Aug 1, 2011

Yazan Kategori Genel | 1 Yorum

Audi R8 test sürüşü

Audi R8 test sürüşü

Doğum günü özeldir. Bir seneyi daha geride bırakmanın hüznü, bu kadar yıl yaşamış olmanın neşesine karışır; o yüzden severim doğum günlerini. Ve doğum günümde de sevdiğim şeyleri, sevdiklerimle yaşamak isterim.

Benim gibi birisi için bu sevdiğim şeyler ya güzel bir yarıştır, ya teknede geçirilecek keyifli bir gün, ya da bunlara benzer bir şey. 2 ile başlayan yaşları geride bırakıp, 30 dediğim bu doğum günüm ise çok daha önemliydi benim için.

Peki, böyle bir adamı doğum gününde İstanbul Park’a davet edip, “gel R8 ile biraz turlayalım” derseniz ne olur?

En unutulmaz doğum günlerinden birini yaşayacağı kesindir ki, bana da öyle oldu.

Audi’nin tüm gelişmiş ülkelerde, iki senedir de Türkiye’de devam ettirdiği bir organizasyon var: Audi Sportscar Experience. Eğer Audi R8 almayı düşünen fakat test etme fırsatı bulamayan biriyseniz, Audi bu şansı ayağınıza getiriyor. Organizasyona hafta içi 300, hafta sonu 500 Euro vererek katılıyorsunuz ve o ülkenin en seçkin yarış pistinde R8 ile turluyorsunuz.

Bir Audi kullanıcısı olsam da 300.000 Euro’luk fiyatı nedeniyle R8 almayı pek düşün(e)mediğimden bu organizasyon pek ilgimi çekmiyordu. Fakat Yalçın’ın ve Audi’nin sürpriz daveti sayesinde kendimi bir anda İstanbul Park’ta buluverdim.

Başlamadan önce hatırlatayım, Jeremy Clarkson bu otomobili denerken “bugüne kadar sürdüğüm en iyi otomobil” cümlesini kullanmıştı. Ona göre bakın kod adıyla R8, resmi adıyla Audi R8 5.2 V10 FSI denen canavara.

Şirket için kullandığım Fiorino ile işlerimi zor bitirdiğim Edirne’den İstanbul Park’a giderken heyecandan içim içimi yiyordu. 525 hp güç üreten V10 motorlu bir otomobille İstanbul Park’ı turlamanın heyecanı Tuzla sapağına vardığımda ellerimi terletmişti zaten. Edirne’de hapır hupur götürdüğüm ciğerler de organizasyonun devamında alacaklardı intikamlarını.

Aslında ilk düşüncem yanımızda birer görevliyle R8’lere binip limitleri pek zorlamadan tur atacağımız yönündeydi. Daha fazlasına pek ihtimal vermemiştim. Fakat önce detaylı bir brifing, ardından İstanbul Park’ta tüm sektörlerde uzun uzun çalışmalar derken R8’leri biraz zorlayacağımızın farkına vardım.

Önce İstanbul Park’ın tüm sektörleri için eğitim verildi. Hangi viraja nasıl gireceğimizi, en iyi noktaları vs öğrenip başarıyla dönmeye başladıktan sonra ilk eğitim safhası tamamlanmış oldu.

Asıl macera da bundan sonra başlıyordu. Kısa bir molanın ardından kasklarımızı takarak R8’lere atladık ve üç araçlık konvoylar halinde tam tur için eğitmeni takip etmeye başladık.

Eğitmenler demişken, sıradan adamlar değil hiçbiri. Kendilerini bu işe ne kadar adadıkları, ne kadar usta yarışçılar oldukları yaptıkları esprilerden bile belli oluyor. Aksanlı İngilizceyi eskiden beri severim, onların da Alman aksanıyla telsizden sürekli uyarılar yapıp bir şeyler anlatmaları ayrı bir eğlence oldu benim için.

Tam turlar için piste çıktığımızda ilk iki turumuz bir nevi formasyon oldu ve hızlandıkça Audi R8’in nasıl bir canavar olduğunu, İstanbul Park’ın ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anladım.

İstanbul Park, düşündüğümden çok daha zor bir pist. İlk virajda enseye binen G kuvveti neyse de, beni ciddi anlamda şaşırtan 3. viraj oldu. İkinci virajdan çıkıp tepeye doğru gazladığınızda 3. viraj görünmüyor ve ilk gördüğünüz şey önünüzdeki otomobilin yanan stopları oluyor. Öndekine girmemek için sert fren yaparsanız çok yavaşlıyor ve 4. viraja yetişemiyorsunuz. Bir turda yaşadım bunu. Sert bir frenle geçilen 4. virajın ardından 5 ve 6 keyifli, 7 oldukça güvenli fakat 8. virajı dönmek gerçekten anlatıldığı kadar varmış.

R8 bu virajda kopmak, pistten kurtulmak istiyor resmen. Fakat arkadan gelen muhteşem kuvvet 4 lastiğin de yere yapışmasıyla ekarte ediliyor, soldan yediğiniz zorlayıcı bir G kuvvetiyle kurtularak düzlüğe ulaşıyorsunuz.

9 ve 10. virajlardaki sert frenajların verdiği keyfin ardından 190 km/s ile döndüğüm 11. virajdan hemen sonra 12 için frenlere asılmak, 13’de apexi tutturabilmek için çabalayıp 14’ten mümkün olduğunca hızlı çıkarak sürati start düzlüğüne taşımaya çalışmak kilo verdiriyor insana.

Bu kadar G kuvveti ve virajla karşılaşmak, hurmaların tırmalamalarına neden oldu ve Edirne’de yediğim ciğerlerin verdiği mide bulantısıyla baş başa kaldım bir süre. O gün keyfimi kaçıran tek olay da bu oldu.

İstanbul Park’ı biz çok eğlenerek tamamlamış olsak da ne pistin ne de R8’in limitlerini sonuna kadar zorlamadık, öndeki eğitmen ne kadar gittiyse o kadar gittik. Quattro bir otomobilde ESP açık halde gazlarken bu kadar adrenaline boğuluyorsak biz, F1 pilotlarının bu pistleri sağ salim bitirmeleri ayrı bir dünyada yaşadıklarını gösteriyor insana.

İstanbul Park’ın zorluğuna ve yoruculuğuna karşın Audi R8 öyle bir otomobil ki, ESP aktifse sürücüsünü asla zorlamadan, kendi kendine alıyor virajları. Hızlanması gerektiğinde 525 hp’nin verdiği güven, sert frenlerde ensemde hissettiğim ağırlıkla benim koltukta rahatım bozulurken onun müthiş bir kontrolle yavaşlaması, virajlarda ben koptu kopacak diye düşünürken onun lastik sesleri arasında sıradan bir virajı dönüyormuş gibi ilerlemesine baktıkça R8’in muhteşem bir pist otomobili olduğunu anladım.

Fakat R8 sadece pist otomobili değil. Derli toplu tasarımıyla, müthiş sürüş zevkiyle ve sürücüsüne yaşattığı güven duygusuyla R8, ne yapacağı kestirilemeyen vahşi süper sporlardan çok günlük kullanımda da sahibinden ayrılmayacak bir otomobil.

Bir Lamborghini Gallardo, Ferrari Italia aldığınızda günlük yaşamınızda istediğiniz gibi kullanamazsınız. Fakat R8 hem pistte yüzünüzü güldürür, hem de günlük yaşamınızda keyifle kullanabilirsiniz. Audi R8 performansı, konforu, güvenliği, görünümü ve tüm özellikleriyle sahibine tam anlamıyla keyif verecek bir otomobil.

Jeremy Clarkson diyor ki, “this is very possibly the best car I’ve ever driven.”

Adam haklı beyler.

Aşağıdakiler de bizden birkaç kare.

Here we go…

Manuel kullanım her zaman daha keyiflidir.

Diğer R8’ler de kalkışa hazırlar.

İstanbul Park’ın 3. virajına doğru tırmanırken.

İstanbul Park’ı bulmuşken biraz da tersine gidelim.

Hani ‘cennet gibi’ derler ya, bir sürü R8’in arasında olmak güzel bir duygu.

LED önemli.

Organizasyon tamamlandığında güzelim Pirelli P Zero’ların haline acıdım.

  1. Hüsnü Ege Altun says:

    OHA! Nasıl bu yazıya hiç yorum yazılmaz lan? Ama yinede sevgili Carrera GT’lerimi geçemezlez bu R8’ler.

Yorumlara kapımız açık