Jun 10, 2011

Yazan Kategori Genel, Otomobil Üreticileri | Yorum Yok

Volvolar durdu!

Volvolar durdu!

Cumartesi günü Santralistanbul’da Volvo test sürüşündeydik. Test sürüşü dediysem, Volvoların performansını ölçecek kadar geniş kapsamlı bir kullanım değildi. Sadece otomatik fren sistemini tanımaya yönelik kısa bir sürüştü.

Kadıköy’deki miting tantanası yüzünden biraz geciktiğim etkinlik için Santralistanbul’a ulaştığımda brifing devam ediyordu. Genel olarak Volvo’nun marka değerinden, başardıklarından, hedeflerinden vs. bahsedilen toplantının sonuna yetiştim ama orada kullanılan bir söz dikkatimi çekti: Otomotivin iPad’i olmak.

Volvo’nun bu ucuz sloganı seçmesine inanamadım. “Türkiye’nin Madonna’sı olcam” veya “Türkiye’nin Cindy Crawford’ı olcam” diye ortaya çıkan, boş hayaller peşindeki şarkıcı, manken kızlar geldi aklıma.

Volvo, güvenlik anlamında otomotiv sektöründe büyük işler başarmış bir firma. Güvenli otomobil dendiğinde ilk akla gelen markalardan biri. iPad’in bilişim teknolojilerindeki yeriyle Volvo’nun otomotivdeki yeri birbirinden çok farklı. Böyle bir markanın “otomotivin iPad’i olmak” gibi bir sloganla tanıtım yapması çok tuhaf geldi bana.

Neyse, konuya gelelim biz.

Santralistanbul’da bulunma nedenimiz Volvo V60 ile ilk olarak Eşref Armağan’ın çizgilerinde tanıdığımız Volvo S60′ın tadına bakarak yaya algılama sistemi ve otomatik fren sistemini denemekti. Denedik, başarılı bulduk.

Yaya algılama ve otomatik frenleme sistemi uzun süredir dikkatimi çeken bir teknoloji. Bu teknoloji şu anda başka markalarda da kullanılsa da birçok güvenlik önleminde olduğu gibi bunun da fikir babası Volvo.

Adım adım bakalım:

1. Yaya algılama sistemi

Sistem gündüzleri ve 0 – 30 km/s arasında çalışıyor. Eğer daha yüksek bir süratteyseniz yayayı ön tamponunuzla zıplatarak algılıyorsunuz. Otomobilin karşısına çıkan 80 cm’den uzun yayalar, dikiz aynasının yanındaki kamera ve ön ızgaradaki sensörün ortak çalışmasıyla algılanıyorlar. Kamera karşıdaki cismin ne olduğunu tanımlarken, sensör mesafeyi belirliyor. Önünüze bir yaya çıktığında önce sesli alarm veriyor, eğer fren yapmazsanız araç ani bir frenle kendi duruyor.

2. Otomobil algılama sistemi

Bu sistem 4 – 35 km/s arasında çalışıyor ve yayaları değil, sadece otomobilleri algılıyor. Özellikle sıkışık trafikte ilerlerken önünüzde aniden duran bir otomobile çarpmaktan kurtulmanıza yardımcı oluyor.

İki sistem arasında çok fark yok aslında. Yaya, insan siluetine göre tanımlanırken, otomobil lazer yansımasıyla tanımlanıyor. Sensör sürekli yolu tarıyor, önünde başka bir otomobil olduğunu gönderdiği ışınların öndeki otomobilin stoplarından geri yansımasıyla anlıyor. Yansıtacak bir parlaklık yoksa sistem çalışmıyor.

Bu sistemin çalışması için bir otomobilin tam arkasında olmak gerekiyor. Öndeki otomobile dik olarak yaklaşmıyorsanız, sistem stopları net göremediğinden yansıma alamıyor ve çalışmıyor. Yani bir sokaktan önünüze aniden çıkan bir otomobil olursa bir zahmet freni kendiniz yapacaksınız.

Otomobil algılama özelliğini ilk duyduğumda aklıma takılanlar vardı. Öndeki araç aniden durduğunda otomatik olarak fren yapan bir otomobilin çok mantıklı olmayacağını düşünmüştüm. Çünkü öndekinin durduğunu görünce duramayacağımı anlarsam frene asılmak yerine sağına veya soluna kaçarım, hatta fren yerine gaza basmam gerekir; ben gaza basmak isterken altımdaki otomobilin frenlemesi de ciddi tehlike doğurur demiştim. Çok karşılaştım çünkü böylesi durumlarla.

Fakat sistemin 35 km/s altında ve sadece 2 metre kala çalışıyor olması bu düşüncelerden kurtardı beni. Çarpmanın kesinleştiği durumlarda çalışıyor yani.

Volvo S60 ve V60’larda yaya algılama sistemi standart olarak sunulurken, otomobil algılama sistemi opsiyonel. Oysa iki sistemin de teknik olarak birbirinden çok farkı yok, ikisi de standart sunulabilirdi.

Bununla birlikte, bir de trafiğe açık alanda 3 km’lik bir sürüşümüz oldu. Altımdaki otomobilin 203 hp gücünde bir aslan parçası olduğu söylenmişti ama Kağıthane’nin kalabalık trafiğinde ortalama 60 km/s süratle 3 km sürmek hiçbir şey hissettirmedi diyebilirim. Aslında o beygirleri o kalabalıkta makastan makasa deneyebilirdik ama bu fikir de maalesef yanımda oturan yetkili arkadaşa pek mantıklı gelmedi. O nedenle ehliyet sınavına girmiş bir taze gibi sakin sakin gittik, geldik.

Gördüğüm kadarıyla etkinliğin İzmir ayağı Ülkü Yarış Pisti’nde gerçekleştirilmiş ve oraya katılanlar tadını çıkara çıkara basmışlar pistte. Ne yalan söyleyeyim, İzmir’deki etkinlik pistte yapılırken İstanbul’dakinin otoparkta yapılması pek hoşuma gitmedi.

Bu etkinlik sanırsam Volvo’nun ilk sosyal medya etkinliğiydi. Umarım ilerleyen dönemlerde daha başarılı etkinliklere imza atarlar.

Sonuç olarak Volvo testinde denediğimiz özelliklerin güvenlik açısından işe yarar özellikler olduğu kesin. Özellikle belli bir yaşın üzerinde, dalgın amcalar için gerekli sistemler bunlar. Ancak şahsi kanaatim, iki otomobil arasında seçim yapacak biri için çok önemli bir tercih nedeni değildir. Volvo zaten diğer özellikleriyle kullanıcıları ikna edebilen bir marka, 30 km/s altında giderken kendi kendine fren yapabiliyor veya yapamıyor olması Volvo’nun değerini ne indirir ne de çıkarır.

Volvo, marka imajıyla zaten Volvo’dur. Aynı başarı ve müşteri güveniyle devam etmesini dilerim. 2015 için sloganları “bir Volvo içinde kimse ölmeyecek.” Bence otomotivin iPad’i olmaktan çok daha etkili ve güven dolu bir slogan. Bunu başarmalarını dileyelim.

Yorumlara kapımız açık