Apr 5, 2012

Yazan Kategori Genel | 1 Yorum

Kanser

Kanser

Kanser tehlikeli, üzücü, ismini söylemenin bile insanı rahatsız ettiği, korkunç bir hastalık. Gıda sektörünün sağlık sektörüyle el ele verip tüm dünyanın sağlığını bozduğu çağımızda sürekli artan, gencinden yaşlısına herkesi etkileyen bir musibet.

Kanser için çeşit çeşit farkındalık kampanyaları düzenleniyor. Bu kampanyaların kimi başarılı, kimi sadece tiksinti uyandırıcı. Farkındalığın amacı önemli öncelikle; hedef kitle yoksa kampanya da başarısız sayılır. Akay’ın meme kanserini her gün duyması, meme kanserinin ortadan kalkmasına olanak sağlamaz hiçbir zaman.

Fakat kanser için bir dayanışma olması önemli. Hiçbir şey yapamasak bile onların elinden tutmak, morallerini yükseltmelerine yardımcı olmak önemli. Baba tarafından neredeyse herkesi karaciğer kanserinden kaybetmiş, kendisi de –eğer yaşarsa- en geç 30 yıl sonra karaciğer kanserine yakalanacak biri olarak, durumun vahametini iyi biliyorum.

Eğer meme kanserine yakalanmış bir kadın olsaydım, meme kanserinde farkındalık için Facebook’da sutyen fotoğrafı paylaşıp iş yaptığını sananlara ağır küfrederdim. Farkındalık, kampanya, cart curt derken kanserle savaşan hastalarla dalga geçer gibi davranılıyor bu tip kampanyalarda.

Bir kampanya yapılacaksa adam gibi olmalı. İşe yaramalı. Bir kampanya, bir hastanın kanseri yenmesine, ümitsiz bir hastanın gülümsemesine, iki gün fazla yaşamasına neden olabiliyorsa, ben o kampanyayı ayakta alkışlarım. Fakat kampanyadan anladığı Facebook’da sutyen fotoğrafı paylaşmak, Twitter’da kanserle ilgili hashtag yarıştırmak olanlara destek olmayı bırak, acıyarak bakarım.

Neyse, konu sosyal medyada kanser bilinirliğini arttırmak değil. Çok güzel bir kampanya öğrendim bugün, ondan bahsetmek istedim.

John Eagle European, isminden de anlaşılacağı üzere Avrupa markalarıyla ilgilenen bir otomotiv şirketi. Texas genelinde 13 alt bayisi bulunan Austin merkezli firma, Aston Martin, Bentley, Rolls Royce ve Lotus gibi dört baba markanın ana bayisi.

Your Ride is Here ise, yine aynı bölgede faaliyet gösteren bir vakıf. Amaçları, kanser hastalarına ücretsiz ulaşım sağlamak. Kanser çilesi çekenler için moralin ne kadar önemli olduğunu biliyorlar ve Austin civarındaki kanser hastalarını periyodik tedavilerine kendi sağladıkları otomobillerle götürüyorlar. Vakfın bütün otomobilleri bağışla alınmış, sürücüler dahil tüm çalışanlar gönüllülerden oluşuyor. Tek amaç var, kanserli hastaların yüzünü güldürebilmek.

En dikkat çeken yanları ise, kullandıkları otomobiller. Your Ride is Here, hastaları sıradan minibüsler yerine lüks, egzotik veya antika otomobillerle taşıyor gidecekleri yere. Bu kimi zaman bir Lamborghini oluyor, kimi zaman Ferrari.

Your Ride is Here ve John Eagle European, dün bir anlaşma imzalamışlar. Bundan sonra vakfın otomobilleri arasında özel şoförüyle birlikte birer Aston Martin, Bentley ve Rolls Royce da olacak.

John Eagle European’ın Genel Müdürü Sonny Morgan diyor ki, “kanser herkesin hayatına bir şekilde giriyor. Ya kendisinde, ya sülalesinde, ya da arkadaşlarında. Ailem kanserden çok çekti, beni bu projeye heveslendiren de o oldu. Kanserli bir hastanın yüzünü biraz olsun gülümsetebilmek bile benim için çok önemli.”

Your Ride is Here’ın kurucusu Ken Adams ise, vakfı 2009’da kurduklarını ve bugüne kadar 400’den fazla kanser hastasını lüks otomobillerle istedikleri yere transfer ettiklerini söylüyor. Hedeflerinin Austin’den Texas’ın geneline, hayallerinin ise tüm ABD’ye açılmak olduğunu anlatıyor.

“Kanser, çoğu zaman çaresiz bir hastalık. Tedavinin en önemli dayanağı hastanın ümidi ve morali,” diyor Ken Adams. “Hem bir otomobil sevdalısı, hem de kanserden kurtulmuş biri olarak, morale herkesten çok ihtiyaç duyan kanser hastalarına böyle bir hizmet vermenin hoş olacağını düşündüm. Filomuz ve gönüllü sürücülerimiz sayesinde hastalar bir süreliğine de olsa sıkıntılarını unutup dünyanın en egzotik otomobillerinde seyahat etmenin tadını çıkarıyorlar.”

Ben bu düşünceyi çok beğendim.

Kanser hastaları lütfen yazının devamını okumasınlar.

Diğerleri, okuyunuz.

Amcam karaciğer kanserinden öldüğünde askerdeydim. Tam iki ay yattı hastanede. İki kez izin alıp yanına gittim. İlk gittiğimde tedavi yeni başlamıştı. Viski & puro meraklısı, beyaz top sakallı, tam bir tarz adamı olan mimar amcam, kilo vermeye başlamıştı ilk günlerden.

İki ay sonra gittiğimdeyse son demlerini yaşıyordu. Sadece oksijen tüpüyle nefes alabiliyor, bir deri bir kemik kalmış vücudunda ölümün elleri geziyordu. Durum ümitsizdi ve doktorlar diyeti bıraktırmışlardı artık. Son günlerini yaşadığını biliyor, kalan iştahıyla ne isterse yemeye çalışıyordu. Sağlığında tam bir konformist, keyif ve yemek düşkünüydü amcam. Onunla hep sevdiği şeylerden konuştuk son günlerinde. Oksijen tüpünün süper kafa yaptığından bahsettik, güldük ağrıları izin verdikçe. En sevdiği yemekleri yaptırdım, birlikte Formula 1 izledik hastanede. Ölüme doğru adım adım ilerlemenin ne kadar acı bir duygu olduğunu, son anlarında onunla birlikteyken anlamıştım.

Vefat ettiğinde, içinde hâlâ kavuşamadığı bazı dünyalıkların hevesi kalmıştı belki de, kim bilir…

Ben bu vakfı o yüzden sevdim. Artık dünyadan hiçbir ümidi kalmamış, son demlerini yaşayan insanlara sevdikleri şeyleri yaşatmak güzel bir duygu. Sevdiği şey tekneyle denize açılmak olabilir, Aston Martin ile şehir turu olabilir, mükellef bir sofra olabilir, zevklerine göre değişir o kişinin.

Bu vakıf, lüks otomobillerden hoşlanan insanların hayatlarında bir kerecik de olsa o zevki yaşamalarını sağlıyor. Ve eminim, bunu isteyecek çok sayıda insan var. Hatta kim bilir, o moralle kanseri yenecek gücü bulabilenler bile olabilir.

Scent of a Woman’daki Albay Frank Slade’i (Al Pacino) hatırlayın. Kanser değildi ama intihara kararlıydı. Ölmeden önce bir Ferrari kullanmak istemişti ve Ferrari’yi kullanırken yüzündeki ifadenin, bir çocuğun hayallerindeki oyuncağa kavuştuğundaki ifadeden farkı yoktu.

Umarım kanser gibi korkutucu hastalıklar için geri zekâlı Facebook kampanyaları, medya zevzeklikleri yerine bu tip vakıflar çoğalır da gerçekten işe yarar eylemler görebiliriz.

Bazı hastalar Lamborghini Superleggera kullanma şansı buluyor.

Bazı hastalar ise Rolls Royce keyfi sürüyorlar.

Bu arada en başta sağlığınız olmak üzere altınızdaki arabalar, oturduğunuz evler, yaşamınızdaki her şey için şükretmeyi asla unutmayın.

  1. Taşkın Kayıkcıoğlu says:

    Yazı çok dokunaklı esasen, valla bir iki ay içinde öleceğimizi bilsek ne aklımıza gelirdi gerçekten zor. Bence kritik hastalık sigortası yapıp en azından bu durumda aklımızdan geçeni yapmış olmak biraz telafi edebilir mi?!!! Zor ve hayat sadece başımızdan geçenler, planladıklarımız değil.

Yorumlara kapımız açık