Jun 4, 2011

Yazan Kategori Fuarlar & Organizasyonlar, Genel | 4 Yorum

Gumball 3000 hatırası

Gumball 3000 hatırası

İstanbul’daki otomobil sevdalılarının yıllardan beri beklediği, arzuladığı olaylardan biri gerçekleşti iki gün önce. Gumball 3000 en sonunda İstanbul’a uzanmayı başardı.

Katılmayı en çok istediğim organizasyonlardan biridir Gumball 3000. Aston Martin DBS şimdilik hayal gibi görünüyor da, belki seneye hiç olmadı bir Corvette ile katılıveririz, belli mi olur. Zaten dün Volkswagen Transporter ile katılan fırlama İngilizleri görünce modifiye Şahin’le katılmayı bile düşündüm. Tabi o Borat mayosunu giymem için cesedimi çiğnemeniz lazım.

İstanbul’daki Gumball 3000 akşamı güzel başladı. Remaps’in sahibi ve DragTürk’teki ortağım Ümit Doğan organizasyonun Türkiye ayağını yönettiğini biraz geç söyleyince bazı şeyler biraz da sürpriz oldu tabi. Akşam 8’de İstanbul’a girmesi planlanan otomobiller Mahmutbey gişelerinde durdurulunca Taksim’e gelmeye başlamaları 10’u buldu. Biz de bu esnada Yalçın ve eşi Aygül ile muhabbet etme fırsatı bulduk, güzel oldu.

Otomobiller akşam trafiğine karışıp kazaya bakarken kaza yapabilen yurdum insanını telef etmesinler diye bekletildiler Mahmutbey’de. Ancak Gumball 3000 ruhunun gereğini yapan katılımcılardan bazıları aradan sıvışıp Taksim’e gelmeyi başardılar. Viper ve 911 The Marmara’nın garajına saklanırken S400 taksi durağının önünde durmayı tercih etti.

Bu durum taksicilerin hoşuna gitmedi tabi. Çevresinde deli bir kalabalıkla taksi durağının önünde duran sapsarı S400, taksiciler arasında ilginç diyaloglara sahne oldu.

– O ne lan o araba ne duruyo orda?

– Ne bileyim ya gürültü yapıyo bi de, yabancı heralde.

Taksiciler korsan taksi olmasından şüphelendikleri otomobile kötü kötü bakarken, The Marmara’nın önüne toplanmış olan kalabalık diğer arabaların gelmesini bekliyorlardı.

Akşam karanlığı çöküp de diğer otomobiller gelmeye başlayınca ortam daha da güzelleşti. Ardı ardına gelen Ferrariler, Lamborghiniler, Aston Martinler, Bentleyler tam bir görsel ve işitsel şölen yaşattılar Taksim’deki şanslı kalabalığa.

Benim için hayatın anlamlarından biri Aston Martin olduğundan ve One-77 isimli sanat harikası DBS’e olan aşkımı bile ikinci plana attığından, bütün gecem One-77 ve çevresinde geçti. Yüksek yerlerde tanıdıklarım olduğu için hemen Gumball ceketimi giydim ve görevlilerin arasına karışarak One-77 ile aşk yaşamak için çevresinde nöbet tutmaya başladım.

– Yaslanmayın arkadaşım arabaya!

One-77, organizasyonda diğerlerinden daha farklı bir konumda. Tüm otomobiller katılımcılara ait ancak One-77, Aston Martin tarafından Gumball organizatörlerine promosyon amacıyla teslim edildi. Bu otomobilden sadece 77 adet üretilecek ve 61 tanesinin sahibi belli oldu bile. Yani One-77 hem sayısı hem fiyatı nedeniyle her zaman önemli bir otomobil. Bir Aston Martin aşığının tüm geceyi One-77 başında geçirmesi bence normal karşılanmalı. Bagaja döktüğüm çay ve ön sol lastikten arakladığımız sibop kapağı için Maximilian kardeşten özür dileriz, aşkımıza bu kadar sahip çıkabiliyoruz biz.

Gumball 3000 katılımcıları hakkında herkesin ortak görüşü, yarışmacıların alçak gönüllülüğü. Adamların hepsinde o kadar yüksek bir geyik potansiyeli var ki, her şeyi bırakıp sabaha kadar makara yapılabiliyor. Bir haftada 3.000 mil katedip gelen, her gece VIP partilerde karaciğere yüklenen babalar, finish çizgisinde bile geyik yapmak için yeterli enerjiyi bulabiliyorlardı.

Bir de motorsporları kültürü ve şımarık olmama durumu var ki, bence en önemlisi de budur. Bizim sonradan görme zenginimizi Avrupa’nın köklü burjuva kültüründen ayıran da budur. Türkiye’de bu organizasyona katılabilecek kapasitede onlarca otomobil olmasına rağmen, o otomobillerin aynı kapasitede sürücülere sahip olmamaları da bundan kaynaklanır.

Bizim insanımız Türkün Türkten başka dostu olmadığı için bu organizasyona katılmaz, çünkü dışarıda burada olduğu kadar havalı olamaz. Gumball gibi organizasyonlara girip de otomobilinin hakkını vereceğine Nişantaşı’nda bir cafenin önüne park edip insanların hakkında konuşmasını bekler. Kimse konuşmazsa gazetecileri çağırır, otomobillerini anlatır.

Hem motorsporları kültürü, hem de köklü bir burjuvazi geleneğiyle yetişen Avrupalı ise otomobilinin hakkını verir, tadını çıkarır. 3.000 milin sonunda Bentley’i park eder etmez üzerine çıkıp şampanya patlatan da, Reina’ya gitmek için kullandığı Ferrarisinin kaç hp olduğunu broşüründen okuyan da “zengin” sınıfından. Zenginliğin de fakirliğin de kokusunun 40 yıl çıkmamasıdır bu keskin farkın nedeni.

Neyse, sapmayalım konudan.

Çok zeki adamlarla da tanıştık gece boyunca. Yanıma gelip One-77’yi göstererek “Aston Villa dimi bu?” diye soran arkadaş gecenin lideri olurken, araçların içeri girmesi esnasında “nasıl oluyo şimdi? kullanmak için napıyoruz? nasıl yarışıyoruz?” diye gayet ciddi soran arkadaş ikincilik ödülünü kaptı. Üçüncülüğü ise yine One-77’yi göstererek “bak bu araba otomatik vites, çok yakar ama iyi gider, yarış arabası bu” sözleriyle bir anda ufkumu açan, minibüs sandığım One-77’nin aslında yarış arabası olduğunu öğrenmemi sağlayan arkadaş kaptı. Mansiyonu ise sözlükte adı geçen şu arkadaşa vermek şart oldu.

Yine de güzel tabi, tesadüfen Taksim’de olanların bu otomobilleri görmesi güzel, Gumball 3000 gelecek diye saatler öncesinden Taksim’e doluşan otomobil sevdalılarını görmek daha güzel.

Yalçın Pembecioğlu, Sinan Kolat, Berk Sarıoğlu, Ümit Doğan gibi arkadaşlarla bu tip organizasyonlarda gerçekten zevk alarak buluşmanın güzelliği yanında, gerçekten otomobillere gönül vermiş başka insanları tanımak, tanışmak da güzel. Absinthe geceleri yapacak yeni dostlar bulmak çok güzel.

Bugatti Veyron’u kalabalığın içine park eden, üzerinde tepinip fotoğraf çekenlere aldırmadan “otele gidiyom uykum var” diyerek kıçını kaşıya kaşıya umarsızca uyumaya giden adamlar kadar refah versin Allah hepinize. Umarım bir sonraki Gumball’da yarışmacı olarak buluşma şansımız olur.

Ekşi Sözlük’ün pilot yazarı aviator ve yüksek yerlerde tanıdıkları olan Murat’ın objektifinden kareleri de aşağıda paylaşıyorum. Adamlar iyi çekiyor da ortam karanlık mirim.

Her şey Aston Martin ile başlar benim dünyamda.

Ve onunla devam eder.

Zengin bir Arap olmanın öncelikli şartlarından biri de altın sarısı bir lüks otomobil sahibi olmaktır.

Dudesons için Gumball yarıştan başka her şeyi ifade ediyor.

Bizim Seda pembe Range Rover hayali kurarken adamlar pembe Ferrari ile geldiler; bulan var bulamayan var.

Taksim’in taksicileri sarı Ferrari’yi daha olgun karşıladılar.

Italia’nın kaplaması en iyilerden biriydi.

Bu Lamborghini’nin sahibi kolu kırılınca alçıya imza attırıyordur, eminim.

Bu Diyarbakırsporlu Bentley’in tepesine çıkıp zıpladılar da, ona yanarım.

Bu Bentley’in kaplaması da fena sayılmaz.

Maybach 57S Gumball için bile abartılı olabiliyor.

İETT Hareket Amirliği’ne uğramadan yola çıkılmaz.

Bu Rolls-Royce gayet katılımcı olarak organizasyona dahil olurken…

Buradaki ise Max ve Eve tarafından özel olarak getirtildi.

Zulu Team’in kızının ayakkabıları süperdi. M5 ise böyle bir ortamda çok önemli olmuyor.

Bahar Team Rasta’nın Bentley’inden sticker çalarken yakalandı. Utanmadan laptop’ına yapıştırmış.

Sabaha kadar yatarım ben bu güzelliğin önünde. Gece karanlığında renkleri saçmalasa bile.

Bu renklerle One-77 gündüz güzeli olmuş resmen.

Poison.

Alice Cooper diyor ki, “one look could kill, my pain, your thrill.” Ve dahi ekliyor “I wanna taste you, but your lips are venomous poison.”

Yaa, öyle işte.

Poison.

  1. Abdullah says:

    Tüh be ! Kaçırdığıma üzüldüğüm ülkemde nadir gerçekleşecek olan organizasyonlardan biriydi ne yazıkki. Şişliden sadece bir R8 geçince, gitmişlerdir herhalde diyerek hiç Taksime uğramayıp filmimizi izlemeye gittik Mecidiyeköy’de.

  2. Ben de internetten gündüz renklerine baktım Aston Villa’nın, hakkaten hiç fena diilmiş. Bu arada Dudesons hakkında bir başka yazı bile yazılır, piçler :)

  3. mümkün olsaydı da one-77’ı görmeye gelebilseydim, yazı için eline sağlık.

  4. Müthişti, çok uzun senelerdir bekliyorduk ve sonunda gerçekleşti.

Yorumlara kapımız açık