Sep 6, 2010

Yazan Kategori Çevreci Otomobiller, Genel, Otomobil Üreticileri | 2 Yorum

Elektrikli otomobiller

Elektrikli otomobiller

Henry Ford’un 1896’da Detroit sokaklarında elektrikle çalışan bir otomobille gezdiğini bilen pek yoktur. Henry Ford o dönem Thomas Edison’un şirketi olan Edison Illuminating Company’de çalışıyordu ve ilk prototiplerini elektrikle çalışacak şekilde tasarlamıştı.

Hatta sadece otomobillerde değil, trenlerde de kullanıldı elektrik motorları. Robert Davidson’ın 1838’de tasarladığı elektrikli lokomotif 8 km/s hızla gidebiliyordu. 172 yıl öncesi için hiç fena değil. Ancak menzilin kısalığı, pillerin ağırlığı, motor teknolojilerinin sürekli gelişimi gibi etkenler, Ford’un ve onu takip eden diğer seri üreticilerin benzine yönelmelerine neden oldu.

Henry Ford ve Thomas Edison birlikteliği devam etseydi neler olurdu, otomotiv sektörü nasıl şekillenirdi bilemeyiz. Bugünkünden çok daha farklı olacağı kesin.

Yıl 1896, Henry Ford elektrikli otomobilini Detroit sokaklarında deniyor.

İlk otomobiller fosil yakıtlarla çalışınca, işin devamındaki teknolojiler de onlar üzerinden geliştirildi, elektrikli motorlar hiç umursanmadı ve dev bir petrol endüstrisi oluştu.

Birkaç yıl öncesine kadar elektrikli otomobiller hakkında yılda 1–2 haber okurduk sadece. Arada bir denemeler yapılırdı, otomobil dergileri geleceğin otomobili başlıklarıyla yayınlardı bu prototipleri.

Suni olduğu sonradan ortaya çıkan küresel ısınma yaygarası sağ olsun, elektrikli otomobillere şans verilmeye başlandı bir süre önce. Küresel ısınmaya petrol fiyatlarındaki artış, Çin gibi hızla gelişen ülkelerin teknoloji merakı gibi nedenler de eklenince elektrikli otomobiller bir anda gerçeğe dönüşmeye başladılar. Büyük firmalar ilk başta pek yanaşmasalar da butik üreticiler başarılı denemeler yaptılar; Tesla’nın başarılarını, Toyota Prius’un satış grafiklerini içeren rakamlar sektörün gözünü açmaya başladı.

Borsadaki kros hamile ayı formasyonuna benzer bir durum mevcut elektrikli otomobillerde. Yıllardır adım adım ilerleyen sektör, yakında patlama noktasına gelecek ve zirveyi bulacak.

Küçük firmaların denemeler yaptığı sektöre büyük firmalar şimdiden doluşmaya başladılar bile. Toyota, Mitsubishi, Honda, Subaru, Citroen, Mini gibi firmalar elektrikli modellerini çıkardılar; Chevrolet, Audi, BMW, Ford, Nissan, Renault, Volkswagen gibi firmalar da son hazırlıklarını tamamlamak üzereler.

Sektör ani bir hızlanma sürecine girdi. Hangi sayısı olduğunu hatırlamıyorum, Platin’den not almışım. Diyor ki, “2004 – 2007 arasında elektrikli otomobil haberlerinin basılı medyadaki toplam sayısı 40’ı geçmiyor. 2008’de aniden 400’ü ve 2009’da 600 seviyelerini buluyor. Elektrikli otomobiller yatırımcılar için kısa vadede hot topic konumuna çıkacak.”

Medyanın bir anda elektrikli otomobillerden bahsetmeye başlamasının sebebi de elbette ki sektörün almaya başladığı yatırımlar. ABD’de 2009’un son çeyreğinde yapılan tüm özel fon yatırımlarının %19’u sıfır emisyon şirketlerine gitmiş. Yıllar boyu herkesin görmezden geldiği sektörün, önümüzdeki 10 yıl içinde 670 milyar dolar yatırım alması bekleniyor. Yatırımlar hızla artıyor çünkü yan sanayisiyle, hizmet istasyonlarıyla, batarya üreticileriyle, yazılım & bilgi işlem sistemleriyle yepyeni bir alan olan elektrikli otomobil sektörünün kısa süre içinde 3 trilyon dolarlık bir hacme ulaşacağı öngörülüyor.

Konu sadece özel fonlarla da ilgili değil, büyük markaların elektrikli otomobilleri kabullenmesiyle birlikte hükümetler de teşvik konusunda devreye girdiler. Elektrikli otomobiller için ABD 2.4 milyar dolar, Çin 1.5 milyar dolar teşvik yapma kararı aldı. Butik üreticilerden olan Tesla bile yatırımcılardan aldığı 100 milyon dolara Enerji Bakanlığı’nın 465 milyon dolarlık teşviğini ekledi, şirketin %10’u da Daimler’e satıldı.

V-Vehicle özel fonlardan 10 milyon dolar topladı; araç ve şarj istasyonu arasındaki veri bağlantılarını sağlamayı planlayan yazılım firması Better Place, 350 milyon dolar daha yatırım alarak 1.25 milyar dolarlık piyasa değerine ulaştı. Firma daha şimdiden Japonya, İsrail, Kanada ve Danimarka ile anlaşmalarını tamamladı.

Hükümetlerin elektrikli otomobil yatırımları sadece nakit teşviklerle bitmiyor. Elektrikli otomobillerden vergi alınmaması veya vergilerinin düşürülmesi de ayrı bir destek kapısı. İsrail otomobillerden %82 vergi alırken, elektrikli otomobil vergisini %10 olarak açıkladı. Otomobil vergisi %180 olan Danimarka, elektrikli otomobillerden vergi almıyor. İsrail’de ayrıca 1.000 yakıt istasyonu, şarj istasyonuna dönüştürülüyor.

(Şarj istasyonu diyorum da, sanırım bu istasyonlar için batarya değişim istasyonu gibi bir tabir kullanmak daha doğru olacak. Çünkü plug-in elektrikli otomobiller 220v ev prizinden de şarj olabiliyor, istasyon aramıyorlar. Zaten mevcut teknolojilerle altı saat sürüyor bataryanın dolması. Ancak istasyonlar, batarya değişimine yarıyor. Yani istasyona giriyorsunuz, otomobilinizdeki 250 kiloluk batarya 2 dakika içinde dolusuyla değiştiriliyor ve yolunuza devam ediyorsunuz.)

ABD, Avustralya, Çin, Filipinler, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, İngiltere, İrlanda, İspanya, İzlanda, Japonya, Kanada, Polonya, Portekiz ve Yeni Zelanda elektrikli otomobiller için altyapı, dolum istasyonu projeleri ve teşvik paketlerini çoktan açıkladılar.

Türkiye’den henüz kayda değer bir açıklama yok.

Yıl 1919, Detroit’te bir elektrikli otomobil şarj oluyor.

Dünya değişir ve gelişirken bazı sektörler batar, ekonomi de bu değişime paralel olarak el değiştirir. El yazmacılar ellerindeki ve çenelerindeki mürekkeplerle dolaşıp en pahalı kaftanları giyerken, mürekkep yalamış kişiler olarak toplumun en zengin ve saygın insanlarıydı. Onların zenginliği nasıl bir anda matbaa makinesi imalatçılarına, satıcılarına geçtiyse, otomotiv sektöründe bugüne kadar büyük servetler kazanmış olan saygın firmaların servetleri de elektrikli otomobil piyasasına yatırım yapanlara geçecek.

Elektrikli otomobil sektörüne akan en ciddi nakitler, sektörle alakası olmayan yatırım şirketlerinden geliyor. En kilit noktaların imalatı da yine otomotiv markası olmayan şirketler tarafından yapılıyor. Örnek verecek olursam, mevcut piyasası 10 milyar dolar olan ve 2015’e kadar 30 milyar dolara ulaşması beklenen şarj edilebilir batarya sektörünün %75’i şu anda Samsung, LG ve Panasonic’in elinde.

Dünyanın ilk seri üretim hybrid otomobili BYD F3DM.

Ünlü yatırımcı Warren Buffet, Çinli üretici BYD’nin %10 hissesini çoktan satın aldı. Türkiye’de bile sektör otomotivin dışındaki firmalardan yatırım alıyor. Boyner Grubu, BYD ile Türkiye’de otomobil üretmek için anlaşmasını aylar önce imzaladı. (2008’de piyasaya çıkan BYD F3DM, dünyanın ilk seri üretim hybrid otomobiliydi.)

Yani sektör değişiyor, yeni yatırımcıların yükselişi, eski kurtların alıştıkları kâr marjlarını, satış oranlarını unutmaları anlamına geliyor. Egzoz üreticileri dükkânları kapatırken, sahte egzoz ve motor sesi hazırlayan yazılım firmaları onların pazarını devralıyor.

Elektrikli otomobillerin yakıt hücrelerinde platin ve paladyum kullanılması bu madenlere olan talebi de yükseltmeye başlayınca, yatırımcılar altın ve petrolden çıkıp paladyum ve platine yönelmeye başladılar. Haliyle bu yatırımlar piyasaları da ciddi şekilde etkiledi ve 2009’da altının fiyatı %24 yükselirken platinin onsu %60 yükseldi.

Elektrikli otomobiller sadece otomotiv sektörünü değil, yan sanayisiyle birlikte sosyal yaşamı, para piyasalarını, meslekleri de etkileyecek. Bunu acilen görmek, bu yönde yatırım yapmak şart.

Türkiye Cumhuriyeti dünyada olup biten gelişmelere sırtını dönüp internet yasaklarıyla, laiklik kavgalarıyla, evet – hayır yarışmalarıyla vakit geçirirken, vatandaşı öngörü açısından devletinden fersah fersah ötede.

Tesla Roadster ve Ali Ağaoğlu

Ali Ağaoğlu otomotiv sektöründe çalışan bir işadamı değil. Sektör hakkında herhangi bir planı da yok ama lüks otomobillere olan merakı sayesinde Türkiye’yi elektrikli otomobillerle tanıştıran kişi oldu. ABD’den bir Tesla Roadster alıp Türkiye’ye getirdi, bütün dünya cayır cayır teşvik açıklarken, vergi indirimi yaparken elektrikli otomobil kavramını duyamamış olan Türkiye’nin eski moda kanunları yüzünden en yüksek orandan ödemek zorunda kaldı vergisini. Türkiye otomobil ithalatında hala silindir sayısını, motor gücünü hesaplamaya çalışıyor, oysa elektrikli otomobil teknolojileri bu kriterleri çoktan değiştirmiş durumda.

Ali Ağaoğlu’nun elektrikli otomobillere üretim bazında yatırım yapmaya niyeti yok. Ancak Türkiye’de birileri elektrikli otomobil üretirse ilk müşteri olacağını, şirket araçlarının tamamını elektrikli otomobillerle değiştireceğini söylüyor.

Boyner Sanayi, Türkiye’nin otomobillerle ilk tanıştığı yıllarda Koç’un yaptığını yapıyor ve BYD ile otomobil üretimi anlaşmasına giriyor. Türkiye’nin en vizyoner yatırımcısı Alphan Manas ise daha cesur bir yatırımın peşinde.

Tilter’ı satın alan Brightwell, ilk etapta 3 tekerlekli küçük otomobiller üretecek.

Brightwell Holding’in kurucusu Alphan Manas, elektrikli otomobil işine girmeye kesin kararlıydı. Önce Fransa’nın iflas sürecindeki elektrikli otomobil üreticilerinden Heuliez’i satın almayı denedi, olmadı. Pes etmeyen Alphan Manas, yanına iki ortak daha bularak (Orhan Holding ve B Plas) bir başka Fransız üretici Tilter’ın %80 hissesini satın almayı başardı. 30 milyon dolar sadece marka alımına gitti, fabrikanın Türkiye’de kurulmasına karar verildi.

Brightwell Holding, Orhan Holding ve B Plas’tan oluşan konsorsiyumun, Bursa’da kuracağı fabrikada Türkiye’nin %100 yerli ilk elektrikli otomobillerinin üretilmesi planlanıyor. Brightwell bununla da yetinmiyor, ABD ve Avrupalı elektrikli otomobil üreticilerinin bile uzakdoğulu firmalarla çalıştığı batarya işine girmeye çalışıyor. ABD’li pil üreticisi Xellerion ile anlaşan Brightwell, lithium-ion yerine nikel çinko bazlı pil üretmeyi planlıyor. Alphan Manas’ın söylediklerine göre lithium-ion pillerden %50 ucuz ve %80 geri dönüşümlü olan nikel çinko piller beş yıl içinde lithium-ion pillerden daha popüler hale gelecekler. Herkes lithium-ion teknolojilerine yatırım yaparken Alphan Manas nikel çinko pillerde tecrübe geliştirerek vakti geldiğinde diğerlerinden önde olmayı planlıyor.

Gördüğünüz gibi ne Boyner, ne de Manas otomobil üretmiş girişimciler değiller. Çünkü öyle bir sektör geliyor ki, mevcut otomobil teknolojilerindeki tecrübelerin bile bir kısmı atıl duruma düşüyor, tecrübeli üreticiler yeni teknolojileri sektörün dışındakilerle birlikte öğrenmek durumunda kalıyorlar.

Türkiye’de otomobil üreten, kendi markasını pazarlayan yok ve elektrikli otomobiller Türkiye için büyük fırsat. Otomotiv sektöründe yeni yatırımcılar pazara ilk kez bu kadar rahat girme şansı buluyorlar. Ancak bu şans fazla uzun sürmeyecek.

Oyak çoktan Renault ile anlaşmasını yaptı ve Renault’nun elektrikli modeli Fluence Z.E’nin Türkiye’de üretilmesine karar verildi. Toyota Prius ve Mitsubishi i-MiEV, Sabancı sayesinde Türkiye’ye girdiler.

Şu ana kadar gördüğümüz kadarıyla Koç, Sabancı gibi ithalat yeteneklisi sanayicilerin kendi markalarını çıkarıp risk almaya niyetleri yok. Onlar yine bildikleri sistemi takip edecek, yurtdışındaki markaları ithal ederek veya Türkiye’de fabrika açmalarını sağlayarak yürütecekler gemiyi.

Oysa önümüzde büyük bir fırsat var. Eskisi gibi ithalatla, başkasından lisans alıp Türkiye’de onun adına üretim yapmakla uğraşırsak fosil yakıtlı otomobillerde olduğu gibi çevreci otomobillerde de geri kalacağız.

X şirketi Türkiye’de fabrika açmaya ikna edip onun emrinde, ona otomobil üreteceğimize kendi markamızı çıkaralım ortaya. İstihdam sağlama bahanesinden bıktı bu insanlar, gidelim fabrikayı Çin’e kuralım, istihdamı Çinliye sağlayalım ama satılan arabanın parası buraya gelsin. Çok daha kârlı bir iş yapmış oluruz.

Elektrikli otomobil sektörüne dahil olmak mutlaka otomobil sektöründen olmayı gerektirmiyor. Çünkü sadece otomotivi etkileyen bir sektörden bahsetmiyoruz. Tamam, müspet veya menfi yönde en çok akaryakıt firmaları, otomotiv devleri, yedek parça şirketleri etkileniyor ama motor sesi çıkaran yazılımlardan batarya değişim istasyonlarına kadar onlarca yeni alan da açıyor. Sadece AB ülkelerindeki batarya değişim istasyonlarının bile 50 milyar dolarlık bir pazara ulaşması, bu sektörün binlerce yeni girişimciyi, milyonlarca işçiyi çekebileceğini gösteriyor.

Ancak her şeyden önce devletin bir şeyler yapması, sektörün önünü açması gerekiyor. Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün söylediklerine göre, 2011 yılına kadar düzenlemeler halledilecekmiş. Elektrikli araçlarda motor hacmi söz konusu olmadığından, vergiler için başka formüller arıyorlarmış ve teşvik amacıyla vergiler minimum düzeyde tutulacakmış. 2011’e sadece üç ay kaldı ve henüz bir hareket göremedik ama Allah’tan ümit kesilmez.

Elektrikli otomobillerin getirdiği fırsatlar zinciri, en çok gelişmekte olan ülkeleri etkileyecek. Elektrikli otomobillerin bataryalarında, yazılımlarında ve daha birçok noktasında söz sahibi olan uzakdoğu, bu yeni sektörün liderliğine oynayacağını gösterdi. Piyasaya çıkan ilk hybrid ve elektrikli modeller Japonya’dan geldi, Güney Kore batarya teknolojilerini, Japonya yazılımları geliştirirken, bugüne kadar batının atölyesi olan Çin artık kendi markalarıyla giriyor piyasaya.

Türkiye’nin bu kez treni kaçırmamasını, elektrikli otomobil sektörüne kendi ürünleriyle girmesini diliyor ve batarya istasyonları, pil değişimleri gibi teknik detayları başka bir yazıya bırakıyorum.

  1. Elektrikli otomobiller hakkında yazmayı planladığım sonraki yazıya spoiler oldu bu linkler :)

Yorumlara kapımız açık