Sep 17, 2011

Yazan Kategori Genel, Otomobil Üreticileri | 3 Yorum

Kafa aynı kafa

Kafa aynı kafa

Kafa aynı diyoruz, dinletemiyoruz. Devrim’den beri böyle geldi, bugün de değişen çok şey yok. Türkiye’de yerli otomobile ciddi şekilde karşı olan çok güçlü bir kesim var. Türkiye’ye fabrika kuran yabancı markaları yıllardır yerli oto diye yutturmaya çalışan ahbap çavuşlar bugün de işbaşında.

Başbakan yerli otomobil projesinden bahsettiği günden beri bu kesimden uyarılar yağıyor. Yerli otomobilin gereksizliğinden dem vuruluyor sürekli.

Üstelik son zamanlarda kademeli olarak sertleşmeye başladı bu açıklamalar. Başlarda otomobil üretiminin zorluklarından bahsettiler. Olmadı. Sonraki adımda yeni bir otomobil markasını pazara oturtmanın zorluklarını anlattılar. “Zaten üretiyoruz, ne gerek var,” dediler. Ancak hükümet ve yerli girişimciler bu açıklamaları duymazdan gelip yerli otomobil konusunu gündemde tutmaya devam edince, en sert açıklama geldi.

Hatta buna açıklama değil, tehdit diyebiliriz.

Ford Avrupa Başkanı Stephen Odell, Frankfurt Motor Show’da Hürriyet’e verdiği röportajda demiş ki, “Türk malı otomobil, yatırıma gelmiş yabancı markaların canını yakabilir. Bu konuda dikkatli olunması lazım. Aksi takdirde Türkiye’ye yönelik yeni senaryolar gündeme gelebilir.”

Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, açık ve net bir tehdit cümlesidir. Bu, yerli otobil üretirseniz sizi indiririz, yatırımımızı çekeriz, canımız yanarsa sizin canınızı daha çok yakarız demektir. Bu, Ford ve kankalarının zamanında Preston Tucker’ı indirme, Devrim’i bitirme, Fadıl Akgündüz’ü harcama stratejisidir.

Diyorlar ki “zaten üretiyoruz. Yapıp ihraç ediyoruz. Türk malı Connect’ler New York taksisi oluyor. Daha ne istiyorsunuz?”

Pazara yeni şirketlerin girmesini istemiyorlar. Güzel güzel mallarını satarken yeni rekabet çıkmasını, yeni işadamlarının türemesini istemiyorlar. Onlar için çalışalım, onların yan sanayisi olalım, maaşlı eleman olalım istiyorlar. Onlara göre fazlası bize çok, aç gözlülüğün lüzumu yok.

Yoksa!

Yoksa yatırımlarını çekerler. Yoksa bizim işçilerimiz işsiz kalır. Yerli oto çıkarsa Fiat’ın, Ford’un, Renault’nun pazarı bozulur. İşçi çıkarmak zorunda kalırlar. Sağladıkları istihdam azalır. Sendikalar ayaklanır, işçiler eylem yapar, ortalık karışır. Hükümetin keyfi kaçar. İş fazla büyür. İşin sonu ekonomik krize kadar gider.

Yani onlar mağdur olursa biz de mağdur oluruz. Onların canı yanarsa bizim daha çok canımız yanar.

Yerli otomobil bu nedenle olmalıdır işte. Rekabet çıkacak diye liseli kız tribi atan firmaların daha ciddi durumlarda neler yapabileceğini bir düşünün. “Al sana yerli otomobil” diyerek Anadol’u, Şahin’i, Toros’u üreten firmaların bu ülkeden ne kadar kolay vazgeçebileceklerini görün.

Yerli sandığınız markaların Türkiye ile alâkası yok. Fabrika kurdukları her ülkede yerli onlar. Brezilya’da da yerliyiz diyorlar, Meksika’da da, Türkiye’de de… Ama istedikleri an çekip gidecek kadar yerliler.

İstediği anda fabrikasını başka ülkelere taşıyabilecek olan Amerikan, İtalyan, Fransız markalarını yerli sandınız yıllarca. Fabrikalarında çalıştınız, işçiliğini yaptınız, müşterisi oldunuz. İsteyen yine olsun. Piyasa serbest, seçiminizi siz yapın.

Ancak bir yerli markanın çıkmasına da karşı gelmeyin. Otomotiv piyasasında Türkiye’nin de sesi çıksın artık.

Renault, Ford gibi firmaların CEO’ları yerli otomobilin Türkiye için gereksiz olduğunu vurgularken, yerli otomobili asla istemediği bilinen Peugeot, Fiat gibi gruplar da yerli otomobili “destekleyebileceklerini” söylüyorlar. Fakat ağız birliği etmişcesine tek konuyu dolamışlar dillerine: Low cost.

Yerli otomobil olacaksa ucuz olmalı, Anadolu’da kendi sınıfını oluşturabilmeliymiş. Böylece pazar büyüyebilirmiş.

Yine aynı yere geliyoruz aslında. Resmen firmalar arası iyi polis – kötü polis oyunu izliyoruz. Destek vereceğini söyleyen firmalar da rekabetten çekiniyorlar. “Ucuz olsun, fakirler de araba sürsünler” sevimliliğinin ardında, “pazarıma girecekler, başıma rekabet çıkaracaklar” endişesi var.

2011 yılındayız. Yıllardan beri oyalandık. Medyayı, ağır sanayiyi eline geçiren montaj kralları hiçbir zaman izin vermediler Türkiye’nin kendi otomobil markasını çıkarmasına. Bugün de kimi zaman tehditle, kimi zaman “ucuz yapalım” sevimliliğiyle karşı çıkmaya devam ediyorlar. Ellerinden gelse yerli otomobil lafı edeni bir kaşık suda boğacaklar, o kadar tepkili ve düşmanca yaklaşıyorlar konuya.

Umalım ki yerli otomobil konusu mevcut ithalatçı & montajcı firmaların eline düşmesin. Ortalıkta bir konsorsiyum lafı dolaşıyor, mevcut distribütörlerin kimilerinin bu konsorsiyumda yer almak istedikleri söyleniyor. Umarım böyle bir şey gerçekleşmez ve yerli otomobil projesi mevcut distribütör firmaların eline düşmez.

Çünkü öyle bir şey olursa sonuç şimdiden bellidir: Başarısızlık. Zaten otomobil ithal etmekte ve yabancı markaları Türkiye’de montajlamakta olan firmalar, kıyasıya rekabet ettikleri pazara ortaklaşa bir markayla girerlerse o markanın başarılı olma ihtimali var mıdır sizce? Tarih tekerrürden ibarettir, Preston Tucker’ın hikayesini iyi inceleyin.

Türkiye’nin ihtiyacı mevcut otomobil markalarının pazarına dokunmadan kendine yol bulmaya çalışacak low cost bir otomobil değil, adam gibi bir otomobildir. Türkiye gibi zincirlerini kırmaya çalışan, ilk kez bir başbakanının ağzından “yerli otomobil” lafı çıkan bir ülke, Samand gibi, Chery gibi bir otomobille giremez bu işe. Yapacaksa birkaç milyon fazla yatırım yapmalı, “Türkiye’nin yerli otomobili de fena değilmiş hani” tepkisini toplamalıdır dünya kamuoyundan. 80 yıllık yaygaranın, kavga gürültünün sonunda insanların “o ne lan öyle” diyerek güleceği bir otomobil yapma lüksümüz yok bizim.

Stephen Odell’ın tehditlerine Sanayi Bakanı Nihat Ergün’den başka yanıt veren olmadı. Çünkü yerli otomobil hâlâ sahipsiz, hâlâ kimsesiz. Nihat Ergün’ün yanıtı da gayet yumuşak, gayet politik olmuş. Odell’ın tehditleri çok daha sert bir yanıtı hak ediyordu.

İthalat devlerine, medyaya, medyada cebine para koyan herkesin köpeği olanlara, devletin içindeki inatçılara rağmen, yerli otomobilin bir gün gerçek olacağına ve Türkiye’nin dünya pazarında daha ağır bir yeri olacağına inanıyorum.

Korkutmaya çalışanlar, aşağılayanlar, tehdit edenler ve dalga geçenlerin de o günleri görmesini diliyorum.

  1. yaaa Fadıl Akgündüz ün imzası hala acırım…. Yaptırmıyorlar işte.

  2. yazdıklarınıza katılmakla beraber bende bu alçaklığı yapanların o günü görmesini istiyorum. Tehdit edenler o gün geldiğinde yalakalığın daniskasını yapacaklar. Keşke şuanki bütün fabrikalardaki işçilerin işlerini garanti edecek bir geçiş politikası ile beraber atılım yapılabilse. O zaman gelmiş olsa %30 piyasa payı pahasına bile TR pazarından çıkmak istemeyecekler. Yani her ne olursa olsun kimse bir pazardan çekilmek istemez. Ne yani garanti süresindeki araçlarını bırakıp, hizmet vermeyip “yok kardeşim, biz sizin araba üreteceğinizi bilmiyoruk, hizmet vermeyiz” mi diyecekler ? Yani yaptıkları blöf.

    Tamam yapacaklarını söyledikleri şey hiçte hoş değil ve sıkıntıların yaşanacağı kesin ama artık Türkiye Otomobilinin çıkması gerekli.

    Ayrıca “Liseli kız tribi” benzetmesi çok güzel oturmuş :) elinize sağlık.

  3. napalmhonour says:

    Bi’ ara Anadol ve Tofaş Kuş serisi hakkında bir yazı yazacaktın, ne oldu? Vakit mi bulamadın?

Yorumlara kapımız açık