Sep 7, 2010

Yazan Kategori Genel, Otomobil Üreticileri | 3 Yorum

İhracat, anneye anlatır gibi

İhracat, anneye anlatır gibi

TDK, ihracat sözcüğü için diyor ki, “bir ülkenin ürettiği malları başka bir ülkeye veya ülkelere satması, dışsatım.”

Bir de, birkaç örnek kullanarak piyasadaki anlamına bakalım.

Türkiye’de tekstil işi yapan bir arkadaşım var, Korkut Bey. Her şeyi Türkiye’de üretir, ABD’ye ve çeşitli Avrupa ülkelerine satardı. Sonra yavaş yavaş Çin’den ithalat yapmaya başladı, en sonunda Shenzhen’de fabrika açarak üretimini orada yapmaya başladı. Orada kurduğu şirkete isim olarak Türkiye’deki markasının Çince karşılığını koydu, %25 hisseyle Çinli bir ortak buldu, tasarımcıları hâlâ Türkiye’de yaşıyor. Artık bütün ürünlerini Çin’de yapıyor, eskiden beri çalıştığı pazarlara satmaya devam ediyor. Yani bir Çin markası değil, kurucusundan tasarımcısına bütün yönetim kadrosu Türkiyeli olan, Çin’i atölye olarak kullanan bir şirket var ortada. Çin’e sağladığı tek fayda, gençlerin sokakta boş boş gezmek yerine karın tokluğuna bu fabrikada çalışması. İstihdam!

ABD’de kendi buluşumuz olan bir ürünümüz vardı. Üretime Florida’da başlamıştık ama rakip ürünler piyasaya girmeye başlayınca kâr marjımızı düşürmemek için üretimimizi Çin’e taşımıştık. Anlaşmalı bir atölye, sadece bizim ürünümüzü, bizim tarifimize göre, bizim seçtiğimiz hammaddeleri kullanarak üretiyordu. Florida’daki kalitenin aynısını tutturmak Çin’deki atölyenin değil, bizim mühendislerimizin başarısıydı. Çin’deki fayda – maliyet oranını görünce birçok ürünümüzü orada üretmeye başladık.

Başka bir örnek olarak elektrikli ev aletleri sektörüne bakalım mesela.

Tefal de Çin malı kettle satar, Sinbo da. Tefal’in ürünleri kaliteliyken, Sinbo ona yetişemez. Tefal’in kettle’larını başka markada göremezsiniz ama Sinbo’nun kettle’ları, çeşitli mağazalarda karşınıza Arzum, Arnica, Minton, Blue House gibi markalar altında çıkabilir. Çünkü Tefal, kendi tasarımcılarının hazırladığı ürünleri Çin’de anlaştığı fabrikalara yaptırır, Sinbo ise fason üretim yapan firmalardan mal alarak kendi markasıyla satar.

Guangzhou’daki dev fuar alanları Çinli ihracatçılarla, fason üreticilerle doludur. Sadece 10.000 dolarınız bile olsa kendi markanızla çeşitli ürünler getirebilirsiniz. İşte o zaman Çin, ihracat yapmış olur.

(Bu arada fason sözcüğüne de açıklık getirelim. Fason mal dandik mal değildir, bir markanın, başka fabrikada yaptırdığı maldır. Benek Tekstil üretir, Victoria’s Secret kendi markasıyla satar. Kristal Kola üretir, Le Cola kendi markasıyla satar. X kettle fabrikası üretir, Sinbo, Minton, Arzum kendi markasıyla satar. Fason çalışırken ister kaliteli, ister kalitesiz çalışabilirsiniz, tamamen markanın kendi seçimidir.)

Ben halihazırda ABD’de veya Türkiye’de ürettiğim malı, üretim maliyetlerini düşürmek için Çin’deki bir atölyede yaptırırsam, bu Çin’in başarısı değildir. Ucuz üretim yapmak tüccar için bir başarı sayılsa da, bir ülke ve halkı için övünülecek bir başarı kriteri olamaz. O nedenle Çin, benim orada açtığım atölyede, kendi yönetim kadromla mal üretip kendi pazarıma satmamla övünmeye kalkarsa, onlara sadece gülerim. Çünkü özgürüm, Çin’den sıkılırsam gider Vietnam’a, Kazakistan’a, Kamboçya’ya fabrika kurarım, kim karışır…

Diğer sektörlerden örneklemeler bu şekilde, şimdi Türkiye’deki otomotiv sektörüne bakalım.

Medyada sürekli gördüğümüz konulardan biri, Türkiye’nin otomotiv sektöründeki başarıları. Ürettiğimiz otomobilleri Avrupa’ya, ABD’ye satıyormuşuz, en büyük ihracat kalemimiz otomotivmiş. Utanmasalar otomotivde dünya liderliğine oynatacaklar Türkiye’yi. İşin kötüsü, insanlar da buna inanıyor, durumu kabulleniyorlar.

Oysa Türkiye’nin otomotiv sektöründeki durumu Çin’in Korkut Bey gibi işadamlarıyla ilişkisine benziyor. Korkut Bey gidip Çin’de fabrika açıyor, çünkü Çin’de maliyetler düşük, üstelik ürünleri için uzakdoğuda iyi bir pazarı var. Korkut – Çin ilişkisini, Renault – Türkiye ilişkisine uyarladığımızda hiçbir şey değişmiyor. Türk işçisi Fransız işçisinden daha ucuza çalışır, coğrafi konumu nedeniyle üretilen malı müşterilere daha kolay ulaştırır, üstelik Fransa yerine Türkiye’nin havası kirlenir.

Nasıl ki Çin Korkut Bey’in kendi fabrikasında ürettiği malı kendi müşterisine satmasıyla övünemezse, Türkiye de Renault’nun, Honda’nın, Ford’un Türkiye’deki fabrikalarda ürettikleri malı kendi müşterilerine satmasıyla övünemez. Övgüyü hak edecek ne yapıyor ki?

Ford Transit Connect ABD’ye satılıyorsa bu Ford’un kararıdır, Türkiye’nin değil. Ford üretim planını yapar, hangi modeli hangi fabrikada üretip hangi ülkeye göndereceğini planlar, ona göre davranır. ABD’ye gidecek Ford Transit Connect’ler Türkiye’deki fabrikanın payına düşerken Ford Focus Vietnam’da, Ford Escort Filipinler’de üretilebilir.

Renault Fluence Z.E. Türkiye’de üretilecekse, bu Renault’nun kendi kararıdır, Türkiye’nin değil. Renault planını yapar, Fluence Z.E. Türkiye’de üretilirken Kangoo Z.E. başka ülkede, Twizy Z.E. daha başka bir ülkede üretilebilir.

Bu kararlar Türkiye’nin, Türk sermayesinin, Türk işçisinin veya hükümetinin değil, onlardan daha üst konumda olan Renault, Ford, Honda gibi firmaların merkez yönetimlerinin tasarrufundadır.

Türkiye otomotiv sektöründeki varlığını ispat edecekse başkalarına atölye hizmeti vermekle yetinmeyip, kendi markasını çıkarmalıdır. Tekrar ediyorum, Türkiye bugüne kadar otomobil üretmedi. Japonya’ya, Almanya’ya, Fransa’ya, ABD’ye, Güney Kore’ye atölyelik yaptı, yapmaya devam ediyor. Onlar çalış diyor, Türkiye çalışıyor; onlar dur diyor, Türkiye duruyor.

Bugüne kadar hiçbir şey başaramadık. Devrim’i yaptık, yarım kaldı. İmza geldi, cezalandırıldı. Küçük girişimciler çeşitli spor otomobil projeleriyle çıktılar, hiçbiri başarıya ulaşamadı. Zaten başarıya ulaşabilecek olsalardı medya onları övmez, yerin dibine sokardı.

Yıllarca aynı firmaların elinde kalan, başkalarının dahil olmasına izin verilmeyen sektör, elektrikli otomobillerin ortaya çıkmasıyla bir devrimin eşiğine geldi. Artık otomotiv sektörünün dışındaki girişimciler de oyuna dahil olabilir, geliştirdikleri fikirleri hayata geçirebilirler. Ancak bu fırsat uzun sürmeyecek. Elektrikli otomobil istasyonundan yenilikçi yolcularını alıp eski kafalı yolcularını indiren tren, başarıya giden yola devam etmek için kısa süre sonra istasyondan ayrılacak.

Türk sanayisinin ayağına gelen en büyük fırsattır bu. Coğrafi keşiflerden beri tüm yenilikleri, devrimleri kaçıran Anadolu toprakları, bu son fırsatı kaçırmamalı. Otomotivde sadece atölye ve pazar olmayı aşmalı, kendi markalarını çıkarmalı.

Medyanın söylediklerine kulak asmayın, otomotivde söz sahibi bir ülke olmak istiyorsak kendi markamızı çıkarmak zorundayız. Fadıl Akgündüz gibi sıfırdan bir marka çıkarmayı deneyebilir veya Alphan Manas gibi yabancı bir firmayı satın alabiliriz.

Türkiye’de ciddi sermayeler var. Tek başına belki iddialı işler yapamazlar ama elele vererek güç birliğine gidebilirler. Uzakdoğu ülkeleri yapıyor, Arap ülkeleri başarıyor bunu. Türk işadamları çeşitli konsorsiyumlar kurarak krizde zorlanan yabancı firmaları satın alabilirler.

Brightwell Holding, Orhan Holding ve B Plas’ın konsorsiyum oluşturarak Fransa’nın elektrikli otomobil üreticisi Tilter’ı satın almasını inceleyin. Başka işadamları da yapmalı bunu. Yeter ki kendimizi Türkiye’ye kapatmayalım, dünyada olup bitenleri daha iyi takip edelim.

Ne olursa olsun, bir şey yapmak şart. Türkiye’nin kendine ait otomobil markası olmayan nadir ülkelerden biri olması, yurtiçinde ve dışında elinden geleni yapan bir girişimci olarak benim zoruma gidiyor.

İhracat bir ülkenin kendi ürettiği malları başka ülkelere satmasıdır, başkalarına işçilik yapması değil. Türkiye otomotivde de ihracat yapan bir ülke olsun artık.

  1. Şu anki durum genel olarak bahsettiğiniz gibi işçilik yapmak. Basında; üretiyoruz ihracat yapıyoruz diye bas bas yazılıyor. İthal parçayı bir araya getir sonra sat.Zaten firma uluslararası, parada ona gidiyor.Göründüğü gibi otomobilde ikinci bir DEVRİM (otomobili) lazım..

  2. Basının işi o şirketlerin sözcülüğünü yapmaktan öteye gitmiyor. Basın öyle diyor çünkü basını yönetenler de onlar. Halkın da konuyla pek alakası olmadığı için inanıyor basının yazdıklarına.

    İşin kötüsü, satan da biz değiliz. Bir araya getirme kısmının işçiliğini yapıyoruz sadece.

    İkinci bir Devrim, gerçek anlamıyla da devrim olmalı. Kendi ithalat gemisini yürütmek için Devrim gibi, İmza gibi girişimleri yok edenlere dur diyecek bir devrim olmalı.

    Pek ümitli bir durum değil ama belki de olur, kimbilir…

  3. Yerinde örnekler ve güzel tespitler..Keşke bizimde böyle iyi bir markamız olsada Fransızlar gibi kendi ülkemizde Renault veya Citroen araba kullanıp milliyetçilik yada yerli malı herkes bunu kullanmalı diyebilme lüksümüz olsa..

Yorumlara kapımız açık