Jun 12, 2010

Yazan Kategori Genel | Yorum Yok

Ulaştırma bakanlıkları

Ulaştırma bakanlıkları

Çin hızlı trenlerini hızlandırmaya çalışıyor. Avrupa’nın ünlü otomobil markalarını satın alarak ve kendi markalarını kurarak otomotivde söz sahibi olmaya çalışıyor.

Hindistan kendi havayolu şirketini dünyanın en iyi havayolu şirketi yapmaya çalışıyor.

ABD elektrikli otomobiller üretip, güneş panellerinden yol yapmaya çalışıyor.

İngiltere normal ulaştırmadan bıkmış, uzaya yolcu taşımanın planlarını yapıyor.

İsviçre amfibi otomobillerde çığır açmış, hem denizde hem karada giden otobüslerle yolcu taşımaya çalışıyor.

Rusya bizim Hazar Canavarı dediğimiz Ekranoplan projesini deniz taşımacılığına uyarlamış, yolcu taşıyor.

Türkiye Google ile dalaşıp, internet sansürünü tartışıyor.

Yukarıda saydıklarımın hepsi, ulaştırma bakanlıklarının önderliğinde yapılıyor.

Toplu taşıma sürünüyormuş, büyükşehirlerin en büyük sorunu trafikmiş, 60 yıldır bir metre tren rayı döşenmemiş, TCDD internetten bilet satmayı bile beceremezmiş, dünyanın en pahalı benzini Türkiye’deymiş, taksiciler eylem yapıyormuş, Ulaştırma Bakanı için bunlar önemli değil. Onun için önemli olan tek şey var, “Google vergi ödesin!”

Saçma sapan internet sansürleri yüzünden insanlar zarar ediyormuş, e-ticaret siteleri müşteri kaybediyormuş, şirket sitelerinde iletişim sayfaları çalışmıyormuş, Google AdSense ile reklam yapan şirketler zarar etmişler, yüklenmeyen Analytics kodları yüzünden onbinlerce site kullanıcı ve para kaybetmiş, bunlar önemli değil. Binali Yıldırım için önemli olan tek şey var, “Google vergi ödesin!”

Türk toplumunun içine işlemiş olan kahvehane kültürü sadece sokaktaki insanın değil, meclistekilerin de karakterini belirliyor. Fikirleri veya projeleri değil, kişileri tartışan bir kafa yapımız var bizim. Ufak detaylarla, suni gündemlerle uğraşırken büyük resmi göremiyoruz.

Bununla birlikte gittiğim, iş yaptığım hiçbir ülkede görmediğim kadar “ne iş olsa yaparım abi” mantalitesi mevcut Türkiye’de. “Gelişmiş” dediğimiz ülkelerde taksici taksiciliğini bilir, futbolcu futbolculuğunu. Bize gelince hepimiz başbakan, ekonomist, teknik direktör olabiliriz.

Her kahvehanede onlarca teknik direktör ve hükümet kurmaya yetecek kadar aylak kabinesi bulunur. Bilmedikleri konuda fikir sahibi olurlar, kendi işleri hariç her konuda ahkâm keserler. Her işi bilirler ama neredeyse tamamı işsizdir.

Ulaştırma Bakanlığı’nın internetle ilgili kestiği ahkâmların da kahvehane mavralarından farkı yok. Halk tarafından seçilip meclise gönderilen, öncelikli görevi ulaştırmayı düzenlemek, geliştirmek, bu ülkede yaşayanlara daha iyi taşımacılık hizmetleri sunmak olan Ulaştırma Bakanı işi gücü bırakıp internete salça oluyorsa, burada bir dengesizlik vardır.

Binali Yıldırım’ın uzmanlık alanı nedir bilmiyorum. Kabinede Ulaştırma Bakanı unvanıyla bulunuyorsa, en azından bu işlerden anlıyor demektir. İnternetle alâkasının sıfır olduğuna ise, eminim. Yaptığı açıklamalarda kullandığı cümlelerden, zerre kadar anlamadığı teknik tabirlerden, her şeyden önce bakanlığın web sitesinin halinden belli oluyor ki, Binali Bey internetin neye benzediğinden bile habersiz.

Bu sadece kendi suçu değil tabi ki. İnternetle ilgili atıp tutma yetkisini Ulaştırma Bakanlığı’na verende hata. İnternetle ulaştırmanın bir arada çalıştığı tek nokta e-ticaret sitelerinden yapılan alışverişlerin zamanında kargolanmasıdır ki, biz bunu Ulaştırma Bakanlığı işimize burnunu sokmadan önce daha iyi yapıyorduk.

Sansür tartışmalarına, Google kavgalarına neden olan vergi tantanasının arkasında başka şeyler olduğuna adım gibi eminim. İthalat yapıyorum, daha önce çok başıma geldi bu tip şeyler. Türkiye’deki güçlü sermayelerin ekmeğini elinden alırsanız veya sizin sıfırdan kurduğunuz pazara onlar girmekte zorlanırlarsa, araya devleti sokarlar.

Sonra bir bakmışsınız ki bir günde geçen kararnamelerle sizin kalemlerinizde gümrük vergileri tavan yapmış, Türkiye’nin büyükbaş holdingleri de bu sayede pazarınızı elinizden almışlar. Sanki Google’a da aynı oyun oynanıyor gibi.

Fazla detaya girmek istemiyorum, biraz düşünüp araştıranlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.

Arka planda dönen tüm bu saçmalıklara alışkınım. Ancak bu sansür kavgalarında bana en saçma gelen şey, konunun Ulaştırma Bakanlığı önderliğinde tartışılıyor olması.

Daha kendi sitesini adam edememiş bir bakanlık, internet hakkında ahkâm kesince komik oluyor. Ulaştırma Bakanlığı elini internetten çeksin, görevli olduğu işlere yoğunlaşsın. Bu insanlar AKP’ye oy verirken Ulaştırma Bakanı işlerine burnunu soksun diye vermediler. Bu iş böyle devam ederse sonraki seçimlerde AKP’nin oylarının düşmesindeki en büyük nedenlerden biri Binali Yıldırım’ın “ben yaptım oldu” tavrı olacaktır.

Ulaştırma ve iletişimin aynı şey olduğunu düşünüyorsanız, siz çok yanlış anlamışsınız o işi.

Yorumlara kapımız açık