yonu ve cogu Formula 1 sever de bundan mahrum kaliyor, o yuzden ne mutlu size :)
Bridgestone sayesinde hayallerinden birine kavustun. Ne mutlu sana :))
Abi ben de cumartesi davetliydim Bridgestone olayına, yani bütün gün beraberdik, niye tanışmadık?
Cumartesi günü padok heyecanıyla muhabbete pek fırsat kalmadı sanırım. Ben de Bridgestone locasında pek fazla durmadım, diğer locaları gezdim, girilebilecek her yere girip çıkma, merakımı giderme peşindeydim. O yüzden tanışamamış olabiliriz :)
RT @akayperker: İstanbul Park padokundan rüya gibi İstanbul GP. Detaylı izlenimler, olduÄŸu kadarıyla fotoÄŸraflarla… http://bit.ly/dyrvsB
This comment was originally posted on Twitter