Jul 18, 2012

Yazan Kategori Deniz Dünyası, Genel | 4 Yorum

Bir PR masalı

Bir PR masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, adına Çok Huzurlu San Marino Cumhuriyeti derler bir ülke varmış. Bu ülkede de bir sürü inşaat yapan, yaptım olacak diye dolaşan, benim bir sürü arabam var, alayınız fakirsiniz diye caka satan bir müteahhit varmış.

Bu müteahhit çok zeki bir adammış. Pazarlama, PR, marketing gibi afili işlerin hepsini yalayıp yutan bu adam, süper reklamlar yaparmış. Yaşadığı masallar ülkesinde bir sürü fakir insan varmış, o fakirler bile bu zenginin yaşamına bakıp bakıp iç geçirirlermiş. O da kasıla kasıla gezer, hey fakirler trafikten niye şikâyet ediyorsunuz, benim helikopterim var, istediğim yere tık diye gidiyorum diyerek tüm ülkeyle dalga geçermiş.

Şirketi zarar etse bile kendini o kadar iyi anlatır, insanları zenginliğine o kadar inandırırmış ki, herkes ona imrenirmiş. Bu sayede kimse onun batacağına inanmaz, 10 yıl vadeyle sattığı konutları kapışırlarmış.

Bu adamın bir de oğlu varmış. Gel zaman git zaman, bu adamın oğlu okulunu bitirip, iş dünyasına atılacak yaşa gelmiş. Artık bu çocuğun medyaya ve halka tanıtılması, “vay babasının oğlu” dedirtmesi gerekirmiş.

Peki bir çocuğu cemiyete, medyaya, halka tanıtmak kolay mı? Elbette değil. Çok para gerekirmiş böyle bir şey için, reklam da pahalıymış o ülkede. Çocuğun da bir başarısı yokmuş ki, ekonomi sayfalarında haber yapılsın.

Deniz kumundan yaptığı evlerle övünen, şahsi reklamın kitabını yazan babası, hemen çocuğunun elinden tutmuş. Demiş ki ona, “bak oğlum, atalarımızdan kalma bir beyit vardır. Denir ki;

Ayinesi laftır kişinin, işe bakılmaz.

Şahsın görünür rütbe-i aklı reklamında.

Ben bu şiiri hayatımın merkezine koydum. Kendi reklamımı o kadar iyi yaptım ki, herkes bana imrendi, vay ne zengin adam dediler. Şimdi aynısını sana da yapalım” demiş.

Sonra da planını anlatmış.

– Bak şimdi. Ben geçen gün şu benim residance’lardan birinin önünde bir tekne gördüm. 180 km sürat yapıyormuş, yarışlara giriyorlarmış bununla. Çılgın alet. Fiyatları ne kadar bilmiyorum ama pahalı olduğu kesin. Şimdi gidip bunlardan bir tane hurda bulalım. Veya motorsuz, direksiyonsuz, sadece kabuk alalım; götürelim bir yazlık mekâna. Boş kabuk taş çatlasın 5.000 dolar tutar. Biz buna birkaç çekiç vuralım, sağını solunu kıralım. Fotoğrafları da gönderelim gazetelere, diyelim ki “oğlu babasından izinsiz tekne aldığı için babası tekneyi parçalattı.”

– Baba sen süpersin ya, herkes bizden bahsedecek.

– Ne zannettin evlat, biz bu saçları değirmende mi ağarttık? 5.000 dolarlık tekne kabuğunu kırıp, ertesi gün gazetelerde “30.000 dolarlık tekneyi parçaladılar” diye haber yaptırıyoruz. İşte buna PR denir. İnternette herkes bizi konuşur, zenginliğimizden bahseder. Biz de o zaman devreye gireriz, senden bahsetmeye başlarız.

– Nasıl bahsedeceğiz peki?

– Sen diyeceksin ki, “ben bir eşeklik edip babamdan habersiz sürat teknesi aldım. Babam da buna kızdı, tekneyi parçalattı. 30.000 doları parçalamak bize koymaz, çok zenginiz. Ben de zaten Mozambik konsolosuyum, günlük hayatımda Lamborghini, Bentley gibi arabalara biniyorum. Uçak bile kullanabiliyorum, tekneyi ne diye aldım ki? Babam haklı valla, saygı gösteriyorum.” Sen bunları de, yeter. Kalanını ben hallederim.

– Tamam! Yaşasın artık ben de ünlü oluyorum.

İşte Çok Huzurlu San Marino Cumhuriyeti’ndeki baba oğul masalı böyle başlamış. Bulmuşlar bir kabuk, sağını solunu çekiçlerle kırıp fotoğraflarını medyaya göndermişler. Medya da olayı gerçek zannedip atlamış üstüne, her tarafta haberler çıkmış. 30.000 dolarlık tekneyi parçaladılar demiş, baba oğlun şirketlerinden bahsetmiş.

Olay internete yansıdığında tüm ülke bunu konuşmaya başlamış. Sosyal medya siteleri parçalanan 30.000 dolarlık tekneye talip olanlardan, “vay adama bak ne zengin” diyenlerden geçilmez olmuş.

Sonra baba çıkmış ortaya demiş ki,

– Bizim oğlan hata yaptığını anladı, özür diledi. Önemli olan tekne değil, oğluşumun güvenliği. O teknenin tehlikeli olduğunu bildiğim için kullanmasını istemedim. Ayrıca o tekne 30.000 Dolar değil, 60.000 Euro. Offshore yarışlarına giriliyor onunla. O tekneyi satmakla da uğraşamazdım, parçalattım. Ama oğlum çok üzüldü, özür diledi. Üzülmesine dayanamadım, hemen uçak aldım oğluşuma. Zaten uçuş brövesi de var, artık istediği yere uçağıyla güvenle uçabilir. Karada giderken de Bentley, Lamborghini falan kullanıyor zaten. Böyle işte, zenginiz biz, ondan hep.

Bir masal da böylece bitmiş. Reklam ermiş muradına, kerevet girmiş fakirin götüne. Gökten üç elma düşmüş, üçünü de bunlar yemiş. Sen gene aç kaldın fakir.

  1. Abdullah says:

    Yine, yeni, yeniden çok güzel bir yazı olmuş Akay Abi. Parmakların dert görmesin. Denizde kum, onlarda para, bizde de bu çene bitmez :)

  2. Ahmet Sevimli says:

    Kalemine, yüreğine, aklına, beynine sağlık.

    Ama ne hikmetse bu memlekette, birçok şeyi anlamamakta ısrar ettiğimiz gibi adı geçen şahsın da iyi bir iş adamı olmadığı gerçeğini anlamak istemiyoruz.

    Tedarikçileri, ödeme alamasa bile büyük firmaya iş yaptık havasında, görürsünüz yakında çevresindeki herkesi batırır diyorlar.

    Bu da ekonomi paparazzilerinden duyduklarım…

  3. http://e1208.hizliresim.com/10/k/bz2p4.jpg
    bu resim hikayenizi doğrular nitelikte

  4. @Ahmet Sevimli,
    İnşaat sektöründe büyük değişiklikler olacak. Az kaldı.

    @a.çağlar,
    Kılıfını hazırlamadan minareyi çalmayacaksın :)

Yorumlara kapımız açık