Dec 12, 2011

Yazan Kategori Genel | 3 Yorum

Akay nereye kayboldu?

Akay nereye kayboldu?

Fark ettiğiniz gibi son iki aydır Pit Café’ye gelip de iki kelam edemedim. Soranlar oluyor, hatta blog için bana maaş verdiğini düşünüp fırça atanlar var. Haklılar. Ama benim de kendimce nedenlerim var, açıklayabilirim.

Pit Café’nin otomobil harici ilk ve muhtemelen tek kalacak yazısıdır, dikkat edin:

Takip edenler bilirler, son zamanlarda yeni, yepyeni bir şirket kurmanın çalışmalarını yapıyorum. Bugüne kadar hep al – sat, ithalat, imalat yaptım, “marka” olmasına ihtiyaç duyacağım, son kullanıcıyla iletişim halinde olacak bir firma kurmadım.

Kuruluş çalışmalarını yürüttüğümüz firma ise, bugüne kadar edindiğim tüm tecrübeleri kendi markama aktarma isteğimden yola çıktığım, benim maddi durumuma göre oldukça ciddi bir bütçeyle kurulan bir şirket.

Son iki yıldır yaptığım planlardan şaşmamak için her adımı dikkatle atmaya çalışıyorum ve bu da özel yaşamımı, hobilerimi, hatta sevdiklerimi bir süreliğine ikinci plana atmama neden oluyor.

Ne ev, ne de ofis yüzü gördüğüm yok, iki aydır sabah 6.30’da çıktığım evime gecenin bir yarısı geliyorum, bazen günlerce eve uğramadığım oluyor. Fabrika, ofis vs. hazır olsa bile ben orada sabit kalamadığım için Pit Café’ye yorumları onaylamak için bile giremiyorum.

Fakat…

Aslında nadiren de olsa eve erken geldiğim oluyor ve yazı yazmak yerine kitap okumayı tercih etmek “zorunda kalıyorum.”

Bunun sebebiyse, Türkiye’nin en itici, en sorumsuz, en sevilmeyen şirketi olan Türk Telekom ve kankası TTNET. Evimde iki aydır internet yok.

Bazılarınız hatırlar, hatırlamayanlar da şuradan bakabilirler, Türk Telekom ile aramızda bir didişme olmuştu zamanında. Kapatma emri verdiğim telefonu kapattıklarını söylemişler, fakat kapatmamışlar, bunu bana sabit ücretler ve faizleri bir sene boyunca birikip 400 TL olunca icra makbuzuyla bildirmişlerdi.

Ben de demiştim ki, “bu borcu ödemem için icradan fazlasını göndermeniz lazım.”

Türk Telekom’un bu girişimi, zaten sevmediğim şirketten hepten tiksinmeme neden oldu.

Borcun haksız olduğunu ve ödemeyeceğimi söyledim, bir sene daha sesleri çıkmadı. Sonra yine hatırladılar, tekrar istediler. Yine ödemem dedim, sustular. Eve icra göndereceklerini söylediler, burada bahsetmek istemediğim bazı sözlerimden ve imalarımdan sonra ondan da vazgeçtiler.

Aradan zaman geçti, bu kez şirkete tebligat gönderdiler. Şirket yönetimi olarak güldük, tebligatı uçak yapıp “iki çay” yazarak mutfağa gönderdik, çayı içerken Türk Telekom’u yeniden aradım. İtirazımın mantıklı olduğunu söyleyen bir memur, durumu üstlerine bildireceğini söyledi.

Sanırım üstlerine ulaşması çok uzun sürdüğünden, yine birkaç ay ses çıkmadı. Ve 3 senelik macerayı iki ay önce kendileri noktalamayı denediler.

Bir gün eve geldiğimde internetimin kesik olduğunu gördüm. Aradım müşteri hizmetlerini, dediler ki “siz zamanında bize takmışsınız, o yüzden çok kızdık ve bu hattınızı da kapattık.”

“Saçma sapan iş yapmayın, bu hattın son faturasından başka borcu yok,” dedim ama dinlemediler.

“Peki, bu hattı açtırmak için ne yapmam lazım?” dedim.

“Size en yakın Telekom Müdürlüğü’ne giderek hat başvurusunda bulunun” dediler.

“Yani” dedim, “bu hat artık iptal mi oldu?”

İptal edildiğini söylediler. Ama borcumu ödemeliymişim.

Memnuniyetle kabul ettim.

Mevcut hattın borcunu internetten ödedim, tertemiz yaptım ki seneye yeni bir 400’lükle gelmesinler. Şimdi ne durumdadır bilmiyorum, muhtemelen ona da borç yazmaya hazırlanıyorlardır. Sonuçta kapatan, iptal ettik diyen kendileri ama isterlerse iptal etmeyip para isterler, böyle değişik huyları var.

Türk Telekom’a bir lira borcum kalmadı ve artık Türk Telekom müşterisi değilim. Ve yemin ettim. Bir daha ne evime ne de işime Türk Telekom hizmeti almayacağım, bu şirkete 1 TL bile kazandırmayacağım.

Neyse lafı fazla uzatmayayım, konu böyleyken böyle. Türk Telekom benden haksız yere almaya çalıştığı parayı alamadığı için kullanmakta olduğum ve borcunu da ödediğim hattı iptal etti. Ben de şirket kurulumu tamamlanıp düzenim oturunca evi taşıyacağım için bu durumu pek sallamadım.

Şirkette canavar gibi Superonline kullandığımız için Türk Telekom ile işimiz yok.

Türk Telekom hâlâ benimle işi olduğunu düşünebilir. Kafasına göre yazdığı 400 TL’yi isteyebilir, hatta yeni iptal edilen hat için de birkaç sene sonra gelip para isteyebilir.

Avukatlarıyla bin kez konuştuğumuzu buradan da tekrarlıyorum:

Benden size ekmek çıkmaz gençler. Ben hayatımı kazanmak için çocuk yaşımdan beri çalışıyorum. Bugüne kadar haksız yere bir kişinin bir lirasını almadım, haksız yere kimseye bir liramı vermedim. Param olunca arabalara, eğlencelere, oraya buraya harcadım, olmadığında kırdım dizimi evimde oturdum.

Vadesi gelen borçlarımı canımı dişime takıp ödedim, alacağım varsa hiç acımadan aldım. Bazen başkaları beni icraya verdi, bazen ben başkalarını… İcraya mal kaptırınca üzüldüm, ben alınca başkaları üzüldü. Ama ortada hiçbir zaman haksız kazanç olmadı. Hepimiz hak ettiğimizi aldık.

Sen hak etmediğin parayı istiyorsun Türk Telekom. Köşede zayıf gördükleri genci sıkıştırıp cüzdanını almaya çalışan tinerciler gibisin. Farkınız, markanız. Tinercilerin PR’ını medyadaki inanmışlar yapıyor haber bültenlerinde, senin PR’ını Şener Şen, Cem Yılmaz yapıyor.

Onlar ayakkabı boyayınca, hamallık yapınca, ufak tefek hizmet görünce helal rızk kazanıyorlar, sen de hizmetlerin “düzgün” çalışınca. Fazlasını, hak etmediğini talep etmek “haram” oluyor. “Kul hakkı” oluyor. “İnsan hakları ihlâli” oluyor.

Tırtıkladıkların ya bu dünyada kanun zoruyla çıkıyor, kanunlar zayıf kaldığında yanına kâr kaldı sanıyorsun ama öteki tarafta alev alev çıkıyor bu kez. Beybi! Acıtır! Gerçi ben gücüm yettiğince hakkımı öte tarafa bırakmayı sevmem. Peşin çalışırım. Ondan kelli, sana verecek param yok Türk Telekom.

“Yok, biz öte tarafta hesaplaşalım, ver paramızı” diyorsanız buyurunuz geliniz. 400 TL dediğiniz bir çift ayakkabı parası bile etmez. İcraya geldiğinizde eskilerden iki çift veririm ama bir çifti hâlâ ayağımda olur ve elinizden önce kafanız buluşur kendisiyle.

Öptüm.

Türk Telekom’un bu marifetleri bugüne kadar hiç niyetlenmediğim bir iş yaptırdı bana, geçen hafta gidip iPhone almak zorunda kaldım. Smartphone merakım hiç olmamıştı bugüne kadar, “internet içimize işlemiş zaten, bir de cebimizde mi taşıyalım” diyordum ama evde internet olmayınca gerekebiliyor.

Sonuçta sosyal medyayı seviyorum; haber almak istediğim, bloglarını, twitlerini okuduğum insanlar var. 1997’den beri aktif olarak internet kullanan bir adam için evde offline kalmak pek alışıldık bir durum değil.

Türk Telekom’un benden aldığını iPhone 4S ve Turkcell 3G ortaklığında geri aldım, mutluyum. Ekran minik ve internet biraz yavaş ama olsun, 8 Mbit’e kadar diyip 2 Mbit’i görmeyen gudik hizmetler vermiyorlar hiç olmazsa.

Sevgili Pit Café takipçileri, Akay işte bu nedenlerden dolayı pek uğrayamıyor bu civara. Telefondan internete daha yeni alışmaya çalışıyorum, parmak çapım Double Corona kıvamında olduğu için hepten sıkıntı çekiyorum zaten. Bu pozisyonda ne yazı yazılır, ne de geyik yapılır. Eve erken gelmeyi başardığım günlerde kıçımı devirip yatıyor; ya kitap ya da Siminya okuyorum bu ara, minicik ekranda blog okumaktan kör olursam bana o bakacak.

Ve siz; TTNET’in sevgili sosyal medyacıları, bu yazıyı twit attığımda hemen “Miriba, sorununuz neydi aceba?” diye sevimlilik yapmayın. Gidin daha iyi bir iş bulun gençler, valla yapılacak iş değil o. Hatta müsait bir zamanda şu bizim yeni şirketin sosyal medya departmanı için İnsan Kaynakları’na bi’ uğrayın. Belli mi olur, belki daha kaliteli bir şirkete transfer olursunuz, hayatınız kurtulur.

Hadi bakalım, bir süre daha yokum ben. İyi bakın kendinize.

(Bu arada, geçen sene avukat oldu diye sevindiğimiz en ufak kardeşimi bu sabah askere gönderdik. Dua edin, şans dileyin, bir şeyler yapın, sağ salim gelsin genç. Askerden sonra benim 400’ü o savunacak.)

  1. Hüsnü Ege Altun says:

    Madem 4S’in var Siri’ye selam söylersin.

  2. Söyledim, seni tanımıyomuş. Pazarda takılıyor falan dedim, kızdı.

  3. Hüsnü Ege Altun says:

    Aşk olsun Siri. :(

Yorumlara kapımız açık