Aug 28, 2010

Yazan Kategori Dünden Bugüne Hikayeler, Genel, Otomobil Üreticileri | Yorum Yok

Cehalet mutluluktur

Cehalet mutluluktur

Bir toplum kendini dünyadan soyutlayınca hesap verecek kimse de kalmıyor. Ne enflasyon umrunda oluyor böyle bir toplumun, ne de dünyanın geri kalanının ne yaptığı.

Sadece dünyadan habersiz yaşayan ilkel kabileler değil bu rahatlığı yaşayanlar. Başkalarının ne yaptığını bilmedikleri için hayatlarından gayet memnun olan, akşama kadar rom devirip salsa yapan Kübalılar, dünyada neler döndüğünü bilmemenin rahatlığıyla askerliğini yapıp fabrikalarda çalışan Kuzey Koreliler de böyle yaşamaya alışkınlar.

Eskiden de böyle değil miydi aslında? İletişim imkânları bu kadar gelişmemişken, Anadolu köylerinde kimsenin rekabet peşinde koştuğu yoktu. Ali Dayı’nın beş tavuğu varsa Osman Amca’nın yedi tavuğu vardı, Ali Dayı sadece Osman Amca’nın fazladan iki tavuğunu kıskanırdı. Belki mal varlıkları da yoktu, ağaya hizmet ediyorlardı ama tüm köy ahalisi aynı ağaya hizmet ettiğinden bunu normal karşılıyorlardı.

Ne zaman ki televizyon girdi o köylere, ne zaman ki öğrendiler İstanbul’da yedi tavuktan fazlası olan insanların yaşadığını, o zaman mutsuz oldular. İstanbullular insandı da onlar değil miydi yani? Ağaya hizmet etmekle ömür mü geçerdi? Yaşamak lazımdı, deniz kenarında çay içmek, kazandığı parayı kendi ihtiyaçları için harcamak…

İstanbul’a koşmaya, televizyonlarda gördükleri o muhteşem hayatlara dahil olmanın hayalini kurmaya başladılar. Görmeselerdi bu rekabetin içine düşmeyecek, geride kaldıkları için mutsuz olmayacaklardı.

Dünyaya kapalı komünist ülkelerde de bugün benzeri hayat şartları mevcut. İletişim imkânları kısıtlı, dünyada neler döndüğünden habersiz yaşayan Kuzey Koreliler devletlerine hizmette kusur etmiyor, paşa paşa askerliklerini yapıyor, devletin ürettiği otomobillere binip, devletin inşa ettiği evlerde yaşıyorlar.

Saygıda kusur etmedikleri Kim Jong-il’in Avrupa bankalarındaki dört milyar dolarından, DVD koleksiyonundan, sarayındaki Avrupai yaşamından haberdar olmamanın getirdiği bilgisizlik ve cehaletin verdiği rahatlıkla bu devranın böyle dönmesi gerektiğini düşünüp, devam ediyorlar hayatlarına.

Halkını sindirmiş, istediği gibi yöneten Kim Jong-il ise, dünyayı da umursamıyor haliyle. Milyonlarca insanı istediği gibi yöneten bir insan aptal olamaz, o da aptal değil. Dünyayı takip ediyor, neler olup bittiğini, uluslararası arenada atması gereken adımları iyi biliyor.

Ama takmıyor diğerlerini. Silahı var, gücü var, gerektiğinde düşmanlarının önüne süreceği milyonlarca askeri var. “Her Kuzey Koreli asker doğar!” benzeri çığlıklarla yetişen Kuzey Kore halkı da, devletlerinin bölünmez bütünlüğüne yapılacak herhangi bir saldırıda canlarını vermeye hazırlar.

O nedenle ne kimsecikler Kuzey Kore’ye dokunuyor, ne de Kuzey Kore dünyanın tepkisini çekecek sakıncalı işler yapıyor. Birçok ülkeden ambargo yediği ve dünyaya mal satmak da umrunda olmadığı için, patent hakları da umrunda değil. Diğer ülkelerde yapılan herhangi bir malı aynen kopyalayıp yapıyor, kendi halkına satıyor. Sadece Çin değil yani bunu yapan, herhangi bir nedenle kendine güvenen her devlet yapıyor.

Peugeot’nun herhangi bir malını kopyaladı diye kimse dava açamaz Kuzey Kore’ye. Zaten ne Peugeot ona mal satıyor, ne de o kopya ürünleri başkalarına satıyor. Pazarın dışında olup bitiyor her şey.

Çin’in güvencesiyse ekonomisi. Hiçbir ülke boykot edemez Çin’i. O safhayı atlattı, dünya ekonomisini ele geçirmek üzere. Zamanında Kuzey Kore gibi çalıştı taklitler üzerinde, şimdi eskiden taklit ettiği markaları satın alıp kendisi üretmeye başladı.

Dünyadaki hiçbir şeyi umursamayan Kuzey Kore, Kim Jong-il’in teknoloji merakı sayesinde dünyadaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor. Elbette kısıtlı bir ekip yapıyor bunu, bütün ülke değil. Yeni bir otomobil çıktıysa bakılıyor, taklit edilebilecekse ediliyor. Olmazsa hiç ses çıkarılmıyor, taklit edilebilecek ürünlere geçiliyor.

Zaten çok fazla otomobil markasına ihtiyaçları yok. Ayaklarını yerden kessin yeter. Nedir öyle Ferrari, Lamborghini falan, hem sürat felakettir. Üstelik iyi arabalar getirmek için asfalt kalitesini yükseltmek, yolları genişletmek, trafik ışıkları kullanmak lazım. Külliyen masraf.

Ne gerekiyorsa Pyeonghwa Motors veya Sungri Motor Plant yapar zaten. Şöyle Fiat Siena gibi üretmesi kolay, biraz eğitilen her adamın yapabileceği bir otomobil alınıp taklit edilir, yürür gider, nedir yani. İthal otomobil isteyenlere de Vietnam’dan Mekong Auto mal satar, olur biter. Aç gözlülüğe gerek yok.

Kuzey Kore’deki otomobil markalarını biraz inceledim de, karşıma bu sonuç çıktı. Ülkede toplam iki tane otomobil fabrikası var. Birleşik Kilise ortaklığındaki Pyeonghwa Motors otomobil üretimiyle ve Vietnamlı Mekong’un distribütörlüğü ile ilgilenirken, Sungri Motor Plant ticari araç ihtiyacını karşılıyor.

Sungri Motor Plant ülkenin ilk otomobil üreticisi. 1975’den beri faaliyette olan firmanın ağırlıklı çalışma alanı büyük ticari araçlar. Pyeonghwa faaliyete başlayana kadar, ülkenin makam otomobili ihtiyacını Mercedes W124 (Mercedes 190E) taklitleriyle Sungri karşılamış (Kaengsaeng 88). Taklit derken, kopya değil, görüntü benziyor ama ne kalörifer, ne yalıtım var. Mercedes görünümlü bir otomobil sadece.

Rusya ile anlaşmışlar, GAZ M20 Probeda’dan esinlenerek Sungri Achimkoy modelini sürmüşler piyasaya. Çeşitli Avrupa markalarından ne lisans, ne izin istemeden tuhaf taklitler yapa yapa ilerletmişler kendilerini. Daha sonraları, sanırım Avrupalı üreticilerin de biraz çemkirmeye başlaması yüzünden Pyeonghwa Motors kurulmuş ve Sungri sadece kamyon üretimine yoğunlaşmış.

Zaten en baştan beri Sovyet bağlantıları sayesinde kamyonculukta kendilerini epey geliştirdiklerinden, GAZ ve KrAZ gibi Sovyet markalarını lisanslı, posta koymayı pek sevdikleri ABD markası olan Jeep gibi markaları da taklit olarak üretmeye devam etmişler, hâlâ üretiyorlar.

Pyeonghwa Motors ise dış dünyayla daha iyi geçinen bir marka. Kuzey Kore’de ortaya atılan yeni bir dinin kilisesi olan Birleşik Kilise’nin bir markası olan şirket, Avrupalı üreticilerden lisans alarak çalışıyor.

Kuzey Kore’nin Avrupalı üreticiler tarafından pek sevilmemesi, Kim Jong-il’in komünizme birazcık kapitalizm bulaştırmasına neden olmuş. Kanlı bıçaklı düşmanı Güney Kore’den bir şirketin (Pyonghwa Motors) Nampo adlı ufak liman kentinde iş yapmasına izin vermiş, onların sayesinde Avrupa lisanslı otomobilleri ülkesine sokmayı başarmış.

Şöyle ki, devletin şirketi olan Ryonbong General Corporation ve Birleşik Kilise otomobil üretmeye karar vermişler, Pyonghwa Motors’ı da yanlarına ortak almışlar. Aslen Güney Koreli olan ve Fiat lisansıyla iş yapan Pyonghwa Motors da onlara Fiat lisansıyla otomobil üretme imkânı sağlamış. (Buraya dikkat! Güney Koreli olan Pyonghwa Motors, ortaklıkla kurulan ise Pyeonghwa Motors.)

Fiat Siena Hwiparam olmuş, Fiat Doblo ise Ppeokkugi. (Fiat 124 ve Murat 124 ilişkisi gibi.)

Sadece Fiat lisansında kalmamışlar, Ssangyong’un Mercedes ile ortak çalışmaları sayesinde ortaya çıkan Ssangyong Chairman’i alıp Junma demişler, makam arabası niyetine salmışlar lüks ortamlara.

Ancak şirketin Güney & Kuzey ortaklığı numaralarını pek fazla ülke yememiş ve her istedikleri markadan lisans almayı başaramamışlar. Uluslararası ticaret babında çalışabilecekleri pek fazla ülke olmadığı için Çin, Vietnam gibi çekiç altında inleyen ülkelerin, aynı zihniyette çalışan firmalarıyla ticari anlaşmalara girişmişler.

Toyota Hiace’yi Jinbei adıyla üreten, Brilliance BS4 ve BS6 modelleriniyse Avrupa’ya ihraç etmeye çalışacak kadar iddialı yapan Brilliance Automotive ile anlaşmalar yapmışlar, o modelleri baz alarak kendi otomobillerini üretmişler. (Bu arada Brilliance Automotive son yıllarda hızla yükselişe geçen bir firma. BMW ve ile motor, Pininfarina ile tasarım konusunda ortaklıklar kurdu, ciddi şekilde geliştirdi kendini.)

Firma SUV ihtiyacını da Mercedes ML serisi ve Kia Sorento’dan esinlenmeyi pek seven Çinli üretici Dandong Shuguang’dan lisans alarak karşılamış. Gerçi şunu anlayamadım, Dandong Mercedes, Kia, Toyota gibi markaların ürünlerini lisanslı üretmiyor, kopyalıyor. Taklit edip kendi markasıyla ürettiği bu ürünlerin kalıplarını, bantlarını (complete knock down) nasıl başka ülkeye verebiliyor, orası bir garip.

Kuzey Kore’ye mal satan tek otomobil üreticisiyse Vietnamlı Mekong Auto. Bunlar da %51’lik Japon ortaklığı (Saeilo Machinery) sayesinde Fiat ve Ssangyong distribütörlüğü yapıyor, Kuzey Kore’ye farklı Fiat modelleri de satabiliyorlar. Zamanında Mekong Stars adıyla bir 4×4 üretmişler ama Fiat satma imkânı bulunca Stars çöpe gitmiş, bir daha otomobil üretmemişler. (Komünist ülkelere bile otomobil satabildiği için Fiat’ı tebrik etmek lazım mı, değil mi bilemedim şimdi.)

Sonuç olarak Pyeonghwa Motors taklit de etse, lisanslı da üretse yıllık satışı 500 adet civarında dönüyor. Kurdukları fabrika yılda 10.000 otomobil üretmeye yetecek kapasitede olsa da, Kuzey Kore halkının ekonomik durumu bir otomobil sahibi olmaya pek izin vermiyor.

Otomobil kullanacak olanlar 1980’lerde Sungri’nin ürettiği Mercedes W124 ve GAZ taklitlerine biniyorlar, kalanı yine Sungri’nin Sovyetler’den apardığı 80’lerden kalma otobüslerle karşılıyor ihtiyacını.

Bu tip ülkelerin dünyadan soyutlandığını, fakirliğin, sefaletin içinde yüzdüğünü biliyoruz. Güney Kore tüm dünyaya otomobil satarken Kuzey Kore yılda 500 otomobil satınca rekor kırmış oluyor. Ancak halkına tavuk muamelesi yapan, kümesinden dışarı çıkarmayan Kim Jong-il bile dış dünyayı takip ediyor, taklit de olsa bir şeyler üretilmesini sağlıyor ülkesinde.

Bir yandan da Türkiye’ye bakıyorum. Asya ile Avrupa arasındaki köprüye. Kuzey Kore bile dört markanın lisansıyla kendi otomobillerini üretirken, Türkiye başkasının lisansıyla bile sadece bir marka çıkarabildi ortaya. Kendine ait markası hiç yok.

Çin yıllarca taklit etti, tecrübe kazandı, şimdi kendi markalarını, kendi tasarımlarını, kendi teknolojilerini satıyor dünyaya. Biz taklit etmeyi bile beceremedik.

1800’lerin sonundan beri devam eden otomobil devrimini kaçırdık, yetişemedik o trene. Hiç olmazsa elektrikli otomobil devrimini yakalayalım, bu kez ortaya çıkaralım kendi teknolojilerimizi. Başkalarının atölyesi ve pazarı olmaktan kurtulsun artık şu ülke.

Trafik ışığı enerji harcar, masraf çıkarır. Trafik polisi kullanırsak masraf daha az olur, hem istihdam sağlamış oluruz. Zaten 24 milyonluk ülkede 30.000 otomobil var, trafik sorunumuz yok Kim’e şükür.

Rivayet edilir ki, Kuzey Kore 70’li yıllarda İsveç’ten 1.000 adet Volvo 144 satın almış. Ancak uluslararası arenada tarafsız takılıp Kore ile ticarete girişmek İsveç’e biraz pahalıya malolmuş ve bu otomobillerin parasını hiçbir zaman alamamış. 70’lerden kalan Volvo’ların çoğu Kuzey Kore’de ticari taksi olarak çalışmaya devam ediyorlar. Plaka? Devletin.

Kuzey Kore’de alım gücü olmadığı için reklam da yok denecek kadar az. Bu billboard da yabancı işadamlarının uğradığı bir otelin önünde, hem Kuzey Kore vatandaşlarına “otomobil üretebilen ülkeyiz” gazı veriyor, hem de yabancı işadamlarına Kore’yi ispatlamaya çalışıyor. 90’ların Tofaş reklamlarından farkı? Korece olması.

Mercedes W124? Yo, Kaengsaeng 88.

Kia Sorento? Hayır, Dandong’un bir modeli.

Toyota Land Cruiser? Yoo dostum yoo, Pyeonghwa Pronto.

Fiat Doblo? Ne alakası var, Pyeonghwa Ppeokkugi.

Fiat 124? Saygını göster, o bir Hacı Murat. O kadar farklıyız ki aslında aynıyız. (Hegel’e selam, damara devam.)

Televizyon devletin, araba devletin, kim karışır reklama? Tek televizyon kanalı olunca prime time, raiting gibi kaygılar da yok, yedi dakikalık reklamlar yapılabiliyor Fiat Siena, pardon Pyonghwa Hwiparam için.

Yorumlara kapımız açık