May 11, 2011

Yazan Kategori Formula 1, Genel | 13 Yorum

Şampiyon Selahattin!

Şampiyon Selahattin!

Merhaba, ben Türk medyasının usta kalemi Selahattin Duman tarafından teşhis edilen otistiklerden biriyim. Bugüne kadar hep kendimi bir işadamı sanmıştım, bugün öğrendim ki çamaşır makinesi seyreden bir otistikten farkım yokmuş. Beni ve adamdan saydığım tüm arkadaşlarımı gerçekle yüzleştiren Selahattin Duman’a huzurlarınızda teşekkür ederim.

Biz otistikler, ya zengin piçleriyiz, ya da zenginlere hallenen memur çocukları. 1.45’lik boyundan utanmadan iki metrelik mankenlerle gezen bir hipofiz cücesinin peşine takılarak Formula 1 izliyoruz. O kadar aptal, o kadar beceriksiz, o kadar gerizekalıyız ki E5’e çıkıp minibüsünden otobüsüne, taksisinden özel otosuna kadar her çeşit araçla kapışmak yerine Formula 1 izlemekle yetiniyoruz. Elin Formula 1’inin bizim minibüsçülere ne üstünlüğü var ki aslında? Koyunu bile farklı bakan ülkenin minibüsçüsü nasıl bakar, hiç akıl edemedik orasını. Otistiğiz çünkü.

Bizi çok merak mı ediyorsunuz? Yakalayıp tedavi etmek ister misiniz?

Çok kolay bulabilirsiniz bizi. Piyasa yaparken arabalarımızdan çıkan bangır bangır müzikle teşhis edebilirsiniz. Nişantaşı, Ulus, Etiler yollarında milletin kafasını sikeriz, o derece apaçiyiz, o derece malız. Eskiden pezevenkler yüksek sesle müzik çalardı, artık biz çalıyoruz. Battaniye lazımsa ayarlarız bi’ şekil.

Aramızda arabası olmayan sefil otistikler de var. Salak salak hayaller kuruyorlar. “Çok param olsaydı var ya, alırdım şu arabayı, herkesin eline verirdim,” diyerek dolanıyorlar ortalıkta. Para kazanmanın ne olduğunu bilmiyor garipler, İstanbul Park’a baba parasıyla gidip F1 izliyorlar. Çalışmaya, maaş almaya başlayınca da maaşlarının bilete yetmeyeceğini anlayıp vazgeçiyorlar F1 sevdasından. Bilete 70 TL veremeyecek kadar aç zaten hepsi, sokakta yatıp bira içmeye, hayatın anlamını sorgulamaya başlıyorlar. F1 işin içinden çıkınca zekâları da geri geliyor, kafaları çalışmaya başlıyor.

Akıl edemiyoruz, gerçekten. Hayatta gördüklerimize benzemeyen araçları seyrediyoruz. Böyle önünde arkasında kanatları olan, kargacık burgacık makineler bunlar. Son sürat, fıldır fıldır dönüyorlar beton bir pist üzerinde. Kim kazandı kim kaybetti belli değil zaten, birileri bize söylemezse hayatta anlamıyoruz kimin kazandığını. Hem biz çok aptalız, hem de bu ucube arabaların yarışları çok karmaşık.

Zaten böyle şeylerden zevk aldığımız için otistik olduk biz. Eskiden çamaşır makinesinin dönen merdanesine bakarak zevk alırdık, merdaneli çamaşır makineleri piyasadan kalkınca F1 izlemeye başladık. Aynı şey çünkü, ha çamaşır makinesi, ha Lewis Hamilton.

Yıllardır aptal aptal bakındık durduk, sayfalarca kitap, makale okuduk, yazdık, hep zevk aldık Formula 1’den. Sonra bir gün İstanbul Park’ın sitesindeki yorumları görünce dank etti kafamıza. Gelen 10 yorumdan dokuzu Formula 1 ile kafa buluyordu! Bu yorumları akıllı insanlar yazmışlardı, otistik değillerdi. Kanal projesinden çıkan hafriyatla bizim 300 milyon dolarlık çamaşır makinesini gömmek gibi muhteşem fikirler vardı sitedeki yorumlar arasında!

Evet, haklıydılar! Bugüne kadar nasıl akıl edememiştik bunu!

Sonra Türk medyasının duayenlerinden, usta yazar Selahattin Duman bir köşe yazısı yazdı ve dedi ki, “Formula 1 izleyen herkes otistiktir, anlamadan izliyorlar!” Anlaşılacak bir şey olsa o anlardı çünkü, hepimizden zekiydi ve E5’de her türlü toplu taşıma aracıyla kapışmıştı. O anlamıyorsa kimse anlamaz demekti.

Oh evet, bir anda gözümüz açılmaya, dünyamız aydınlanmaya başladı. Anlamadan yarış izlediğimizin farkına vardık. Olayları kavramaya başladık. Üstad Selahattin Duman durmuyor ve ekliyordu. Bizler, bir hipofiz cücesinin yalanlarına kanan adamlardık.

Dabi ya!

Akıllı bir insan 1.45 boyunda adamın peşine takılır mı hiç? En az 1.98 olmalı, acilen bir referandum yaparak Kobe Bryant’ı Formula 1’in başına getirmeye karar verdik.

Kobe, boyunun uzunluğu sayesinde bizim algılarımızı açabilir. Bundan sonra beton yerine asfalt pistlerde araba yarıştırabiliriz. Kimin kazandığını görmemiz için tüm arabalar yanyana gider, finiş çizgisinde herkes durur ve Selahattin Duman’ın seçeceği otomobil çizgiyi geçerek yarışı kazanır. Böylece kimin kazandığını Selahattin Duman’ın zekâ seviyesindekiler bile anlar.

Aslında hipofiz cücesi Bernie Ecclestone’u kovduktan sonra Kobe Bryant yerine Selahattin Duman’ı da İstanbul Park’ın başına geçirebiliriz. Gerçi Kobe kadar uzun olmadığı için onun kadar zeki değildir ama Ecclestone kadar da salak olamaz. Engin zekâsı ve muhteşem öngörüsüyle minibüsçüleri, taksicileri yarıştırabilecek organizasyonlar yapabilir. F1 yerine Karşının Taksisi Grand Prix, MotoGP yerine Pizza Motoru GP, Truck Racing yerine BMC Belde Championship düzenleyebilir.

Çünkü o demişti, Formula 1, hiçbir halta yaramayacak bir organizasyondu. Dediği çıktı adamın. Çünkü o çok zeki, bizim gibi salak değil. Bernie Ecclestone cüce, Adrian Newey zaten okulu kopyayla bitirmiş, Lewis Hamilton arap, Sebastian Vettel dünkü bebe, Michael Schumacher aptal…

En zeki Selahattin Duman, en birinci Selahattin Duman. Herkese sıfır, Selahattin’e 100 puan.

Selahattin, sana puanım doguz kanka!

Bizi aydınlattığın için sağol.

Selahattin Duman’ın F1 takipçilerinden ve otistiklerden özür dilemesini gerektiren saçmalamasını buradan okuyabilirsiniz. Ben okudum aydınlandım, siz de aydınlanın.

Selahattin Duman’ı, 09.05.2011 tarihli yazısında anlamadığı, aklının ermediği, yarışı hangi otomobilin kazandığını anlamayacak kadar yabancı ve bilgisiz olduğu bir organizasyon hakkında ileri geri konuştuğu, E5’e çıkıp minibüslerle, taksilerle dalaşmayı F1 ile bir tutacak kadar saçmaladığı, insanları boyuna göre sınıflandırdığı için kınamıyorum, çünkü söylediklerini normal karşılıyorum. Bir kedinin miyavlaması, bir köpeğin havlaması normaldir; kedi dile gelip de kendi zekâ seviyesinin üzerinde bir söz ederse garip karşılanır, tebrik edilir. Selahattin Duman’ın söyledikleri kendi zekâ ve kültür seviyesi için son derece normaldir.

Ancak Selahattin Duman, Formula 1 takipçilerini otistiklikle itham ederek büyük terbiyesizlik yapmıştır ve hem F1 takipçilerinden, bu işe emek ve gönül verenlerden, hem de otistiklerden ve ailelerinden özür dilemelidir.

  1. Akay teşekkür ederim yazı ve paylaşım için. Çok muhterem Selahatin Duman sayesinde ne denli hasta bir adam olduğumu anladım. Ben de neden caddede adam öldüresiye araç sollamadığımı, minibüscülerle kazasına hız yarışı yapmadığımı, beni solladı diye çıkıp adam dövmediğimi sorguluyordum. Meğer bunun yerine kendimi motorsporları denen adamı hasta eden bir alışkanlığın müptelası olmuşum……… Söyleyecek laf bulamıyorum, nasıl oluyor da bu şahıs otizm ve otistik insanları bunca aşağılaybiliyor, motorsporları tutkunlarını trafik canavarlarından bile beter bir konuma koyup hasta – akılsız vb diye tabir edebiliyor. Kendi aklı sokakta trafik canavarlığında olabilir de bunu herkese önermese de fikirlerini kendine saklasa daha sağlıklı olacak. Kim oluyorda bir motorsporunu sevdiğim için beni ve otizm’i aşağılayabiliyor….

  2. Yazıyı yazarken bir şey fark ettim.

    Hani internet yeni mecraydı, özgür medya olacaktı? Gazeteler daha özgür, daha rahat hakaret edilebiliyor üstelik. Selahattin gazetedeki köşesinde otistikleri, motorsporları camiasını pervasızca aşağılayıp hakaret edebiliyor.

    Fakat ben internette yazarken “gereksiz adamın teki yüzünden siteme zarar gelmesin, erişim engeliyle, kılla tüyle uğraşmayayım” diyerek hakaret etmiyorum. Çünkü işim gücüm var, magazin medyasından başka bir işe aklı ermeyen birine vakit ayıramam ben.

    Siteler sansürün pençesinde kıvranırken Selahattin gibi gazeteci geçinenler istedikleri gibi küfür edebiliyorlar kendilerinden farklı düşünenlere. Buna çok kafam takıldı benim.

    Yazısı için söylenecek çok şey var, cehaletine önce çok sinirlenmiştim de, şimdi bir daha okuyunca gülmeye başladım. E5’de minibüslerle dalaşmayı motorsporlarıyla bir tutan bir adamla ne konuşabilirsin ki…

  3. Siyasette çıldırttıkları yetmedi şimdi de Formula 1’imize musallat oldular köşe kaşarları. Ben de e-posta adresine aynı üslupla sülalesi ve kendisi ile ilgili en güzel dileklerimi ilettim. Hadi dava açsın bakalım şampiyon moruk!

  4. Feridun Cogalan says:

    Adam gazeteden küfür etmiş bize ya.. Bu ne edepsizlik, ne kendini bilmezlik. Mükemmel bir yazı olmuş, teşekkür ediyorum.

  5. Yılmaz M. Güler says:

    Selahattin Duman’a yolladığım “Büyük Geçmiş Olsun” başlıklı e-posta’mdır.

    Selahattin bey yazınızı ibretle okudum ve bazı bölümler dikkatimi çekti, sırasıyla;

    Hız tutkusunu pistte değil de E5 otoyolunda gidermeye (orası devlet yoludur ama hadi neyse) eğilimli olan insanları tasdik etmişsiniz, aklı başında köşe yazarları topluma yol göstermelidir ama
    sizin gibi köşe kaşarlarının böyle bir derdi yok anlaşılan!

    vallahi haklısınız benim yaşım 25, seksüel prodüktörler çağını görmek için çok küçük bir yaş sanırım ama sizin de bu denli bilgili olmanıza sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.

    ben yazınızda bahsettiğiniz ikinci guruba giriyorum, öğretmen anne ve akademisyen baba çocuğu, şu anda bir arabam yok ve hiç öyle uff bi param olsa şu arabayı alırdım gibi bir durumum olmadı,
    otomotiv okuyorum ve bu seçimde 12 yıldır izlediğim F1’in payı da kuşkusuz vardır. ayrıca ben işin mekaniğiyle çok ilgiliyim, neyin neye yaradığı falan gibi teknik detayları severim, ama her insanın aynı olmasını beklemenize şaşırdım. herkes işin tekniğiyle mekaniğiyle ilgilenmez, ilgilenmemeli de. kimileri sadece gösteri kısmını severler.

    kimin kazandığını, kimin kaybettiğini anlamak daha doğrusu araçları birbirinden ayırt etmek için (aynı takımın otomobilleri bile olsa) bazı detaylar var tabi ama, sizin psikiyatride yaptığınız ihtisas gibi, ben göz veya pskiyatri bölümlerinden birinde ihtisas yapmadığım için sizin gözler mi kesmiyor, kafa mı basmıyor bir şey diyemem.

    ayrıca biliyorum farkında mısınız ama otizim ve otizimin etkilediği insanlar gerçekten de vardır, o yüzden “otizm” kelimesini bir hakaret unsuru olarak kullanmak hani aklı başında insanlar için yanlıştır
    ama sizin için artık ne isterse yapsın, ne isterse yesin safhasına geçildiyse bilemem!

    neyse sadede geleyim, bu mektubu ister okuyun ister okumayın size yazmadım zaten. 12 yıldır ilgiyle izlediğim, ülkemizde yayınlanan dergisini (F1 Racing) ilk sayısından beri kaçırmadan alıp okuduğum Formula 1’in çamaşır makinası izlemekle aynı tutulduğunu görmek ben üzdüğü için yazuyorum. hani bir şeyler yapmak için. mektubun başlığında size “büyük geçmiş olsun” demiştim; görüyorum ki siz de Hıncal Uluç’la aynı hastalığa yakalanmışsınız. Allah varsa sevenlerinize sabır versin, görünen o ki kafa bu yola girdikten sonra gidene kadar da düzelmez.

    1999 Avustralya Büyük Yarışından beri “otistik” olan Yılmaz M. Güler

  6. ümit says:

    gerçekten tebrikler, güzel yazı olmuş, ne f1 ne de otizm hakkında en ufak bir fikri olmayan cahile verilecek çok güzel bir cevap.

  7. Fatih Sagiroglu says:

    gerçekten harika bir yazı olmuş. Aklınıza, elinize sağlık… Çamaşır makinesi seyreden bir otistik olarak teşekkür ediyorum.

    Umarım Selahattin Duman denen aklı kıt insan bu yazıyı okumuştur. Bence kendisine bir şekilde iletilmeli.

  8. çok güzel bir yazı olmuş.paylaşım için teşekkürler…

  9. f_alonso says:

    tıbbı bitireyim kendimi bu malın beynini araştırmaya verecem :)evet formula 1ci aynı zamanda tıpçı bi otistiğim…

  10. yigit says:

    Selahhatin dumanın 2 günde 2. saçmalamasıdır bu 2 yazı öncede hayvanlara dadanmıştır bu bunamış yazarımız.Hayvanlara ve kadınlara saldırmıştır.Bu yazısını şansa bugun gordum ve kesinlikle kanaat getirdimki kendisi akıl saglıgını yitirmeye başlamış veya yitirmiştir.Sen bu yazılarını bu hakaretlerini bizden birinin yüzüne söylesen yaşına başına bakmam alırdım aşağı / alırlardı.Bknz: Klayve Delikanlısı

  11. özlem says:

    yazınızdan dolayı tebrik ederim sizi bir önceki gün yazdığı sokak hayvanları ile ilgili yazısıda saçmalamanın da saçmalamasıydı. bu yazıyı okumasını çok isterdim gerçekten

  12. Sizi seviyorum arkadaşlar.. Bir küçük zevkimizin içine edilmesine izin vermeyen ve yazı yazabilen herkese sonsuz teşekkürler. Ve en başta teşekkürüm Serhan Acar beye :)

  13. Hakan Akyel says:

    Sanıyorum ki Vatan Gazetesi’nin satılması Saçmalayan Duman’ın DNA şifresini açığa çıkardı. Artık beyinden ellere doğru sinyaller ulaşmıyor. Bir hafta önce de Bebek’te yaşayan sokak köpeklerine takmıştı kendisi.
    Sanıyorum sorun kendisinin boş yazılar yazmaktaki ustalığında. Bir zamanlar espri ile sağa sola geçirdiği yazıları pek bir modaydı. Televizyonlarda YORUYORUM köşeleri vardı. Türk Gazeteciliği’nin asıl sorunu olan köşe yazarlarının suya sabuna dokunmadan yazma geleneğini devam ettiriyor. Ne diyim doktor arkadaşlardan kendisine bol bol küçük mavi haplardan yazmalarını rica ediyorum bizden uzak durur böylece. Beyin için yapılabilecek bişi yok maalesef, hala kendini komik ama önemli şeyler yazan adam zannediyor.

Yorumlara kapımız açık