Feb 2, 2013

Yazan Kategori Genel, Konu Dışı Mevzular | 5 Yorum

Dikkat Şahan Çıkabilir

Dikkat Şahan Çıkabilir

2005’in Şubat ayında bir akşam evde televizyona bakarken TV8’de bir haber dikkatimi çekti. Sıradan bir haber stüdyosu; fakat sunucu sarışın, pos bıyıklı bir dayı, garip bir anlatımla haber sunuyor. Yayının haber olmadığını, bir komedi programının skeçlerinden biri olduğunu fark etmem 4 – 5 dakikamı aldı. Sonra programın devamını izledim, güzeldi.

Programın adı: Dikkat Şahan Çıkabilir.

Adamın biri çeşitli skeçler yapıyor, Levent Kırca’nın mesaj peşinde koşan saçma sapan oyunlarına alışmış bir topluma değişik çalışmalar sunuyordu. O günden sonra programın sıkı takipçisi oldum. Canlandırmaları komik, üretken, eğlenceliydi. Hiciv ustası bir adamdı karşımızdaki.

Jipinde Mahsur Kalan Adam, Beyninin Yarısını Aldıran Adam gibi skeçlerin yanında Anne Ben Manyak Oldum, Cevizkıran, Dişi Yakarış gibi seri programlarıyla da hem güldürüyor, hem de tüm iğrençliğiyle rating yakalayan aptal televizyon programlarını çok başarılı bir şekilde aşağılıyordu.

2004, internetin şahlanma dönemiydi bu ülkede. ADSL hızla yayılmaya başlamış, kullanıcıların eli rahatlamıştı. Ekşi Sözlük, İTÜ Sözlük gibi siteler popülaritelerinin doruğuna ulaşmışlardı. Şahan da programlarında popüler sitelerden bahsediyor, “agresifim, kompleksliyim, ekşi sözlük yazarıyım” gibi sözlerle “ben de sizden biriyim” mesajı veriyordu.

Şahan o zamanlar bizim gibiydi, bizden biriydi. Aynı jenerasyonun, benzer şeyler yaşamış çocuklarıydık. Şimdiki gibi “80’ler güzeldi hehe” esprilerini zorlama yapmıyor, içinden geleni canlandırdığı için benimseniyordu izleyicileri tarafından.

Fakat Dikkat Şahan Çıkabilir pek izleyicisi olmayan bir kanal olan TV8’deydi ve eminim ki Şahan bu programdan istediği gibi para kazanamıyordu. Yılsonunda daha fazla para kazandıracağına inandığı ATV’ye geçti Şahan. ATV’deki ilk programına konuk olarak Şahin K’yı çıkarınca Şahan’ın da daha birkaç ay öncesine kadar dalga geçtiği popüler kültüre dahil olmaya çalıştığını fark ettim. Sonrası da beklediğim gibi oldu.

Zaman içinde program sürekli çaptan düştü, izleyici kitlesi tamamen değişti. TV8’de izleyip “oğlum Şahan’ı izleyin çok komik” dediğimizde “o kadar da komik değil ya” diyen adamlar Şahan’a hayran olmaya başladılar. Şahan, en popüler karakterlerinden biri olan Recep İvedik’e yüklenmeye başladıkça işin tadı kaçmaya başlamıştı.

Neyse, işin devamında Şahan Gökbakar’ın işleriyle alakam kesildi benim. İzlemez, takip etmez oldum. Zaten öyle ahım şahım bir televizyon izleyicisi olmadığımdan, varlığını bile unuttum.

Sonra 2008 yılına geldik ve Recep İvedik bir film olarak ortaya çıktı. Türkiye’de adam gibi sinema filmi çekilmediğinden, var olanların kalitesizliğinden dem vurduk yıllarca. Maliyeti düşük, hedef kitlesi geniş olduğu için en kolayı da komedi filmi çekmektir. Recep İvedik ise bu düşük kalitenin en düşüğü olarak çıktı piyasaya.

Hohohoy diye gülen, osuran, çevresindekilere eşek şakaları yapan, tam bir kıro, hayvan, öküz bir karakterdi Recep İvedik. Böyle bir filmin para kazanmasını istemediğim için gitmedim sinemaya falan. Sonra YouTube’da, orada burada filmden sahneler gördüm, Şahan’ın düştüğü duruma acımaya başladım. Fakat benim sinirimi bozan ise hayvanlığını saklayan, zorla da olsa insan taklidi yapan bazı öküzlerin, Recep İvedik karakterinden etkilenerek coşmaları oldu. Olur olmaz yerde Recep İvedik taklidi yapanları gördükçe filmden de, karakterden de tiksinmeye başladım.

İlk film yetmedi, Recep İvedik için iki film daha çekti Şahan Gökbakar. İlk filmin gişe başarısı o kadar hoşuna gitmişti ki, kantarın topuzunu hepten kaçırmış, filmdeki karakteri hayvanlığın bokunu çıkarmaya başlamıştı. 2005 yılında bayıla bayıla izlediğimiz, güldüğümüz, “bu adam biraz daha tanınıp eline para geçse ne komediler çeker,” dediğimiz adamdan nefret ediyordum artık.

Arada bir magazin haberlerinde falan gördüm adını. Lüks spor otomobillerini evinin garajı yerine sokağa park ettiği için komşularıyla kavga ediyor, normal yaşamında da Recep İvedik hareketlerini sergiliyordu. Şahan Gökbakar, eline geçen parayı ne yapacağını şaşırmış, görgüsüz bir zengin haline gelmişti.

Şimdi…

Para önemli. Hepimiz para için çalışıyor, bir şekilde hayatımızı idame ettiriyoruz. Bazı insanlar büyük hayaller peşinde, büyük paraları hedeflerken, bazıları da bu bana yeter diyerek kendi yağında kavruluyor. Ve insanın ekonomik durumu yaşamını o kadar etkiliyor ki, zenginliğin de fakirliğin de kokusu 40 yıl çıkmıyor.

Sanat dünyasında da aynı şeyler geçerli. Sinema sektöründe, sanat filmi peşinde koşan idealistler hariç herkes gişeyi önemsiyor. Sonuçta bir ciro hedefi var ortada. Bedavaya çekilmiyor bu filmler.

Hangi sektörde olursanız olun, yüksek ciro yapabilmek için içinde bulunduğunuz toplumu iyi tanımak ve hedef kitlenizi ona göre seçmek zorundasınız. Çok kaliteli ürünler yapacak potansiyeliniz, kabiliyetiniz olabilir. Fakat yaşadığınız toplum bu ürünlerin karşılığını veremeyecek durumdaysa, eserleriniz de boşa gider. Küçük bir kitle tarafından takdir edilirsiniz belki, “adama bak neler yapıyor, helal” diyenler olur. Fakat bunun size getirisi nakit yerine alkış olur ve kredi kartı alkışla ödenmez.

Şahan Gökbakar, içinde yaşadığı toplumu iyi analiz etti. TV8 ve ATV dönemlerinde en çok tutulan skeçlerine baktı, halkın en çok hangi karakterlerini beğendiğini ölçtü. Ve Türkiye, burjuvaziye sahip olmayan bir tarım toplumundan meydana geldiği için en çok gelecek vaat eden karakter, Recep İvedik oldu.

“Oğlum Recep İvedik karakterini film yapsak paranın amına koruz!” dediler belki de.

Ne Şahan’ın ne de Togan’ın derdi sanat peşinde koşmak değildi. Biri 1980, biri 1984 doğumlu iki kardeş var ortada, öncelikli hedef para kazanmak olmalı. Takdir önemli elbette, kırmızı halılar, alkışlar, bravolar çok önemli. İnsana gurur verir. Fakat yukarıda da yazdığım gibi, bir Porsche bayisine gidip “elimdeki tek şey halkımın sevgisi, alın bunlar da alkış” diyerek otomobil almaya kalkarsanız sizi döverler.

Benzer davranışı Acun Ilıcalı da yaptı. O da başarılı bir muhabirdi ve ortak arkadaşlarımız vardı, geleceği parlak derdik. Fakat en başarılı muhabirin kazancı ne kadar olabilirdi ki?

Mehmet Öz bile bu kadar önemli bir cerrah iken medyaya, reklama, şuna buna alet etmedi mi kendini?

Hobi olarak sevdiği işi, para için ise çoğunluğun istediği işi yapan milyonlarca insan var aramızda. Ün ve paranın gücüne direnecek adam çok azdır dünyada, insanlar daha fazla tanınmak ve daha çok kazanmak için her şeyi yapabilirler.

Bu isimler de öyle yaptılar. O nedenle ben Şahan Gökbakar’ın para kazanma stratejisini eleştirmedim hiçbir zaman. Hedefi çok para kazanmaktı ve ulaştı bu hedefine. ATV’ye geçmesindeki referans etkisi asla yadsınamayacak olan sözlüklerle bugünlerdeki tartışmasının sebebi olan Celal ile Ceren bile Şahan’a milyonlar kazandırmış durumda.

Durumu örnekleyelim:

Sinema yapımcısısınız ve elinizde iki teklif var. Biri size filminizin entelektüel kesim tarafından çok beğenileceğini, birçok ödül alacağını ancak yapım maliyetlerinin yüksek olduğunu ve gişe maliyetinin de ahım şahım olmayacağını söylüyor.

Diğer teklif ise fazla bir para harcamadan çekebileceğiniz, gişede çılgın gibi hasılat yapabilecek, ancak sadece toplumun çoğunluğunu oluşturan cahil ve kültürsüz bir kesim tarafından beğenilecek bir filmden bahsediyor.

Siz hangisine yönelirsiniz? “Toplum beni büyük sanatçı diye 100 yıl sonra da hatırlasın, ben ölünce köprülere, caddelere ismim verilsin, yaşarken 90 m² dairede oturup Şahin’e binerim,” mi dersiniz yoksa “yaşarken tadını çıkaramadıktan sonra 100 yıl sonra hatırlansam ne olacak” mı dersiniz?

Kafası çalışan bir adamsanız iki senaryoyu birleştirir, hem para hem takdir kazanırsınız ama onu herkes başaramıyor işte.

Şahan’a dönersek, yaptığı işlerde benim midemi bulandıran şey ciroya oynaması değil. Sunduğu karakterin insanlara iğrenç bir örnek olması. Zaman içinde toplumda Recep İvedik’in davranışlarının normalleşmeye başlaması. Kabalığın, öküzlüğün, davarlığın yaygınlaşmasına yardımcı olduğu için sevmiyorum Şahan Gökbakar’ı.

Esprileri kalitesizmiş. Hiç önemli değil, filmini izlemediğim sürece o kalitesizliğe maruz kalmam. Ancak o denyoluklar topluma yayıldıkça bu beni de, çevremi de rahatsız eder.

Ortalık daha Levent Kırca’nın jet ski esprilerinden, Hamdi Alkan’ın “ne diyon lan sen sibop” saçmalıklarından temizlenmemişken, önümüzdeki jenerasyon da Recep İvedik mallıklarıyla kirleniyor.

Beni rahatsız eden budur.

Gerçi Mehmet Ali Erbil’den de, Şafak Sezer’den de tiksinen bir adamım ama onlar belki de Şahan Gökbakar kadar hayal kırıklığına neden olmadıkları için etkilemiyor beni.

Şahan Gökbakar’ın son günlerde Twitter’dan salladıklarına ve sözlük yazarlarına “sözzzzlük çocukları” diye hitap ederek aklınca hakaret etmesine ise güldüm. Sosyal medyanın toplanıp Celal ile Ceren’i IMDB’de Bottom #1 yapmasına canı sıkılmış. Bir de üstüne cehaletini gösterir bir mahkeme denemesi yapmış ki evlere şenlik.

“Ticari itibarım zedeleniyor,” demiş. Ah be Şahan, sana itibar kazandıracak her şeyi 2008’de çöpe attın, tek hedefin para oldu ve onu da kazandın zaten, hangi itibarın zedeleniyor şimdi?

Unutma, sen bu işi itibar değil, para için yapıyorsun. Başarı kriterin kalite değil, ciro olmalı. İtibar diyorsun da, eğer filmlerinin kaliteli olduğuna inanmaya başladıysan ortada çok büyük bir sorun var demektir. Senin filmlerin kalitesiz, kötü, dandik; Bottom 100 listesine bile giremeyecek kadar başarısız yapımlar bunlar.

Ama para getirirler. Şahin de Euro NCAP testlerini geçemeyecek kadar kötü bir otomobildi ama ucuzdu işte, para kazandırdı Koç Holding’e. Sen de öyle düşün. Audi üretebilecek potansiyelin olduğunu düşünmüştük 2005’de, ama sen Şahin üretmeyi tercih ettin.

O nedenle itibarını değil, paracıklarını say.

Sen hiçbir zaman sanatına itibar edilmeyen ama bol para kazanan bir adamsın. Saygı beklersen çok dalga geçerler. Bak bugüne kadar hep filmlerinle dalga geçtiler sosyal medyada, şahsına pek bulaşan olmadı. Ama ne zaman ki Twitter’da itibar falan dedin, o zaman şahsına da yüklenmeye başladılar. O nedenle saygı ve itibar gibi sözcükleri filmlerinle aynı cümlelerde kullanma.

Haydi bakalım, Celal ile Ceren 2, Recep İvedik 4 falan takılmaya devam.

  1. napalmhonour says:

    Tofaş’ın “Kuş Serisi” (Fiat/Murat 131 temelli Fiat Regata görünümlü Şahin, Kartal ve Doğan modelleri)hakkında bir yazı yazsana…

  2. Valla öyle bir yazı var aklımda. Ondan önce Anadol’un gerçek hikayesi var gerçi. Biraz vakit olsa güzel olacak.

  3. Güzel tespitler sonuna kadar okudum uzun bir yazı olsa da… Blog ile alakalı değil diye düşünmüştüm ama araya arabalarla ilgili bilgiler koyman falan iyi olmuş. :) Ben şahanı hiç bir zaman beğenmedim ama izliyoruz sonuçta herkes gibi endüstriyel kültürün bir parçası olduk diyebilirim. tam anlamıyla protesto edemiyoruz çünkü bir boşluğu dolduruyor o: gereksiz zaman öldürmek! yazı için teşekkürler.

  4. Hüsnü Ege Altun says:

    bence şahan Recep İvedik’i iyi tanıtamadı. O skeçlerde daha iyiydi Recep. Osurdu, vurdü, güldü ama ben de güldüm. bence güzeldi. ama o skeçlerde ki hayvana bakıyorum bi de filmdeki hayvana, şahan daha yaratıcı bişi yapsaydı, skeçlerindeki recebi koysaydı, recek ivedik türk komedi tarihine adını altın harflerle yazdırırdı.

  5. Haklısın aslında.

    Bazı şeyler az olduğu zaman rahatsız etmiyor, hatta eğlenceli bile olabiliyor ama fazla uzadığı zaman tadı kaçıyor. O Halime ile kavgaları falan fena değildi aslında.

    Şahan ilk çıktığı dönemlerdeki gibi aykırı, standart dışı bir şey yapsaydı çok sıradışı ve kaliteli bir komedyen olurdu aslında ama o daha paraya ulaşan kolay yolu tercih etti.

Yorumlara kapımız açık