Oct 13, 2010

Yazan Kategori Fuarlar & Organizasyonlar, Genel, Otomobil Üreticileri | 5 Yorum

Sosyal medya şeysi

Sosyal medya şeysi

Sosyal medya uzmanı değilim. Sosyal medya dedikleri öyle bir ortam haline geldi ki, birkaç ay takılan uzman titrini yerleştiriveriyor isminin önüne. İnsanların kendilerine iş uydurmaları güzel gerçi, istihdam açısından. En azından işsizim demek yerine sosyal medya uzmanıyım diyerek oyalanabilirler.

Sosyal medyanın ne olduğu, ne işe yaradığı, markaların imajına ne kadar değer katabileceği veya neler kaybettirebileceği milyonlarca kez tartışıldı, burada tekrar etmek istemiyorum. Merak eden Google’da kısa bir araştırmayla birçok tartışmaya ulaşabilir.

Blogger da değilim ayrıca. Blog yazan bir işadamıyım. Blog yazmak mesleğim değil, hobim de değil. Günde yarım saat – bir saat vakit buldukça bir şeyler karalıyorum sadece.

Sosyal medya kavramı hayatımıza girdiğinden beri, bir kısım internet kullanıcısının internet anlayışı değişti. İnternet ilk yayıldığı dönemden itibaren özgürlüğü getirmişti ama bu özgürlüğü kullanmak biraz teknik bilgi gerektiriyordu. Facebook, Twitter, FriendFeed gibi sosyal medya siteleri sayesinde kullanıcılar site hazırlamayı bırakın, blog tutmak için bile teknik bilgiye ihtiyaç duymadan kendilerini özgürce ifade edebilir hale geldiler.

Bu değişim şirketlerin ve büyük markaların da gözünden kaçmadı elbette. Bahsi geçen sitelerde hemen onlar da birer hesap açtılar, hedef kitlelerini daha yakından takip etmeye başladılar.

Büyük markaların internette olan biteni takip etmesi sosyal medyanın patlamasıyla ortaya çıkmış bir şey değil. Yıllar önce de interneti takip edenler, haklarında yazılan olumsuz yorumları olumluya çevirmeye çalışan firmalar vardı. Sosyal medya kavramı işi farklı boyuta taşıdı sadece.

Artık ünlü markaların hepsi sosyal medyada yer alıp hedef kitleye şirin görünmeye çalışıyorlar. Sosyal medya operasyonlarını kimisi kendi personeliyle, kimisi çeşitli ajanslarla anlaşarak yürütüyorlar. Hangi firmaların ve hangi ajansların sosyal medyada yer aldığını kısaca araştırarak bulabilirsiniz.

Diğer markalarla birlikte, otomobil firmalarının bir kısmı da atladılar sosyal medya işine. Yarışmalar düzenleyen, fabrika gezileri düzenleyen, Formula 1 davetleri veren firmalar oldu. Otomobil firmalarının sosyal medyayı ne kadar efektif kullandığını sorarsanız, başarılı olmak için gitmeleri gereken yolun uzunluğunu anlatmaya üşenirim.

Burası bir otomobil blogu. Sitenin sahibi ve şimdilik tek yazarı olarak sosyal medyada kendimce aktifim diyebilirim. Öncelikli tercihim FriendFeed olmakla birlikte Facebook ve Twitter’ı da fırsat buldukça kullanıyorum.

Sosyal medyada aktif olmak…

Böyle söylediğimizde çok matah bir şeymiş gibi duruyor ama olup biten sadece “aktif olmayan” kullanıcılardan daha fazla boş vakte ve geyik potansiyeline sahip olmaktan fazlası değil.

Konuya dönelim…

Çeşitli otomobil firmalarının sosyal medya kampanyaları oluyor. Blog yazanları, sosyal medyada aktif olanları vs çağırıyorlar davetlerine; icabet edenler bloglarında yazdıkları yazılarla ve sosyal medyada çeşitli hashtag’lerle konudan bahsediyorlar.

Bu tip toplantı ve davetlere otomobil blogları genellikle davet edilmiyorlar. İnternetteki Türkçe otomobil bloglarının tamamına yakını tanıdığım, bildiğim kişiler. Birlikte başlattığımız Blog Garaj adında bir sitemiz de var. Ne onlar, ne de ben orta halli firmaların organizasyonlarına diğerleri kadar sık davet edilmiyoruz.

Bunu bir şikayet gibi algılamayın, benim için hava hoş. Davet edildiğimde bile çoğu zaman gidemiyorum. Hem çağıran marka da önemli. Belli bir kalitenin altındaki otomobillerin üretilmesine bile karşıyım, markalarından hiç bahsedemem.

Fakat başkaları merak ediyorlar. Bugüne kadar bu durumu bana çok soran oldu. Özellikle otomobil firmalarının herhangi bir sosyal medya kampanyası olunca hemen birkaç e-mail alıyorum konuyla ilgili. “Otomobil blogun var, neden bu davetlerde sen yoksun?”

Her seferinde aynı yanıtı vermekten bıktım, buraya yazmaya karar verdim.

Kimseyi suçlamadan dürüstçe konuşuyorum, alınmaca darılmaca yok.

Türkiye’de iki çeşit otomobil blogu var.

Bir tanesi otomobil haberlerini kopyala – yapıştır yöntemiyle sitesine dolduran, kendinden bir şey katmayan bloglar. Genelde Google reklamları kullanırlar, ziyaretçi sayısına önem verdikleri için özgün olup olmadığına bakmadan mümkün olduğunca içerik doldururlar siteye.

Diğer model ise emek harcanan bloglar. Yarış analizleri yapan, yarış raporları yazan, motorsporlarını yakından takip eden kişilerin hazırladığı sitelerle birlikte otomotiv sektörünü, yeni teknolojileri ve modelleri takip eden kişilerin hazırladığı siteler. Bu sitelerin çoğunda reklam olmaz, ziyaretçi sayısı artsın diye taklalar atmazlar. (Blog Garaj üyeleri de bu tarz bloglardan oluşur.)

Bu iki blog türünü biraz incelerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Şimdi…

Sıradan otomobiller üreten bir firma yerine koyuyorum kendimi. Ve düşünüyorum…

Yapmak istediğim sosyal medya kampanyasına ilk kategorideki blogları çağırmak işime yaramaz. Vereceğim basın bültenini yayınlamaktan fazlasını yapamazlar ki bunu zaten tüm haber sitelerine yaptırabilirim.

İkinci kategoridekiler ise sıradan otomobillerin pek yüzüne bakmayan tipler. Otomobillerden de iyi anladıkları aşikâr. Tutup da “al bunu test et” diyerek ürünlerimden birini verirsem markamı yerin dibine sokmayacaklarından emin olamam.

O nedenle benim için en uygunu otomobillerle ilgisi olmayan sosyal medya mensuplarını kullanmak. Sürekli otomobillerden bahsetmedikleri için takipçileri de otomobillerle ilgisi olmayan kişilerden oluşur ve ürünlerimin dikkat çekme ihtimali yükselir.

Kampanyam için sosyal medya sitelerinden seçeceğim kullanıcılar bol takipçili olanlardan, bloggerlar arasından seçeceğim kullanıcılar ise sitesinden para kazanmaya çalışan, reklam alanlardan oluşmalı. Bana şirin görünmeye çalışacakları için onları daha kolay yönetebilirim.

Spor veya lüks otomobil üreten bir firma olsam, ikinci kategorideki blogları da listeme dahil edebilirim. Çünkü yapacakları testler ve yazacakları yorumlar hedef kitlemin işine yarayabilir.

Otomotiv firmalarının, otomobil bloglarını sosyal medya kampanyalarına dahil etmeme nedenlerinin bunlar olduğunu düşünüyorum.

Yazı biraz karışık olsa da konuyu elimden geldiğince açıklamaya çalıştım.

Bir de ajansların otomotiv firmalarını “haydi sosyal medyaya koşalım” diye gazlayarak eş-dost arasında düzenledikleri kampanyalar var ki, onlardan da başka zaman bahsederiz.

  1. Yurtdışında Otomobil firmaları blogları takip ederek güne başlıyorlar.
    http://otolist.blogspot.com/2010/02/alfa-bloglarla-gelisiyor.html
    Bizde biraz kıpırdama oldu ama Pit Cafe’nin yazdığı gibi durum.
    Otolist olarak bir kez Fiat’ın Antalya’da ki Adam ve Eve Hotel’deki Doblo Lansmanı’na davet edildim. O da çalışma programını denk getiremediğimden gidemedim.
    Yazıdaki bütün tespitlere katılıyorum..
    Klavyene sağlık..

  2. Otomobil firmaları henüz sosyal medya konusunda gerekli seviyeye ulaşamadılar. Arada bir çeşitli organizasyonlar düzenleniyor ama sahip çıkılmıyor, sosyal medyanın en büyük tehlikesi de bu yönde.

    Bak mesela Peugeot 2009’da Blog Ödülleri’nde otomotiv blogları kategori sponsoruydu, konuyla ilgili bir sayfa hazırlamışlar: http://www.peugeot.com.tr/peugeot-blog-odulleri

    Devamını getirmişler mi? Yok. Öylece ortada kalmış hazırladıkları sayfa.

    FriendFeed’de, Twitter’da, daha bir sürü sosyal medya sitesinde firmalar tarafından açılıp daha sonra hiç kullanılmayan çer çöp hesaplar var.

    Bu şekilde yapacağına hiç yapmayacaksın. En azından “sosyal medyada yok” derler, “bir işi beceremedi, eline yüzüne bulaştırdı” demezler.

    Doblo lansmanına ben de davetliydim, o dönem yurtdışında olduğum için gidemedim. Gerçi dürüstçe söyleyeyim, vaktim olsa bile Fiat Doblo için Antalya’ya gitmezdim. O biraz da benim Pit Café’ye biçtiğim amaçtan kaynaklanıyor.

    Doblo’yu küçümsediğimden değil, sınıfında iyi bir araba ancak siteye lüks otomobil blogu diyorsam dediğimi yapmak zorundayım.

    Otomobil firmalarına bakarsak, yazıda biraz hafif geçtim ama sosyal medyayı öğrenmek ve kullanmak zorundalar. Hobi niyetine değil, bir iş olarak bunu kabul etmeli ve bu kitleye hitap etmeliler.

  3. turkiyede sosyal medya cok havada ve havali bir kavram. ben ingilterede yasiyorum ve isim tamamen dijital. proje yoneticisiyim bir otomobil markasi icin ve projelerimizde sosyal medyayi kullaniyoruz. sosyal medya takimimiz var strateji yazan insanlar var calistigim marka icin.

    turkiyede sosyal medya stratejisi diyince facebook page diye bir algi oturmus :) neremle gulecegimi sasiriyorum. sosyal medya facebook, ff, twitter dan cok ote esasinda ama turkiyede bilgisizlik ve atip tutma diz boyu bazen karsilasiyorum eskiden beraber calistigim yada baska bir ajansta calisan tanidiklarimla hepsi cogu sosyal medyaci olmus hayretler icinde kaliyorum.

    turkiye’de otomobil markalarini birakin hic bir sekilde sosyal medya pazarlamasi hakkiyla yapilmiyor gercekte yapilmasi gerekenin %20’sinden fazla hic bir sey yapilmiyor

    SOSYAL MEDYA UZMANI KONUSUYOR: sosyal medya uzmaniyim cok pis facebook page dusunurum, stratejim facebook page; geriye kalan analiz vs umrumda degil, burasi turkiye ne verirsen onu yiyorlar. kafama gore at kosturuyorum:)

    Gercek sosyal medya uzmani o fiat doblo icin anasini aglatir sosyal ortamin ama onlar daha yapacagini bile daha kestiremiyor sozde sosyal medya uzmanlari cunku hic bir sey bilmiyorlar.

    doluymusum bu konuda…

  4. Türkiye’de sık sık sosyal medya etkinliği yapılır da başarılı olanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Dediğin gibi, Facebook Page açayım, bir Twitter hesabı açayım, al sana sosyal medya.

    Otomotiv içinse hiç yapılmadı diyebilirim. Renault fabrika gezisi yapılmıştı geçen sene, bir de Bridgestone F1 etkinliği vardı, hepsi o kadar.

    Gerçek sosyal medya uzmanı o Fiat Doblo için anasını ağlatır sosyal ortamın demişsin de, kaç tane “gerçek” sosyal medya uzmanı var Türkiye’de? :)

    Sosyal medyada uzmanlık diploma istemediği için herkesin kendine yakıştırdığı bir paye. Firma yöneticileri de bu işten bir şey anlamadıkları için isteyen istediğini yapıyor işte.

  5. Bugün, Türkiye’de motorsporları medyasının ne kadar geride olduğunu düşünüyordum. Bilen yok mu, var. Ama sıra işin medya kısmına gelince genelde çuvallıyoruz. Ben de çuvallıyorum, kendi blogumu da beğenmiyorum. Yurtdışında bu işe verilen emekleri ve çıkanları görünce, sadece Istanbul Park’ı yönetmekle değil, motorsporları kültürü oluşturmakla, pilot eğitmekle, sponsor olmakla, bunları medyaya taşımakla, kısacası her bakımdan FAIL olduğumuzu açık açık görüyorum.

Yorumlara kapımız açık