Mar 20, 2012

Yazan Kategori Genel | 7 Yorum

Otobüsleri rahat bırakın :(

Otobüsleri rahat bırakın :(

Bir makale okudum dün akşam. Ulaştırma Dünyası adlı bir sitede, Ahmet Çelik tarafından yazılan bir makale. Çeşitli otobüs firmalarını da referans vererek otobüs sektörünün ölmek üzere olduğunu, bir çözüm yolu gerektiğini ifade eden bir makale. Türkiye’nin gelişiminin otobüs firmalarını çok kötü etkilediğini, bu kadar gelişimin pek iyi olmadığını anlatır gibi bir makale. Garip bir makale.

Efendim bildiğiniz gibi İDO, geçtiğimiz günlerde yeni bir proje attı ortaya: İDOBÜS. Bu projeye göre İDO artık feribot seferlerine entegre bir şekilde otobüs de işletecek ve fiyatlar sudan ucuz olacak. Ucuz derken, İstanbul – Bursa arasını 1 TL gibi komik rakamlarla gitmek mümkün olacak.

Sistemin işleyişini en uzun sefer olan İstanbul – İzmir seferiyle örnekleyecek olursam, İDO yolcuyu Kabataş’tan alacak, 50 dakikada Bursa’ya indirecek. Oradan da otobüs aktarmasıyla İzmir’e taşıyacak. Bu durumda Bursa yolcusu 1 TL’ye, İzmir yolcusu 25 TL’ye yolculuk edecek. Tabi ki Balıkesir, Manisa gibi rota üzerindeki şehirler de bu seyahatlerden yararlanacaklar.

İDO’nun bu fiyat avantajlarının arkasında deniz araçlarına indirimli mazot verilmesinin avantajı da var gibi görünüyor. Sanırım anlaşmalı firmalar olan Kamil Koç ve Ulusoy, İDO’dan aldıkları yakıtla gidecekler yollarına.

Tüketiciler açısından teşvikler çok da önemli değil, önemli olan bu avantajların tüketiciye nasıl yansıyacağı ki, gayet iyi yansımış diyebiliriz.

İmdi…

Ahmet Çelik Bey’i tanımam, sadece onun yazdıkları üzerinden giderek düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Şehirler arası yolcu taşımacılığında otobüs kullanımı, olabilecek en ilkel yöntemlerden biri. Hele ki Türkiye gibi üç yanı denizlerle çevrili, orta yeri ovalarla dolu bir coğrafyada denizyolu, demiryolu, havayolu gibi alternatifler varken sadece otobüse yumulmak kesinlikle akıl kârı bir iş değil.

Maalesef bugüne kadar hep böyle gitti bu işler. İstanbul’dan Antalya’ya 18 saatte gitti bu ülkenin insanları ve ağrıyan belleriyle otobüsten indiklerinde çatacak kimse bulamadılar.

Sonraları iş değişti. Hızlı tren çalışmaları başladı, havayolu firmalarına çeşitli avantajlar sunularak seferlerini arttırmaları sağlandı, falan filan. Fakat otobüs firmaları zaman zaman ağlamak dışında bu değişime ayak uydurmayı hiç düşünmediler. Kızdılar, bağırıp çağırdılar ama yeni yatırımlara girip sektörden çıkmak akıllarına gelmedi.

Ne mi yapabilirlerdi?

Otobüs işletmecisi değilim, o işten pek anlamam. Ancak tarihe karışmaya yüz tutmuş bir sektörde inatla tutunmaya çalışmanın akıllıca olmadığını bilirim.

Madem sadece taşımacılıktan anlıyorlar, öyleyse havayolu firması kurabilirlerdi. Tek firmanın sermayesi elbette yetmez, fakat konsorsiyumla pekâlâ olur bu iş.

Ortaklık can mı sıkıcı? Peki, öyleyse hat değiştirebilirlerdi. Uçakların, trenlerin, gemilerin kolay ulaşamayacağı, ulaşım devriminin geç ulaşacağı bölgelerde, daha kısa hatlar kurabilirlerdi.

Aklıma gelen iki basit çözümdür bu. İzmit Seyahat bunun güzel bir örneği mesela. Keza İstanbul Seyahat. Gerçi YHT İzmit Seyahat’in işini bitirir ama İstanbul Seyahat için gelecek kısa vadede çok karanlık değil. İstanbul – Tekirdağ arası uçak seferi olmaz. Gün gelir de Trakya’ya yatırım yapılır, İstanbul’dan Edirne’ye hızlı tren seferi koyulursa İstanbul Seyahat o zaman sıkıntıya girer.

Ulusal firmalar yeni sisteme ayak uydurmayı düşünmeden, sadece ellerindeki pazarı korumaya çalıştılar. Kapitalist dünyada elinizdekiyle yetinmeye çalışırsanız her şeyinizi kaptırırsınız. Savaşacaksınız, oyunu kuralına göre oynayacaksınız.

Uçak firmaları bangır bangır reklamlarla yolcu çekmeye çalışırken, binbir promosyon dağıtırken otobüs firmaları mola için en pahalı dinlenme tesisleriyle anlaştılar. Uçaklarda konforun âlâsı varken otobüs firmaları işi ucuza getirmek için öz mal yerine kiralama yöntemine giderek kaliteyi hepten düşürmeye başladılar.

Otobüs, mecburiyetten kullanılan bir taşıttır, asla bir tercih olamaz. Otobüsün gideceği noktaya hızlı tren, uçak, gemi gibi taşıtlar daha ucuza, daha güvenli, daha konforlu, daha hızlı gidebiliyorlarsa yolcu otobüsü seçmez.

Otobüsler hep bunun kaymağını yediler. Rakipsizdiler. Alternatif yoktu. İstanbul’dan Antalya’ya 18 saatte giden insanlar uçağın aynı fiyata indiğini görünce otobüsle gitmeye devam edecek değildiler. Etmediler de.

Sadece sistemin ilkelliği değil söz konusu olan. Otobüs firmalarındaki personelin davranışı da insanları nefret ettiriyor otobüslerden.

Bilgisayar sistemlerine rağmen aynı koltuk için mükerrer satışlar mı dersin, kaba saba konuşan muavinler, hostlar mı dersin, saçma sapan dinlenme tesislerine mecbur kalmak mı dersin, Travego görünümlü O403’lerde kelle koltukta gitmek mi dersin…

Sadece yolcular değil bu durumlardan şikayetçi olan. Trafikteki diğer sürücüler de rahatsız.

Yahu ben gecenin karanlığında 120 km/h ile giderken selektör yapıp solumdan basıp giden Metro Turizm otobüsü görmüş adamım. Zigana Geçidi’nde, buzun üzerinde beni sollayan otobüsler var! Şu ülkenin tüm şehirlerinde yüz binlerce kilometre yol yaptım, otobüslerle ettiğim kavgaları kimseyle etmedim. Özellikle gece sürücülerinin mutasyona uğradığından falan şüpheleniyorum ben. Porselen taşısan aman kırılacak dersin, 40 canı nasıl bu şekilde taşıyorsun sayın otobüs şoförü?

Elbette bu şekilde çalışmayan, işini hakkıyla yapan, otobüsünü, şoförünü, yakıtını denetleyen firmalar da var fakat onların varlığı otobüs yolculuğunu ilkellikten kurtarmaya yetmiyor maalesef.

Ahmet Çelik’in yazısına bakarsak, Türkiye’nin gelişiminin otobüsçüleri çok acıttığını görüyoruz.

Havayolu, demiryolu, denizyolu diye adım adım yazmış Ahmet Çelik. (Ben burada yazarın söyledikleriyle referans verdiği firma yetkililerinin anlattıklarını bir arada kullanıyorum, sonuçta sözüm Ahmet Çelik’e değil, otobüs firmalarına.)

Demiş ki, “2005 yılında %95 olan karayolu ulaşımı, atıl kalmış ulaşım modellerinin desteklenmeye başlanmasıyla birlikte her gün biraz daha kan kaybetmeye devam ediyor.”

Ne yapsak acaba, kan mı versek? 0 negatif hacı, kıymetli benim kanım.

Havayolu işinde özel hava yollarına iç hat uçuş müsaadesi verilmiş. Onlar da yanıltıcı reklamlarla müşterileri kendilerine çekmişler, üstelik başarılı olmuşlar. Az miktarda koltuğu düşük bedelle satıyorlarmış, o koltuklar dolunca da diğer koltukları sekiz kat pahalıya satıyorlarmış. Hele ki bayram seyran dönemlerinde çok pahalı olurmuş biletler.

Yok artık! Bunu ilk keşfeden siz oldunuz, tebrikler. German Wings bu kampanyalara giriştiğinde lisedeydim ben, ilk Avrupa seyahatlerimi bu sistemlerle yapmıştım, müteşekkirim fikir babasına. Bayram seyran dönemlerinde uçaklar pahalı taşıyor da otobüs firmaları indirim mi yapıyorlar, onu merak ettim şimdi. Millet otogarlarda perişan oluyor be. Otobüse lanet okuyarak uçağa gidiyor adam, sekiz kat pahalı ödemek pahasına.

Yanıltıcı reklamla bir kez kendine çekersin hedef kitleni. Yalanın ortaya çıkarsa ikinci kez gelmez o adam. Eğer başarılı oldularsa demek ki reklamlar yanıltıcı değilmiş.

Demiryolu ulaşımında alt yapı çalışmalarına hız verilmiş. Ankara – Eskişehir ve Ankara – Konya arasındaki hızlandırılmış tren seferleri otobüsleri can evinden vurmuş. Hele İstanbul – Ankara hızlı treni faaliyete geçince otobüslerin en önemli güzergâhı olan bu hat ocaklarına incir ağacı dikecekmiş. Üstelik demiryollarına yatırım yapmak çok pahalıymış, otobüs biletinin en az üç katına satılmalıymış biletleri, ama TCDD bedavadan bilet dağıtıyormuş.

Ne yapmalıydı hükümet, anlamıyorum. Otobüsler zarar edecek diye trene mi binmesek ne yapsak? Hatta otobüsler masraf etmesin diye konfor peşinde de koşmayalım, 302 Otomarsan neyimize yetmiyor, boş verelim Travego’yu falan. Hiç mi anlamıyorsunuz ticaretten, yoksa gerçekten ya tutarsa diye mi söylüyorsunuz bunları?

Yahu geliştirilmekte olan her sektör, piyasaya giren her firma kampanya yapar, müşteri çekmek zorundadır. Yatırımın bir parçasıdır ilk etapta ucuza satılan ürünler. O ucuza giden ürünlerdeki ciro kaybı zaten fizibilite raporlarının içindedir. “Kara tren gecikir, belki hiç gelmez” türküleriyle yetişti bu ülkenin dört jenerasyonu, otobüs biletinin üç katına satılan bileti kim alsın? Asıl o zaman zarar eder demiryolları. Hem otobüs firmaları olarak neden TCDD’nin zararını tartışıyorsunuz, boş verin siz orasını.

Ülkemizde kişi başına düşen milli gelirin artması, bankaların uygun taksitlerle kredi vermesi sonucunda özel araç sayısının her geçen gün artması, otobüsleri çok kötü etkilemiş. Hele bir de özel araçlarla otobüslerin akaryakıtının ÖTV oranlarının aynı olması trafik kazası riskini de arttırıyormuş.

Bak bu trajikomik işte. Kendi aracıma aldığım yakıttaki ÖTV’nin otobüsün aldığı yakıtla aynı olması trafik kazası riskini neden arttırıyor? Sakın o trafik kazasını değil de, trafik kazasındaki ölüm oranını arttırıyor olmasın? Hani ÖTV yüzünden ucuz yakıta yönelen otobüslerin yakıt olarak 10 numara yağ kullanmaya başlaması, kaza yapınca alev topuna dönmeleri falan? Hani şu Samsun kazası gibi kazalar? Hm?

Otobüsler ve kamyoncular biyodizeli bilim adamlarından önce keşfettiler be, ayçiçek yağıyla yola çıkan otobüsler gördü bu gözler. Anadolu’nun her yanında adım başı 10 numara yağ satılıyor, yasak olduğu halde. Kim alıyor bu yağları, özel otomobil sürücüleri mi? Hangi araçlar bomba gibi patlıyor 10 numara yağlar yüzünden, benim Audim mi senin Travegon mu?

Özel araçların artması bizi etkiledi demek nedir yahu, ellerinden gelse özel araçlarla uzun yola çıkmak yasaklansın diyecekler. Valla bravo.

Tabi ki bu açıklamalara neden olan, yani bardağı taşıran damla İDOBÜS olmuş. Vay efendim öyle şey olur muymuş, İDOBÜS nasıl kendi kafasına göre fiyat verirmiş. Gelişmiş ülkelerde her ulaşım modeli kendi reel taşıma fiyatlarını belirlediği halde bizde hızlı tren bileti nasıl olur da bedava dağıtılırmış, İDOBÜS nasıl 1 TL dermiş?

Bu durumda Yüce Türk Sanatçısı Sıla der ki, “haaazmedeceksiin hazmedecekksiiin!”

Elbette bu durum adil değil. Benim sektörümde de adamın biri benim 50 TL’ye sattığım kremi 1 TL’ye satarsa çok kızarım. Ağır küfrederim. Ama hazmederim -ki ediyorum. SS durumları…

Ama pes etmem. Başka bir üründe ona öyle bir kitlerim ki dünyası şaşar.

Serbest piyasa ekonomisi dediğimiz ekonomi düzeninde, herkes kendi fiyatını belirler a dostlar. Ve eğer devlet bazı sektörleri geliştirecekse, üstelik bunlar çok geç kalmış teşviklerse, gerekirse bedava dağıtır o biletleri. Şirketin imajını yükseltir, marka bilinirliğini arttırır, müşterisini oturtur, sonra da güm diye satar özel sektöre. Mis.

Otobüs firmaları otobüsler ölmesin, şeker de yiyebilsinler diyeceklerine demiryollarına yatırım yapsalar daha mantıklı davranmış olurlar.

Hepsini, her şeyi geçiyorum…

“Sektörün lider ismi” Galip Öztürk’ten yapılan alıntılar nedeniyle yazıyı burada kesesim var. Metro Turizm gibi müşteri memnuniyeti konusunda TTNET ile yarışan bir firmanın sahibiyse sektöre akıl veren, tebriklerimi sunar, susarım.

Sonuçta şöyle bir gerçek var ki, bu ülke geliştikçe toplu taşıma asfalttan uzaklaşacak. Otobüs firmaları ya yakın mesafeye çalışacaklar, ya farklı alternatifler bulacaklar, ya da dükkânı kapatacaklar. Bir kısım insan işsiz kalacak, bir kısım işadamı şirketsiz kalacak belki, ama matbaa gelince el yazmacıları, Microsoft Office çıkınca arzuhalciler, metrobüs çıkınca minibüsçüler, Adriana Lima çıkınca diğer mankenler işsiz kaldılar. Hayat böyle.

Tıpkı insanlar gibi sektörler de doğar, büyür ölür. Büyüme evresinde güzel güzel ekmek yenir, ölüm evresinde de o güne kadar yenenlere şükredilir, yeni sektörlere yelken açılır.

Alesta!

  1. iskender says:

    yukarda yazdıklarından ötürü sizi kınıyorum…sizde kapitalist sistemin kölesi olmuşsunuz bizim emekçi kardeşlerimize nasıl böyle ithamlarda bulunabilirsiniz….

    yazık Atatürk bilemiş Türk şöförü en asil duygunun insanıdır diye…

    lütfen sistemin kölesi olmayan…

    ve siz akp yandaşı gibi durdunuz bir an kendilerine rant sağlamak için neler yapıldgını biraz görüp onları eleştirin…
    #otobüsşöförümedokunma

    ( umarım yayınlama cesaretini bulursunuz )

  2. Kapitalist sistemin kölesi değil, üyesiyim İskender Bey. Çalışanı ödüllendiren her sistem uygundur benim için.

    Emekçi kardeşlerinize nasıl ithamlarda bulunmuşum? Herhangi bir iftira veya hakaret var mı yazdıklarımda?

    Atatürk Türk şoförü en asil duygunun insanıdır da demiş, hiç şüphesiz Antalya dünyanın en güzel yeridir de demiş. Oysa bence dünyanın en güzel yeri Bel Air tepeleridir, bazı konularda Atatürk’le fikir ayrılığına düşüyoruz biz.

    AKP yandaşlığıyla bir ilgisi var mı yazdıklarımın? Atıl kalan ulaşım yöntemleri canlandırılsa, denizyolu, havayolu, demiryolu kullanımı arttırılsa, insanlar daha uygun fiyatlara, daha konforlu seyahat etseler fena mı olur? Otobüslerdeki emekçi kardeşler para kazanmaya devam etsinler diye halkın diğer kesimi konforsuz, pahalı, ilkel yolculuklara mı mahkum edilsin?

    Yazının konusu AKP’nin rant kapıları değil, otobüs firmalarının kendi rantlarını bırakmamak için direnmesiydi. Burası da politik bir blog olmadığı için tutup alakasız bir şekilde AKP’nin rant kapılarını buraya aktaramam. Tabi ki otomotivle, motosporlarıyla, ulaşımla ilgili hatalar görürsem onları da yazarım, sorun değil.

    Yani burada AKP’yi, CHP’yi, x bir partiyi savunma veya yanlışlarını arama durumu söz konusu değil.

    Yayınlama cesaretimiz tabi ki var, yeter ki anlamsız hakaretler ve küfürler olmasın. Doğruyu yanlışı tartışmakta, fikir beyan etmekte bir sakınca görmüyorum şahsen.

  3. Komik diyorum. Sadece komik…

    Gaziantep-Konya arasında uçak seferi olmadığı için 4 yıldır “mahkumum” otobüs yolculuğuna. Üstelik bu işin en iyisi diye bilinen bir firmayı kullanırım daima. Bu zamana kadar çok beyefendi, işini düzgün yapan insanlara rastlamışlığım da yok değildir fakat oranları %5’i geçmez. Kalan %95 mi?

    Milletin karısına kızına asılmakta hiçbir beis görmeyen, kemerini bağlayana gülen, kendi direksiyon başında telefonla konuşurken yolcunun telefonunu kapattıran; yolcu (ben) durumu farkedip uyarınca fısıldayarak küfür eden; “Ne diyosun sen yaa!” diye tepki görünce de götün götün önüne dönen, Konya-Ankara hızlı tren seferlerinde onlarca koltuğa online rezervasyon yapıp yolcuları kendilerine çekmeye çalışacak kadar aşağılaşmış bir topluluktur o %95…

    Tiksiniyorum, otobüs taşımacılığı camiasından tiksiniyorum…

  4. iskender yılmaz says:

    ismail bey o beynininiz içindeki faşist düşünceleri etrafa serpip de topluma nefret aşılamayı bırakın…

    otobüs firmalarında çalışan emekçi işçilerimiz evine 3 kuruş para götürmek için alnındaki terleri yağmur yağmur boşaltan vatandaşlarımızdır…

    teknolojiye çağa tabikide ayak uydurmalıyız fakat bazı kesimlerin rant kapılarını sonuna kadar açıp emekçi kardeşlerimizin ekmeklerine göz dikmelerine ses çıkarmadan yerimizde rahat oturamayız…

    lütfen at gözlüklerinizi çıkartın ve ülke de nelerin ellerimizden kayıp gittiğine bir bakıverin…

    bence otobüs seferleri uçaktaki işkence uygulamalarından daha rahat ve konforlu…hemde ülkemizin insanlarını , doğal güzelliklerini ve paylaştıkları sevgileri gezerek ve görerek yolculuk yapmak paha biçilemez…

    siz uçakla koyun sürüsü gibi taşınmaya yeşil şık yakabilirsiniz ama ben değil biz değil…emekçi işçilerimizin yanındayız

    ve hoşçakalın

  5. Hüsnü Ege Altun says:

    yav iskender adam bizim şöförlere bişi demiyo! sadece bu coğrafyada bu yöntemlere sarılmamızı sağlayan ”otobüs firması yöneticilerine” kızıyor. bi siyasi durum, bi amaç, bi prokabanda falan filan bunlar yok! zaten gerekte yok.

    o deniz üzerinden otobüs fikri güzel olmuş lan aslına. kullanılabilir.

  6. Ben İskender Yılmaz’ın şaka yaptığına inanıyorum.

    Otobüs yolculuğu yapmayı pek sevmem, en son otobüs yolculuğu yaptığımda lisedeydim. Bir de 2006’da, askerdeyken. Durumlar İsmail’in anlattığından daha iyi değil, bilakis daha kötü.

    Bununla birlikte yollarda sürücü olarak yıllardır karşılaşırım, sık sık da dalaşırım kendileriyle. Herkesin laf ettiği kamyoncular otobüs şoförlerinden bin kat kaliteli adamlardır.

    Yedikleri nanelerin bir kısmından yazıda bahsettim zaten, fazlasını saymaya kalksam yeni yazı konusu olur.

    Ben sevmiyorum kendilerini. Hiçbirine “emekçi kardeşler” demeye dilim varmıyor o yüzden. Bu nefretin kaynağı da benim keyfim değil, kendileri bu duruma getiriyorlar. Tıpkı minibüs şoförleri gibi, taksi şoförleri gibi.

    Eğer ortada bir emekçilik varsa minibüs, taksi, otobüs şoförü kadar uçak pilotu, hostesi de emekçi. Ama ben emekçileri korumak adına batmakta olan sektörlerin ayakta tutulması gerektiğini savunanlardan değilim.

    Ayrıca otobüs firmalarına da ağlaştıkları için kızıyorum, doğru. Matbaa gelmesin diye ayaklanan el yazmacılarına benziyorlar. Kıvranmanın lüzumu yok, ülke geliştikçe bu tip ilkel yöntemler ortadan kalkmak zorunda.

  7. Zaten bu kadar “asfalt” Avrupa ülkelerinde yok. Avrupa devletleri yüz yıldan fazla zaman önce demiryoluna geçtiler. Biz yeni yeni geliştirmeye çalışıyoruz. ABD’de var biraz bu karayolu politikası ama onlar da başka ülkelerden sömüre sömüre petrol kullanıyorlar da öyle bu sistemle devam ediyorlar. Üstelik otobüs değil özel arabalarını kullanıyorlar daha çok.

    Atatürk’ün sözlerinden bahsedilmiş. Biraz araştırırsanız Atatürk’ün “Türk şöförü en asil duygunun insanıdır” diye bir sözü olmadığını çok rahatlıkla görebilirsiniz. Ülkemizde uzun yıllar Atatürk sömürüsü yapıldı. Her şey “Atatürk”ten geçti, olmayan şeyleri de Atatürk’e yamadılar ve o büyük şahsiyetin üzerinden geçindiler. Türk şöförü lafı da bunun son damlalarından biri oldu, Türkiye Şöförler Odası’nın “şuraya da bir Atatürk sözü yazalım” diye uydurdukları bir şeydir. Birkaç sene önce bol bol dalga geçilmiş bir mevzudur bu.

    Atatürk’ün düşüncelerini gerçekten anlamaya çalışacaksak, Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılanlara bakmak gerek. O zamanın Türkiye’sidne asıl önemin demiryollarına verildiğini görebilirsiniz. En basitinden Onuncu Yıl Marşı’nda söylenen “Demir ağlarala ördük anayurdu dört baştan” sözü size bir şey anlatabilir.

    Ama biz bir şekilde kandırıldık, “asfalt”a mahkum edildik ve karayolları güzel Türkiye’mizde alternatifsiz hale geldi. IMF yardım yaparken, dışa bağımlılığımız artsın diye “bu parayı demiryolu yapımında kullanmayacaksınız” diye şart koşarak verdi borçları. Bunun sonucunda da Mercedes Benz firmasının en çok para kazandığı ülke konumuna geldik. Petrole bu kadar yakın olmamıza rağmen en pahalı petrol kullananlardan biri olduk.

    Küçüklüğünden beri Almanya’da yaşayan bir Türk arkadaşım, Ankara’ya, AŞTİ’ye (Ankara’nın otobüs terminali) geldiğinde çok şaşırmıştı. “Mercedes tüm otobüslerini Türkiye’ye mi satıyor?” diye sorduğunu hatırlıyorum.

    Otobüs şöförlerinin emekleriyle bu konunun bir alakası yok. Ama otobüs çalışanlarını savunan arkadaşlar da ellerini vicdanlarına koyup otobüslerde gördüğümüz/yaşadığımız standartlara şöyle bir baksınlar. Elbette 1970’lerde çekilen bir Şaban filmindekiyle aynı şartlarda otobüsler yok, ama yaklaşım üç aşağı beş yukarı aynı.

    Ya bir yol bulun, ya bir yol açın, ya da yoldan çekilin artık. Türkiye’nin, Türk insanının daha iyi şartlarda seyahat etmesine daha fazla engel olmayın.

Yorumlara kapımız açık