Jun 9, 2010

Yazan Kategori Genel | Yorum Yok

Sürat felaket midir?

Sürat felaket midir?

Geçtiğimiz günlerde birkaç milletvekili ortaya bir fikir atmışlar ve otoyollarda hız sınırının yükseltilmesine yönelik bir kanun teklifi vermişler. Teklife göre mevcut kanunda 70 km/s olan refüjle ayrılmış yol sınırı değiştirilmezken, bölünmüş yollarda 90 km/s olan sınır 110 km/s’ye, otoyolların 110 km/s sınırı da 130 km/s’ye çıkarılmış. Bu güzel bir teklif, umarım kabul edilir.

Ancak herkes gibi, benim de bazı çekincelerim var.

Bugün çıkıp bir yerel yarış organizasyonuna katılmak isteseniz, öyle otobana çıkar gibi çıkamazsınız piste. Lisans almanız, gerekli ekipmanları edinmeniz ve aracınızı gerekli güvenlik standartlarına uygun hale getirmeniz gerekir. Çünkü sürat yapacaksınız, risk alacaksınız ve kaza yapmanız durumunda sizi kurtaracak olan şey, alacağınız güvenlik önlemleri olacak.

Siz kendi yaşamınıza değer vermeseniz bile, yarışın organizatörleri başınıza bir şey gelmesi durumunda vebal altında kalmamak için güvenlik önlemlerini şart koşarlar size.

Ancak yanınızda eşiniz, çoluk çocuğunuzla yola çıkacak olursanız, sizin yapacağınız kazanın vebalini kimse üstlenmez. Gerekli güvenlik önlemleri şart koşulmaz, sadece aptal bir “sürat limiti”ne uymanız beklenir.

Devlet 3-5 basit sorunun ardından ehliyet verir, otomobil üreticileri birkaç basit testi geçen otomobilleri “en ucuzu bizde” diye utanmadan satar, siz de bir salak gibi gidip bu otomobilleri satın alarak kullanırsınız.

2010 yılında 80’li yılların güvenlik önlemlerine göre otomobiller üretip, ucuza satarak sürümden kazanmak isteyen otomobil üreticileri ve o üreticilerden alışveriş yapanlar yüzünden, kendi yaşamına değer veren, trafikte güvenle seyretmek isteyenlerin de özgürlüğü sürekli kısıtlanmaktadır.

2010 yılındayız ve otobanlarda azami sürat limiti hâlâ 110 km/s. Türkiye’de ABS ve hava yastığı opsiyonel olarak sunulurken de böyleydi, standart hale geleli yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ aynı.

Neden? Çünkü hâlâ hava yastığı olmayan, hidrolik direksiyonu ’90 model Toros sertliğinde olan, ABS’in opsiyon olarak sunulduğu otomobiller üretilip satılıyor. Moose testi geçemeyen, Euro NCAP testlerinde paramparça olan otomobiller, sadece ucuz oldukları için alıcı buluyorlar. Ve bu otomobillere binen insanlar sürat yapıyorlar, yanlarında akrabalarını, çocuklarını gezdiriyorlar.

Trafikteki asıl saçmalık budur işte. 1.2 Lt. motorlu, 900 kg ağırlığındaki bir otomobile 200 km/s kadran koyarsanız, o otomobil kârını zararını bilmeyen bir adamın eline geçtiğinde en tehlikeli kazalara davetiye çıkarır. Devlet istediği kadar yırtınsın “otobanlardaki sınır 110 km/s’dir” diye. 64 km/s üzerinden yapılan Euro NCAP testinde paramparça olan bir otomobil, devletin koyduğu sınır olan 110 km/s ile kaza yaptığında içindekilerin sağlam kemiği kalmaz.

Eğer ölümlü trafik kazaları engellenmek isteniyorsa, belli standartların altındaki otomobillerin trafiğe çıkmasına izin verilmemeli.

Peki böyle bir şeyi otomobil üreticilerine söylerseniz ne olur? Söylediğinizle kalırsınız. Çünkü onların parası çok ve parası çok olanlar Lidyalılardan beri güçlüdür.

Serbest piyasa ekonomisinde her üretici kendi kalitesine göre bir şeyler üretir ve satar. Ürünü dandik diye kimseyi suçlayamayız. Ancak bile bile lades diyen, yanında sevgilisi, eşi, çocuğuyla beraber bu arabalara binenlere iyi gözle bakamam. Tekrar ediyorum, 64 km/s üzerinden yapılan Euro NCAP testinde paramparça olan bir otomobile çocuğuyla binip 110 km/s ile giden adamın yaptığı intihar ve cinayete teşebbüs değil de nedir?

Otobanlardaki 110 km/s sınırı hangi standartlar göz önüne alınarak kondu bilmiyorum. Frenaj mesafesini düşünsek, benim aracımın fren mesafesiyle (atıyorum) Fiat Palio’nun fren mesafesi neredeyse birbirinin iki katı. Neye göre alınıyor bu karar?

Dandik otomobil üretenlere ve o otomobillerin müşterilerine dur diyemeyeceğimize göre, geriye bir çare kalıyor:

Vergilendirmede olduğu gibi, sürat sınırlamasında da otomobile göre karar vermek. Karayolları Genel Müdürlüğü müdür, Ulaştırma Bakanlığı mıdır, artık kim ilgileniyorsa bu konuyla, kursun bir komisyon, Türkiye piyasasında satılan tüm otomobillerin test sonuçlarını alsın ve otobanda azami kaç km hızla güvende olabileceklerine karar versin.

3.5 lt motorlu, seramik frenli, 90 – 0 km/s mesafesi 35 metre olan bir otomobille 1.2 lt motorlu, ABS bile olmayan, 90 – 0 km/s mesafesi 100 metreyi bulan bir otomobili azami sürat sınırlamasında aynı kefeye koymak saçmalık ve bu saçmalık sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde var.

Oh, elbette böyle deyince özgürlük ve eşitlik savaşçıları “zenginsin diye sürat yapma hakkı kazanamazsın, eşitlik var adalet var” diyecekler. Bahsedilen adalet bindiğim otomobilin vergilerinde, sigortasında yokken, varsın süratinde de olmasın diyorum.

Aksi takdirde, gayet güvenli bir şekilde 200 km/s yapabilecek otomobillerle 120 km/s üzerine çıktığında kendini kaybeden otomobiller sürat güvenliği konusunda aynı kefeye konmaya devam edecek ve otobanlardaki 110 km/s hız sınırı bugün olduğu gibi gelecekte de hiçbir anlam ifade etmeyecek.

Tabi ki konu sadece otomobillerle ilgili de değil. Türkiye’deki yollar her ne kadar 10 yıl öncesine göre daha iyi durumda olsa da, gelişmiş ülkelerde asla göremeyeceğiniz, görürseniz sorumlularını korkunç tazminatlara mahkûm edebileceğiniz sürprizlerle dolu.

Yapılan yamalar yüzünden “patchwork” tekstil çalışmalarına dönmüş otobanlar, hiç beklenmedik bir yerde aniden karşınıza çıkan çukurlar, yapıldıktan 6 ay sonra çöken, bozulan asfaltlar, dever hesabını bilmeyen mühendislerin her dönen tarlalara uçsun diye hazırladığı virajlar, yapılan yol çalışmalarından sonra yeniden çizilmeyen ve eskisini takip edince sürücüyü bariyerlerle buluşturan şerit çizgileri gibi ucubelikler, Türkiye’deki karayollarının karakteristik özellikleri.

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün, Ulaştırma Bakanlığı’nın, yerel belediyelerin el birliğiyle ulaştığı başarısızlık abideleri olan yollar, azami sürat sınırlarında değil, 50 km/s ile giderken bile kazaya neden olacak halde uzanıyorlar.

Yolların durumu göz önüne alındığında, hız sınırlarının yollara göre düzenlenmesi de mümkün görünüyor. Karayolları detaylı bir şekilde incelenip, kaç kilometreye kadar güvenli olduğuna karar verilerek, sürat sınırlaması yolun kalitesine göre de yapılabilir. Türkiye’nin her tarafındaki bölünmüş yolları ve otoyolları aynı kalitedeymiş gibi düşünüp, hepsine aynı kuralı koymak anlamsız oluyor. Kilometreler boyunca virajı olmayan, dümdüz uzanan bir otoban ile asfaltı kalitesiz ve bol virajlı bir otoban aynı kefeye konulamaz.

Türkiye birçok konuda olduğu gibi trafik kurallarında da kanun koyan ancak yürütemeyen bir ülke konumunda. Radar noktaları belli, polislerin yeri belli. Sürekli 200 km/s ile gidip radar noktasında 90 km/s sürate inenler “güvenle” yolculuk ederken, sürekli kurallara uymasına rağmen bir anlık dalgınlık sonucu radara 120 km/s ile yakalananlar “trafik canavarı” kabul edilerek cezalandırılıyor.

Bunu bilen yurdum şoförü de, bulduğu her düzlükte otomobili ne kadar giderse o kadar basıyor. Otoyollarda azami sürat kurallarına uyan kaç kişi var?

Şahsen ben uymuyorum, uyamıyorum. Aracımı da kendimi de biliyorum ve devletin koyduğu kurallara göre değil, fizik kurallarına göre yolculuk ediyorum. Ve 260 km/s ile giderken, 90 km/s ile tıngır mıngır ilerleyen birçok insandan daha güvenli seyahat ettiğimi de biliyorum.

Sürat yapmak ve kötü araba kullanmak birbirinden çok farklı şeyler.

Yorumlara kapımız açık