Pit Café

Otomotiv eksenli seyahat, sanat, iş dünyası, gündem yazıları

ALP GEÇİTLERİNDE SÜRÜŞ KEYFİ

Alp geçitlerinde dikkatimi çeken en önemli detaylardan biri, herkesin sadece sürüş zevki yaşamak için geldiğini görmek. “Benim arabam şöyle lüks, benimki böyle pahalı” iddiaları yok.

Bir McLaren P1 sürücüsü ile Mini Cooper sürücüsü aynı yol kenarı cebinde buluşup sigaralarını paylaşabiliyorlar. Kimsenin parayla veya sahip olduğu otomobille caka satma düşüncesi yok. Herkesin ortak paydası yol.

Bu konuya iki örnek verecek olursam:

Susten Geçidi’nden aşağı inerken güzel bir manzarada durdum, hem fotoğraf çekiyor, hem uzaktaki hayvanları seyrediyorum. Derken yanımda Hollanda plakalı bir Mercedes 300 TE durdu. Kaportasındaki güneş yanıkları ve sararmış farlarıyla bitik görünüyordu. İçinden bir genç indi, epey sohbet ettik. Askermiş, maaşı 3200 euro. “Yıllık izindeyim. Bu arabayı 2000 euro’ya alıp grand tour yapmak için buralara geldim,” dedi. Arka koltukları yatırmış, battaniyesiyle yastığıyla güzel de bir yatak yapmış, kap kacağı doldurmuş, ’92 model otomobiliyle fıtır fıtır geziyor.

Hotel Belvédère dünyanın en ikonik binalarından biridir. Bakmayın Furka Geçidi’ndeki yalnız bina triplerine, karşısındaki otoparka en az 100 otomobil girer ve restoranlar, kafeler ve hediyelik eşya mağazası hınca hınç doludur. Yamaçtaki masalarda Furka’nın nefis manzarasına karşı kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Ben de öyle yaptım. Bir kahve alıp kuruldum masalardan birine, yaktım sigaramı manzarayı seyrediyorum. O esnada yaşlı bir teyzenin kullandığı, 1946 model olduğunu sonradan öğrendiğim bir Jaguar girdi otoparka. Masalar hep dolu olduğundan şarabını aldı, geldi yanıma oturdu. Selamlaştık, tanıştık, manzarayı seyretmeye devam ettik. Biz muhabbet ederken iki genç İtalyan geldi oturabilir miyiz diye. Buyur ettim. Porsche GT3 ile gelmişler. Ellerinde GoPro’lar, tek dertleri ortamın tadını çıkarmak. Mutlular. Herkes mutlu.

Klausen’de de buna benzer bir şey yaşamıştım. Yol kenarında fotoğraf çekerken bir Ferrari Italia geldi aynı cebe. Genç bir İtalyan arkadaş indi. Selamlaştık. Yalnız gelmiş. Arabasını gösterdim, “bununla da keyfi ayrı çıkar buraların,” dediğim gibi anahtarı uzattı. “Aşağı kadar git gel, Ferrari ile gerçekten başka oluyor,” dedi. Bunu söylerken yüzündeki ifade “al da Ferrari gör” değil, “gel bu zevki paylaşalım,” ifadesiydi.

Bu örnekleri vermemin sebebi, Alp geçitlerinde bindiğiniz otomobilin fiyatının çok da önemli olmadığını anlatabilmek. Ne tür bir otomobille giderseniz gidin, sadece kendiniz olun.

Yani Türkiye’de maalesef alıştığımız, “arabam şekil önümden çekil” kültürü buralarda yok. Öyle tribe girer de şımarıklık yaparsanız hoş karşılanmaz.

Elbette karşılıklı saygıyı asla es geçmemek lazım. Yavaş bir otomobiliniz varsa ve dikiz aynanızda bir GT3 RS’in farlarını gördüyseniz “bana ne yavaş gitsin” diyerek aheste aheste devam etmek yerine yol vermek güzel bir jest olur.

Hızlı bir otomobiliniz varsa ve gazlamak için geldiyseniz de özellikle kör virajlarda yol babanızın malıymış gibi içe kapanıp dönerek karşıdan gelenleri riske atmak yerine kör virajları efendi gibi dönüp yanlama işini görüş açısı yüksek virajlara bırakmanız daha şık bir davranış olur.

Alp geçitleri, bulundukları bölgeye göre ciddi şekilde farklılık gösterebiliyorlar. Kimisinde geniş platolarda yer alan uzun düzlüklerde keyifle gazlama imkanı varken, kimisinde de viraj dönmekten gazlamayı düşünmeye vaktiniz bile olmuyor. O nedenle teknik olarak şu otomobil daha iyi demek zor.

Genel olarak asfalt çok temiz, yollar çok bakımlı. İsviçre Alplerinde yol kenarlarındaki elektrikli çitler sayesinde hayvan riski de yaşamıyorsunuz, dilediğiniz gibi gazlayabilirsiniz.

Önceki Yazı Post

Sonraki Yazı Post

Sen ne diyorsun?

© 2007 - 2018 Pit Café